
"Denizleri Korumak, Aslında Geleceğimizi Korumaktır"
DenizTemiz Derneği/TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu, Kabotaj Kanunu'nun yalnızca...
Şadan KAPTANOĞLU
TURMEPA (DenizTemiz Derneği) Yönetim Kurulu Başkanı
DenizTemiz Derneği/TURMEPA Yönetim Kurulu Başkanı Şadan Kaptanoğlu, Kabotaj Kanunu'nun yalnızca Türkiye'nin denizlerdeki egemenliğini pekiştiren tarihi bir düzenleme olmadığını, aynı zamanda deniz çevresinin korunması açısından da güçlü bir zemin oluşturduğunu söyledi. Türkiye'nin denizlerini tehdit eden çevresel risklerden sürdürülebilir denizcilik yatırımlarına, TURMEPA'nın yürüttüğü projelerden Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılındaki önceliklere kadar önemli değerlendirmelerde bulunan Kaptanoğlu, "Denizleri korumak, aslında geleceğimizi korumaktır." mesajını verdi.
Kabotaj Kanunu'nun deniz çevresinin korunmasına dolaylı katkılarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kabotaj Kanunu'nun temelinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün ekonomik bağımsızlığı güçlendirme ve Türkiye'nin denizlerde kendi imkânlarıyla var olmasını sağlama vizyonu yatıyor. Atatürk'ün ortaya koyduğu bu anlayış, yalnızca deniz ticaretinin millileştirilmesini değil, aynı zamanda denizlerimizin yönetimi ve geleceği konusunda sorumluluğun da ülkemize ait olmasını sağlamıştır. Denizlerine sahip çıkan bir ülkenin, bu doğal zenginliği koruma konusunda da daha güçlü bir irade ortaya koyabileceğine inanıyorum.
Kabotaj Kanunu'nun sağladığı millî denizcilik altyapısı, deniz çevresinin korunmasına yönelik politika ve uygulamaların daha etkin şekilde hayata geçirilmesine de önemli katkı sunuyor. Güçlenen ticaret filomuz, gelişen tersanelerimiz, modern limanlarımız ve uluslararası ölçekte faaliyet gösteren Türk denizcilik şirketleri sayesinde sektörümüz hem ekonomik hem de teknolojik açıdan önemli bir seviyeye ulaştı. Bu gelişim, çevre dostu teknolojilere yatırım yapılmasını da mümkün kılıyor.
Bugün alternatif yakıt kullanan gemilerin yaygınlaştırılması, limanlarda karbon emisyonunu azaltacak uygulamalar ve sürdürülebilir denizcilik yatırımları, Kabotaj Kanunu'nun oluşturduğu güçlü sektör yapısı sayesinde daha sağlam temeller üzerinde ilerleyebiliyor.
Dolayısıyla Kabotaj Kanunu'nu, ekonomik bağımsızlığın yanında denizlerimizi gelecek nesillere daha temiz ve sağlıklı bırakma sorumluluğunu yerine getirmemizi destekleyen stratejik bir kazanım olarak değerlendiriyorum. Atatürk'ün ortaya koyduğu bu vizyonun, bugün çevreci ve sürdürülebilir denizcilik anlayışıyla daha da ileri taşınması gerektiğine inanıyorum.
Türkiye'nin denizlerinde karşılaşılan en önemli çevresel tehditler nelerdir?
Bugün Türkiye'nin denizlerini tehdit eden çevresel sorunları birbirinden bağımsız değerlendirmek mümkün değil. İklim krizi, deniz kirliliği, biyoçeşitlilik kaybı, kıyı alanları üzerindeki baskılar ve doğal yaşam alanlarının tahribatı birbirini besleyen bir tablo oluşturuyor.
Özellikle iklim değişikliğinin etkisiyle deniz suyu sıcaklıklarının artması, ekosistemlerde önemli değişimlere yol açıyor. Bunun sonucunda istilacı türlerin yayılımı hızlanıyor, hassas türler yaşam alanlarını kaybediyor ve denizlerin doğal dengesi giderek daha kırılgan hâle geliyor.
Bunun yanında plastik atıklar, arıtılmadan denize ulaşan atık sular ve karasal kaynaklı kirlilik de denizlerimizin karşı karşıya olduğu en önemli tehditler arasında yer alıyor. Bu sorunlar yalnızca deniz canlılarını değil; balıkçılığı, kıyı ekonomisini ve toplum sağlığını da doğrudan etkiliyor.
Denizleri yalnızca korunması gereken doğal alanlar olarak görmek yeterli değil. Denizler, iklim krizine karşı elimizdeki en güçlü doğal müttefiklerden biri. Dünyanın en büyük karbon yutak alanları denizlerde bulunuyor. Deniz çayırları başta olmak üzere deniz ekosistemleri, atmosferdeki karbonun tutulmasına katkı sağlayarak iklim dengesinin korunmasında kritik bir rol üstleniyor. Bu nedenle denizleri korumak, aslında geleceğimizi korumak anlamına geliyor.
TURMEPA olarak biz de çalışmalarımızı bu bütüncül bakış açısıyla sürdürüyoruz. Çevre eğitiminden deniz temizliğine, bilimsel araştırmalardan teknoloji destekli projelere kadar geniş bir alanda faaliyet yürütüyor; son yıllarda ise özellikle karbon yutak alanlarının korunması ve artırılmasına odaklanıyoruz. Deniz çayırlarının yeniden ekilmesi ve sualtı ekosistemlerinin güçlendirilmesine yönelik projelerimiz, denizlerin iklim değişikliğiyle mücadelede üstlendiği kritik rolü desteklemeyi hedefliyor.
İnanıyorum ki Türkiye'nin denizlerini korumanın yolu; bilimsel veriye dayalı politikaları, güçlü kurumlar arası iş birliğini ve toplumun her kesiminde çevre bilincini birlikte güçlendirmekten geçiyor. Çünkü denizler hem bugünümüzün hem de gelecek nesillerin yaşam güvencesi. TURMEPA olarak 32 yıldır bu anlayışla çalışıyor ve tek bir mesajın altını çiziyoruz: "Deniz varsa hayat var."

DenizTemiz Derneği/TURMEPA'da denizlerin korunması ve sürdürülebilir denizcilik kültürünün yaygınlaşması için nasıl çalışmalar yürütüyorsunuz?
Deniz taşımacılığında sürdürülebilirlik yalnızca teknolojik dönüşümle değil, güçlü bir çevre bilinciyle mümkün olabilir. DenizTemiz Derneği/TURMEPA olarak kuruluşumuzdan bu yana denizlerimizin karşı karşıya olduğu sorunları tespit ediyor, kamu, özel sektör, akademi ve toplumun farklı kesimlerini ortak çözümler etrafında buluşturuyoruz. Amacımız, denizlerin korunmasını ortak bir sorumluluk anlayışıyla ele alarak tüm paydaşları çözümün bir parçası hâline getirmek.
TURMEPA, 32 yıl önce değerli büyüğüm Rahmi M. Koç'un öncülüğünde, denizcilik camiasının önde gelen isimleri ve İMEAK Deniz Ticaret Odası'nın desteğiyle kuruldu. Bugün ise Türkiye'de deniz koruma alanında öncü, yön veren ve ilham kaynağı olan bir sivil toplum kuruluşu olarak çalışmalarını sürdürüyor. Ben de göreve başladığım günden bu yana bu güçlü mirası geleceğe taşıyacak, ülkemizin çevre ve deniz vizyonunu büyütecek projelere odaklandım.
Bu vizyonun önemli adımlarından biri, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından başlatılan Sıfır Atık hareketine "Mavi" boyutunu kazandırmamız oldu. Cumhurbaşkanımızın eşi Sayın Emine Erdoğan Hanımefendi'nin himayelerinde yürüttüğümüz Sıfır Atık Mavi çalışmalarıyla denizlerin korunmasına yönelik güçlü bir toplumsal farkındalık oluşturduk.
Marmara Denizi'nde yaşanan müsilaj sürecinde ise Marmara Denizi Eylem Planı Koordinasyon Kurulu'nda yer alan tek sivil toplum kuruluşu olarak özellikle eğitim ve farkındalık odaklı kalıcı projeler geliştirdik.
Bu doğrultuda çocuklardan gençlere, denizcilik sektörü çalışanlarından yerel yönetimlere kadar toplumun farklı kesimlerine yönelik eğitim ve farkındalık çalışmaları yürütüyoruz. Deniz kirliliğinin önlenmesi, atık yönetimi, deniz ekosistemlerinin korunması ve iklim değişikliğiyle mücadele başlıklarında eğitimler, seminerler, kıyı ve deniz dibi temizlikleri ile bilimsel projeler gerçekleştiriyor, sürdürülebilir denizcilik kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlıyoruz.
Eğitim çalışmalarımızı teknolojiyle de buluşturuyoruz. Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz kodlama sınıflarıyla çevre bilincini dijital eğitim modelleriyle destekledik. İstanbul'da başlayan bu modeli daha sonra Hatay, İskenderun ve Samandağ'a taşıyarak deprem bölgesindeki gençlerle buluşturduk. Son olarak ise Göcek'te uygulamaya aldık.
Sahada da öncü uygulamalara imza atıyoruz. Türkiye'nin ilk deniz süpürgeleri ve sıvı atık alım teknelerini hizmete kazandıran TURMEPA olarak, görev süremizde filomuzu büyüterek deniz temizliği kapasitemizi daha da artırdık.
Bugün çalışmalarımızı Millî Eğitim Bakanlığı, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Sıfır Atık Vakfı başta olmak üzere çok sayıda kurum ve kuruluşla iş birliği içinde yürütüyoruz. Aynı anda 20'nin üzerinde proje gerçekleştiriyor, deniz çayırlarının yeniden kazandırılması, mercanların korunması ve deniz ekosistemlerinin güçlendirilmesine yönelik bilimsel çalışmalarla denizlerimizin geleceğine katkı sunuyoruz.
Edindiğimiz bilgi ve deneyimi uluslararası platformlara da taşıyoruz. Son beş yıldır Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı'nda (COP), Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızla birlikte projelerimizi dünyayla paylaşıyoruz.
TURMEPA olarak sürdürülebilir denizcilik anlayışının toplumun her kesiminde benimsenmesi için çalışmaya ve mavi geleceğimizi güçlü iş birlikleriyle inşa etmeye kararlılıkla devam edeceğiz.
Kabotaj filosunun çevreci dönüşümünü hızlandırmak için hangi adımlar atılmalı?
Türkiye'nin iç deniz taşımacılığı filosunun çevreci dönüşümü, çevrenin korunması açısından olduğu kadar denizcilik sektörünün uluslararası rekabet gücü açısından da önemli bir gereklilik.
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO), 2023 yılında kabul ettiği sera gazı stratejisiyle denizcilik sektörünün 2050 yılına kadar net sıfır emisyona ulaşmasını hedeflerken, 2030 yılına kadar uluslararası deniz taşımacılığında kullanılan enerjinin en az yüzde 5'inin, mümkünse yüzde 10'unun sıfır veya sıfıra yakın emisyonlu yakıtlardan sağlanmasını öngörüyor. Aynı zamanda sektörün toplam sera gazı emisyonlarının 2008 yılına kıyasla 2030 yılına kadar en az yüzde 40 oranında azaltılması hedefleniyor.
Bu hedeflere ulaşabilmek için düşük emisyonlu ve enerji verimli gemi teknolojilerine yönelik yatırımların teşvik edilmesi, alternatif yakıtların kullanımını destekleyecek yakıt ikmal altyapısının oluşturulması ve limanlarımızın yeşil dönüşümünün hızlandırılması büyük önem taşıyor. Nitekim BIMCO da sektörün önündeki en büyük zorluklardan birinin alternatif yakıtların henüz olgunlaşmamış olması, yakıt tedarik zincirlerinin ve liman altyapısının yeterince gelişmemiş bulunması olduğunu vurguluyor.
Bunun yanında atık alım hizmetlerinin yaygınlaştırılması, uluslararası çevre standartlarına uyumun güçlendirilmesi ve denizcilik çalışanlarının çevre bilincini artıracak eğitimlerin yaygınlaştırılması gerekiyor.
Çünkü sürdürülebilir denizcilik yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmakla değil; doğru finansman modelleri, güçlü altyapı, eğitim ve kamu, özel sektör ile sivil toplumun ortak hareket ettiği bütüncül bir yaklaşımla mümkün olabilir. Bu dönüşümü başarıyla gerçekleştirebilirsek hem denizlerimizi koruyabilir hem de Türk denizciliğinin küresel rekabet gücünü daha da ileri taşıyabiliriz.
Denizcilik sektörünün çevresel sorumlulukları konusunda ne tür mesajlar vermek istersiniz?
Denizcilik, dünya ticaretinin omurgasını oluşturan vazgeçilmez bir sektör. Ancak bu gücün beraberinde büyük bir çevresel sorumluluk da getirdiğini unutmamalıyız. Denizleri yalnızca bir ulaşım ve ticaret yolu olarak değil, yaşamın devamlılığını sağlayan ve korunması gereken eşsiz ekosistemler olarak görmeliyiz.
Bugün sürdürülebilir denizcilik yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmakla sağlanamaz. Bunun temelinde güçlü bir çevre bilinci, eğitim, farkındalık ve tüm paydaşların ortak sorumluluk anlayışıyla hareket etmesi yatıyor. Kamu, özel sektör, sivil toplum ve bireyler aynı hedef doğrultusunda birlikte çalıştığında gerçek ve kalıcı bir dönüşüm mümkün olacaktır.
Elbette daha temiz yakıtlar, enerji verimliliği yüksek gemiler, etkin atık yönetimi ve karbon emisyonlarının azaltılması büyük önem taşıyor. Ancak çevreyi koruma kültürünü sektörün ayrılmaz bir parçası hâline getirebilirsek, bu dönüşüm çok daha güçlü ve kalıcı olacaktır.
Denizler bize emanet. Bugün göstereceğimiz özen ve kararlılık, gelecek nesillere bırakacağımız en değerli miraslardan biri olacaktır.
Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılına girerken, Türkiye'nin denizcilikte küresel ölçekte daha güçlü bir konuma ulaşabilmesi için atılması gereken en önemli adım sizce nedir?
Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılına girerken en önemli önceliğin, Cumhuriyet'in denizcilik vizyonunu yeni nesil teknolojiler ve sürdürülebilirlik anlayışıyla daha ileri taşımak olduğuna inanıyorum.
Bugün yalnızca güçlü bir ticaret filosuna sahip olmak yeterli değil; aynı zamanda çevreci, dijitalleşmiş ve yüksek katma değer üreten bir denizcilik ekosistemi oluşturmak gerekiyor. Gemi inşa sanayisinde ileri teknolojilere yatırım yapılması, alternatif yakıt kullanan gemilerin yaygınlaştırılması, limanların demiryolu bağlantılarıyla daha etkin hâle getirilmesi ve dijital liman uygulamalarının geliştirilmesi bu dönüşümün temel unsurları olacaktır.
Bununla birlikte, denizcilik eğitimi ve nitelikli insan kaynağına yapılacak yatırımlar da büyük önem taşıyor. Türkiye bugün dünya denizlerinde görev yapan önemli sayıda denizci yetiştiren ülkelerden biri konumunda. Bu potansiyelin daha da güçlendirilmesi, bilimsel araştırmaların desteklenmesi ve denizcilik teknolojilerinde yerli üretimin artırılması, ülkemizin küresel rekabet gücünü önemli ölçüde yükseltecektir.
Kabotaj Kanunu geçmişte Türkiye'nin denizlerdeki egemenliğinin ve ekonomik bağımsızlığının temelini oluşturdu. İkinci yüzyılında ise bu mirası korumanın en doğru yolu, mevcut haklarımızı muhafaza ederek yenilikçi, sürdürülebilir ve rekabetçi bir denizcilik anlayışıyla sürekli geliştirmektir.
Böylece Türkiye, hem bölgesel hem de küresel ölçekte deniz ticaretinde, gemi inşa sanayisinde ve denizcilik teknolojilerinde çok daha güçlü bir konuma ulaşacaktır.











HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.