
"Denizcilikte Yeni Rekabetin Anahtarı İnsan Kaynağı ve Dijital Dönüşüm Olacak."
Piri Reis Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nafiz Arıca, Kabotaj Kanunu'nun denizcilik eğitimine...
Prof. Dr. Nafiz ARICA
Piri Reis Üniversitesi Rektörü
Piri Reis Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nafiz Arıca, Kabotaj Kanunu'nun denizcilik eğitimine sağladığı tarihsel katkıları değerlendirirken, Türkiye'nin denizci insan kaynağındaki mevcut konumunu, gençlerin sektöre kazandırılması için atılması gereken adımları ve yapay zekâ ile dijital dönüşümün denizcilik eğitimine etkilerini kapsamlı şekilde ele alıyor. Arıca, Kabotajın ikinci yüzyılında Türk denizciliğinin küresel rekabette daha güçlü bir konuma ulaşabilmesi için insan kaynağı, teknoloji, eğitim ve entegre denizcilik ekosisteminin taşıdığı kritik öneme ilişkin değerlendirmelerini paylaşıyor.
Kabotaj Kanunu'nun Türk denizcilik eğitiminin gelişimine katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kabotaj Kanunu'nun 1 Temmuz 1926 tarihinde kabul edilmesi, Türk denizciliği açısından yalnızca ekonomik bağımsızlığın kazanılması anlamına gelmemiş; aynı zamanda denizcilik sisteminin ve denizcilik eğitiminin kurumsallaşması ile modernleşmesinde de en önemli dönüm noktalarından biri olmuştur.
Kabotaj Kanunu'ndan önce Osmanlı denizlerinde ticaret, liman işletmeciliği ve gemi yönetimi büyük ölçüde yabancı sermayenin ve yabancı kaptanların kontrolündeydi. Kanunla birlikte ise Türkiye'nin karasularında yalnızca Türk bayraklı gemilerin faaliyet göstermesi ve bu gemilerde Türk vatandaşlarının görev alması esası benimsendi. Bu durum, kısa sürede çok sayıda yetişmiş Türk kaptanına, çarkçıya (gemi makineleri mühendisine) ve gemi adamına ihtiyaç doğurdu. Ortaya çıkan bu ihtiyaç, devletin denizcilik eğitimini stratejik bir öncelik olarak ele almasını sağladı.
Cumhuriyet'in ilanının ardından, 1909 yılında kurulan Millî Bahriye Ticaret Mektebi mevcut ihtiyaçları karşılamakta yetersiz kalmaya başlamıştı. Bu nedenle okul, 1928 yılında İstanbul Liman Şirketi'ne bağlanarak Âli Deniz Ticaret Mektebi adını aldı. Daha sonraki yıllarda Yüksek Denizcilik Okuluna dönüşen kurum, günümüzde ise İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi olarak eğitim faaliyetlerini sürdürmektedir.
Bu süreçte eğitim programları; seyir, astronomi ve gemi makineleri gibi alanlarda uluslararası standartlara uygun şekilde yeniden düzenlendi. Okulun yatılı eğitim sistemine geçmesiyle birlikte Anadolu'nun dört bir yanından başarılı gençlerin denizcilik eğitimi almasının önü açıldı.
Kabotaj hakkının kazanılmasıyla kurulan devlet denizcilik işletmeleri de eğitim süreçlerinin en önemli destekçilerinden biri oldu. Öğrencilerin teorik bilgilerini uygulamaya dönüştürebilecekleri staj gemileri ve atölye imkânları sistematik bir yapıya kavuştu. Deniz ticaretinin gelişmesiyle birlikte mezunların istihdam olanakları güvence altına alınırken, bu durum denizcilik mesleğine olan ilgiyi de önemli ölçüde artırdı.
Aynı dönemde denizcilikle ilgili mevzuat sürekli geliştirilerek güncellendi. Böylece hem mesleki standartların oluşturulması hem de denizcilik alanındaki hukuki altyapının güçlendirilmesi sağlandı.
Türkiye'nin denizci insan kaynağı açısından mevcut durumunu nasıl görüyorsunuz?
Türkiye, genç nüfusu ve köklü denizcilik eğitim kurumları sayesinde bugün dünyanın en önemli denizci zabit yetiştiren ülkelerinden biri konumundadır.
Özellikle gemi kaptanı ve gemi makineleri zabiti yetiştirme konusunda dünyada ilk beş ülke arasında yer alıyoruz. Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) tarafından belirlenen STCW standartlarını eksiksiz karşılıyor, hatta Avrupa Birliği'nin denizcilik alanındaki denetim otoritesi olan EMSA standartlarına da uyum sağlıyoruz.
Bugün denizcilik fakültelerimizde bulunan simülatör merkezleri, teknolojik altyapıları bakımından dünya standartlarında eğitim verebilecek seviyeye ulaşmıştır.
Gençlerin denizcilik sektörüne ilgisini artırmak için neler yapılmalı?
Gençlerin denizcilik mesleğinden uzak durmasının en önemli nedenlerinden biri, dünyadan kopacaklarını ve sosyal yaşamdan uzak kalacaklarını düşünmeleridir.
Günümüzde gelişen internet teknolojileri sayesinde denizcilerin aileleri ve sosyal çevreleriyle bağlarını koparmadan çalışabilmeleri sağlanmalıdır. Artık insanları altı, hatta dokuz ay boyunca kesintisiz denizde tutmak oldukça güçtür. Bu nedenle sektörün, üç-dört aylık daha kısa ve esnek kontrat modellerine yönelmesi, denizcilerin yaşadığı sosyal izolasyonun azaltılmasına önemli katkı sağlayacaktır.
Öte yandan gemilerin tonajları büyürken sayıları azalmaktadır. Buna karşılık denizcilik fakültelerinin sayısı ve öğrenci kontenjanları sürekli artmaktadır. Bu durum, öğrencilerin zorunlu altı ay ile bir yıl arasındaki deniz stajlarını yapabilecekleri nitelikli gemi bulmalarını giderek zorlaştırmaktadır.
Bir diğer önemli konu ise gençlerin denizcilik mesleğine bakışıdır. Bugün hâlâ birçok genç, denizciliği eski, paslı ve ağır sanayiye dayalı bir meslek olarak algılıyor. Oysa artık otomasyonun hemen her gemiye entegre edildiği, ileri teknolojilerin doğrudan gemi işletmeciliğine yansıdığı bir dönemde yaşıyoruz.
Yeni neslin denizciliği, yalnızca bir ulaşım sektörü değil; aynı zamanda yüksek teknoloji, mühendislik ve lojistiğin iç içe geçtiği modern bir meslek olarak görmesi sağlanmalıdır.
Ayrıca gençlere denizciliğin yalnızca kaptanlık mesleğinden ibaret olmadığı anlatılmalıdır. Deniz hukuku, gemi brokerliği, liman işletmeciliği, marina yönetimi, lojistik, klas kuruluşları ve deniz sigortacılığı gibi birçok kariyer alanı bulunduğu daha etkin şekilde tanıtılmalıdır.
Bugünün gençleri için emekliliğe kadar yalnızca gemide çalışmaya dayalı bir yaşam modeli artık sürdürülebilir değildir. Bu nedenle denizcilik sektöründe, belirli dönemlerde karadaki görevleri de kapsayan ve farklı eğitimlerle desteklenen kariyer planlamalarının oluşturulması büyük önem taşımaktadır.
Denizcilik sevgisi ve kültürü ilkokuldan başlayarak genç yaşlarda kazandırılmalıdır. Çocukların denizle erken yaşlarda tanışması, gelecekte denizcilik sektörüne yönelmelerini kolaylaştıracaktır.
Sektöre ilgiyi artıracak bir diğer unsur ise kadınların denizcilikte daha fazla yer almasıdır. Kadın istihdamının artması, hem sektörün gelişimine katkı sağlayacak hem de genç nesiller açısından denizciliğin daha kapsayıcı bir meslek olarak algılanmasına yardımcı olacaktır.
Yapay zekâ, dijitalleşme ve otomasyon denizcilik eğitimini nasıl dönüştürüyor?
Günümüzde dijitalleşme, otomasyon, yüksek kapasiteli bilgi teknolojileri ve yapay zekâ uygulamaları, diğer sektörlerde olduğu gibi denizcilik sektörünü de köklü biçimde dönüştürmektedir.
Eğitimin temel amacı yalnızca bugünün ihtiyaçlarını karşılamak değil, geleceğin mesleklerine de hazırlıklı insan kaynağı yetiştirmektir. Bu doğrultuda meteoroloji, kapsamlı bilgi sistemleri, sensör teknolojileri ve ileri veri analitiği gibi alanlar eğitim programlarına giderek daha fazla dâhil edilmektedir.
Geleneksel eğitim yöntemleri de önemli ölçüde değişmektedir. Yapay zekâ destekli akıllı simülatörler, sanal gerçeklik (VR) ve artırılmış gerçeklik (AR) teknolojileri artık denizcilik eğitiminde yaygın olarak kullanılmaktadır.
Entegre köprüüstü ve makine simülatörleri uzun yıllardır eğitim sistemimizin önemli bir parçasıydı. Ancak yapay zekâ teknolojilerinin bu sistemlere entegre edilmesiyle birlikte eğitim çok daha ileri bir seviyeye taşınmıştır.
Eskiden fiziksel gücün ön planda olduğu denizcilik mesleğinde bugün bilgi teknolojileri, otomasyon ve dijital sistemler belirleyici hale gelmiştir.
Bu nedenle denizcilik fakülteleri artık yalnızca eğitim veren kurumlar değil, aynı zamanda araştırma ve teknoloji geliştirme merkezleri olma yolunda ilerlemektedir.
Büyük veri (Big Data), makine öğrenmesi (Machine Learning), veri madenciliği (Data Mining), dijital ikiz (Digital Twin) ve siber güvenlik gibi alanlar da denizcilik eğitim programlarının ayrılmaz parçaları haline gelmiştir.
Teknolojik dönüşümle birlikte bazı meslekler ortadan kalkarken, bazıları yeniden şekillenmekte, bazı yeni meslekler ise ortaya çıkmaktadır.
Uzaktan eğitim teknolojilerinin gelişmesi sayesinde denizciler artık gemiden ayrılmadan eğitimlerine devam edebilmekte, bu da yaşam boyu öğrenme anlayışını daha uygulanabilir hale getirmektedir.
Bugün üniversitelerin büyük bölümünde uzaktan eğitim ile yüz yüze eğitimi bir araya getiren Öğrenme Yönetim Sistemleri (Learning Management System – LMS) kurulmakta ve sürekli geliştirilmektedir.
Günümüz denizcilik eğitimindeki en önemli hedef ise akademik bilgi ile mesleki uygulamaları uyum içerisinde planlamak ve öğrencileri teknolojiyi etkin şekilde kullanabilecek donanımla mezun etmektir.
Kabotajın ikinci yüzyılında Türk denizciliğini şekillendirecek en önemli unsur sizce nedir?
Cumhuriyet'in ilk yıllarından bu yana öncelikli hedefimiz; denizlerimizde tam egemenlik sağlamak, bunun için gerekli altyapıyı ve mevzuatı oluşturmak ve denizcilik sektörüne nitelikli insan kaynağı yetiştirmek olmuştur. Ancak bugün değişen dünya düzeni, denizcilik sektörüne de yeni sorumluluklar ve yeni öncelikler getirmektedir.
Bunların başında hiç kuşkusuz yeşil dönüşüm ve karbonsuzlaşma gelmektedir. Alternatif enerji kaynaklarının geliştirilmesi, daha düşük karbon salımı yapan yakıtların kullanılması ve bu alanda oluşturulan uluslararası düzenlemelere uyum sağlanması artık sektörün vazgeçilmez gündemidir.
Deniz ticareti uluslararası ölçekte son derece rekabetçi bir sektördür. Bu rekabet ortamında dijital dönüşüm ve ileri düzey otomasyon artık bir tercih değil, zorunluluktur.
Önümüzdeki 10 ila 20 yıllık dönemde uzaktan kontrollü gemiler, otonom gemiler, tersanelerde ve limanlarda robot teknolojilerinin kullanımı ile yapay zekâ destekli gemi trafik yönetim sistemleri denizcilik sektörünün en önemli çalışma alanları arasında yer alacaktır.
Diğer taraftan deniz işletmelerindeki teknik ve ticari süreçlerin dijitalleştirilmesi, blokzincir (blockchain) tabanlı uygulamaların yaygınlaşması ve akıllı veri yönetim sistemlerinin kullanılması sektörün verimliliğini önemli ölçüde artıracaktır.
Günümüzde gemilerde görev yapan mürettebatlar farklı milletlerden oluşuyor ve kadın denizcilerin sayısı da her geçen gün artıyor. Bu çok uluslu ve çok kültürlü çalışma ortamının beraberinde getirdiği sosyal, kültürel ve iletişim kaynaklı sorunlara da bugünden hazırlıklı olmamız gerekiyor.
Artık klasik anlamda güverte ve makine zabitliği kavramları da dönüşüyor. Günümüz denizcisi; temel mühendislik bilgisiyle birlikte bilgi teknolojileri, otomasyon ve dijital sistemlere hâkim olmak zorundadır.
Bu nedenle otomasyon, robotik, mekatronik, enerji sistemleri ve kaynak mühendisliği gibi disiplinlerin de denizcilik eğitim sistemine daha güçlü şekilde entegre edilmesi gerekmektedir.
Önümüzdeki yıllarda gemilerde, tersanelerde ve limanlarda görev alacak insan kaynağı planlanırken bu çok disiplinli ve hibrit meslek yapısı dikkate alınmalıdır.
Ayrıca Hindistan, Filipinler ve Malezya gibi ülkeler bugün yalnızca zabit değil, tayfa eğitiminde de önemli yatırımlar yapmaktadır. Dünyada tayfa arzı ihtiyacın üzerindedir. Böylesine yoğun rekabetin yaşandığı bir ortamda Türk denizcilerinin uluslararası pazarda güçlü şekilde yer alabilmesi için eğitim kalitesini sürekli yükseltmek zorundayız.
Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılına girerken Türkiye'nin denizcilikte küresel ölçekte daha güçlü bir konuma ulaşabilmesi için atılması gereken en önemli adım sizce nedir?
1 Ocak 2025 tarihi itibarıyla 1.000 grostonun üzerindeki Türk sahipli gemi sayısı 2.159'dur. Bunların yalnızca 404'ü Türk bayrağı taşırken, 1.743'ü, yani yaklaşık yüzde 88'i yabancı bayrak altında faaliyet göstermektedir.
Toplam 50 milyon 184 bin 717 DWT taşıma kapasitesinin yaklaşık 43,9 milyon DWT'lik bölümü yabancı bayraklı gemilerden, 6,2 milyon DWT'lik bölümü ise Türk bayraklı gemilerden oluşmaktadır.
Türkiye, gemi adedi bakımından dünyada 13'üncü sırada yer alırken, dünya toplam taşıma kapasitesinin yaklaşık yüzde 2,1'ine sahiptir.
Ülkemizin coğrafi konumu, Türkiye'yi doğal bir lojistik üs haline getirebilecek büyük avantajlar sunmaktadır.
Son çeyrek asırda limanlarımızın sayısı ve kapasiteleri önemli ölçüde artırıldı. Denizcilik mevzuatımız uluslararası standartlarla uyumlu hale getirildi ve filomuz büyük ölçüde yenilendi.
Ancak bütün bu gelişmelere rağmen denizcilik sektörümüzün lojistik sistemiyle tam anlamıyla bütünleştiğini söylemek henüz mümkün değildir.
Bugün dünyanın en güçlü lojistik merkezleri; limanlarını, kara yolu, demir yolu ve hava yolu ağlarıyla etkin şekilde entegre etmiş ülkelerdir.
Türkiye açısından da en önemli konulardan biri, limanlarımızın kara, demir ve hava yolu ulaşım sistemleriyle daha güçlü biçimde bütünleştirilmesidir.
Bir diğer önemli ihtiyaç ise bütünleşik bir denizcilik ekosisteminin oluşturulmasıdır.
Deniz operasyonları, liman işletmeciliği, tersanecilik, su ürünleri, marina ve yat işletmeciliği, kısa mesafe deniz taşımacılığı, bayrak ve liman devleti uygulamaları, gemi kurtarma faaliyetleri, sahil güvenlik hizmetleri ve gemi trafik yönetimi gibi birbirini tamamlayan alanların daha koordineli bir yapı içerisinde yönetilmesi gerekmektedir.
En azından bu kurumlar arasında koordinasyonu sağlayacak güçlü ve etkin bir mekanizmanın oluşturulması büyük önem taşımaktadır.
Türkiye'nin ilk ve tek denizcilik üniversitesi olan Piri Reis Üniversitesi olarak biz de deniz ticaretinin gemi operasyonları, liman işletmeciliği, yatçılık, marinacılık, mühendislik ve deniz hukuku gibi tüm bileşenlerini aynı sistem içerisinde buluşturmaya çalışıyoruz.
Bugüne kadar elde ettiğimiz sonuçlar, bu yaklaşımın doğru olduğunu göstermektedir.
Aynı anlayışın, Türk denizcilik sektörünün tüm paydaşları arasında da güçlü bir koordinasyon mekanizmasıyla hayata geçirilmesi gerektiğine inanıyorum.
Sözlerimi, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün denizciliğe verdiği önemi en güzel şekilde ifade eden şu sözleriyle tamamlamak isterim:
"En uygun coğrafi konumda ve üç tarafı denizlerle çevrili olan Türkiye; endüstrisi, ticareti ve sporu ile en ileri denizci ulus yetiştirmek yeteneğindedir. Bu yetenekten yararlanmasını bilmeliyiz. Zaferi; denizi kontrol altında tutan, ihtiyacı olan şeyi ihtiyacı olduğu zaman istediği yere ulaştırabilen ülke kazanır."











HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.