
"Kabotajın İkinci Yüzyılında Hedefimiz Daha Güçlü, Daha Rekabetçi ve Daha Sürdürülebilir Bir Türk Denizciliği"
Kabotaj Kanunu'nun yürürlüğe girişinin 100. yılı, Türk denizciliğinin bir asırlık gelişimini değerlendirmek ve geleceğe yönelik hedefleri yeniden ortaya koymak açısından tarihi bir dönüm noktası niteliği taşıyor.
Tamer KIRAN
İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı
İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, Kabotaj Kanunu'nun yalnızca deniz taşımacılığına ilişkin bir düzenleme olmadığını, Türkiye'nin denizlerdeki egemenlik haklarının, ekonomik bağımsızlığının ve milli denizcilik vizyonunun temel taşlarından biri olduğunu vurguluyor. Kıran'a göre, Kabotaj'ın ikinci yüzyılında Türkiye'nin önceliği; güçlü deniz ticaret filosunu daha da geliştirmek, limanların rekabet gücünü artırmak, gemi inşa sanayisini ileri teknolojilerle desteklemek ve sürdürülebilir denizcilik anlayışını tüm sektör genelinde daha da güçlendirmek olmalı.
Kabotaj Kanunu'nun yürürlüğe girişinin 100. yılında, bu tarihî düzenlemenin Türk denizciliği açısından taşıdığı önemi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk denizcilik tarihinin en önemli dönüm noktalarından biri olan Kabotaj Kanunu'nun yürürlüğe girişinin 100. yıl dönümünü büyük bir gurur ve heyecanla kutluyoruz.
1 Temmuz 1926 tarihinde yürürlüğe giren 815 sayılı Kabotaj Kanunu ile Türkiye Cumhuriyeti, kendi limanları ve kara sularındaki deniz taşımacılığı ile denizcilik faaliyetlerini Türk bayrağına ve Türk vatandaşlarına emanet ederek denizlerdeki egemenlik haklarını fiilen tesis etmiştir. Lozan Barış Antlaşması ile kazanılan bağımsızlığımızın denizlerdeki en önemli tamamlayıcısı olan Kabotaj Kanunu; yalnızca bir ulaştırma düzenlemesi değil, ekonomik bağımsızlığımızın, millî egemenliğimizin ve Türk denizciliğinin gelişiminin temel taşıdır.
Bu tarihî kazanım, 20 Temmuz 1936 tarihinde İsviçre’ni Montrö kentinde imzalanan Boğazlar Sözleşmesi ile daha da güçlenmiş, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenlik hakları uluslararası hukuk bakımından tam anlamıyla tesis edilmiştir. Böylece Cumhuriyetimizin denizlerdeki bağımsızlık anlayışı, hukuki ve stratejik açıdan bütünlüğüne kavuşmuştur.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılına girerken Türk denizciliğinin ulaştığı seviyeyi nasıl değerlendiriyorsunuz?
Günümüz denizciliğinde ileri konumda bulunan ülkelere baktığımızda, bu seviyeye birkaç yüzyılı bulan uzun gelişim süreçlerinin ardından ulaştıklarını görüyoruz. Türk denizciliği ise geride bıraktığımız yaklaşık bir asır içerisinde son derece önemli bir gelişim göstermiştir.
Bugün ülkemiz, güçlü deniz ticaret filosu, dünya standartlarında hizmet veren limanları, uluslararası başarılarıyla öne çıkan tersaneleri, nitelikli insan kaynağı ve denizcilik eğitimiyle dünyanın sayılı denizci ülkeleri arasında yer almaktadır. Dünya deniz ticaret filosunda 11'inci sıraya yükselmiş olmamız da bu gelişimin en somut göstergelerinden biridir.
Tersanecilikten limancılığa, gemi inşasından denizcilik eğitimine kadar birçok alanda uluslararası ölçekte rekabet edebilen bir seviyeye ulaştık. Türk tersanelerimizin üretim ve ihracattaki başarıları, savunma sanayisine sundukları katkılar, limanlarımızın operasyonel kapasitesi ve yetişmiş insan kaynağımız, bugün ulaştığımız seviyenin temel unsurlarıdır.
Son yıllarda yaşanan jeopolitik gelişmeler, deniz ticaretinin stratejik önemini yeniden gündeme taşıdı. Siz bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünyada son dönemde yaşanan gelişmeler, denizciliğin stratejik önemini her zamankinden daha güçlü biçimde ortaya koyuyor. Karadeniz'de devam eden savaş, Orta Doğu'daki çatışmalar, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı'ndaki güvenlik riskleri, enerji güvenliğine ilişkin endişeler ve küresel ticaret yollarında yaşanan belirsizlikler, güçlü bir denizcilik altyapısına sahip olmanın ülkeler açısından vazgeçilmez olduğunu bir kez daha göstermiştir.
Bugün dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 87'si deniz yoluyla gerçekleştiriliyor. Bu nedenle uluslararası siyasette, ekonomide ve güvenlik alanında yaşanan gelişmeler doğrudan deniz taşımacılığına yansıyor. Küresel tedarik zincirlerinde ortaya çıkan kırılmalar da deniz ticaretinin dünya ekonomisi açısından taşıdığı kritik rolü açık biçimde ortaya koyuyor.
Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin jeostratejik konumu, bu gelişmeler ışığında çok daha büyük bir değer kazanmıştır. Türkiye; coğrafi konumu, gelişmiş denizcilik altyapısı ve dinamik özel sektörüyle değişen küresel dengeler karşısında önemli avantajlara sahiptir.
Kabotajın ikinci yüzyılına girerken dünya denizciliği önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Bu süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?
Dünya denizciliği, çevresel dönüşümün, teknolojik ilerlemelerin ve küresel ticaret anlayışındaki değişimin etkisiyle tarihî bir dönemden geçiyor.
Enerji güvenliği, güvenli deniz yolları ve dayanıklı denizcilik altyapısı, ülkelerin ekonomik ve stratejik güvenliğinin ayrılmaz bir parçası hâline gelmiştir. Bu yeni dönemde yalnızca mevcut kapasiteyi korumak yeterli değildir. Değişen ticaret rotalarına, çevresel düzenlemelere ve teknolojik yeniliklere hızlı biçimde uyum sağlayabilmek gerekiyor.
Türkiye'nin sahip olduğu avantajları doğru değerlendirmesi ve küresel denizcilikte yaşanan dönüşümü zamanında okuyabilmesi, Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılındaki en önemli sorumluluklarımızdan biri olacaktır.
Uluslararası Denizcilik Örgütünün çevre hedefleri ve yeşil dönüşüm sürecini Türk denizciliği açısından nasıl değerlendiriyorsunuz?
Denizcilik sektörü, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yürürlüğe giren yeni uluslararası düzenlemelerden doğrudan etkilenmektedir. Karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik yükümlülükler, alternatif yakıt teknolojileri ve çevre odaklı uygulamalar, sektörümüzü kapsamlı bir dönüşüm sürecine taşımaktadır.
Uluslararası Denizcilik Örgütünün 2023 yılında kabul ettiği sera gazı azaltım stratejisi, denizcilik açısından yeni bir dönemin başlangıcını ifade etmektedir. 2050 yılında net sıfır emisyon hedefine ulaşılabilmesi için gemi işletmecilerinden tersanelere, limanlardan yakıt ve ekipman üreticilerine, kamu otoritelerinden eğitim kurumlarına kadar bütün paydaşların aynı hedef doğrultusunda hareket etmesi gerekmektedir.
Artık denizcilikte rekabet yalnızca daha fazla gemiye sahip olmakla ölçülmüyor. Çevreci, dijital, güvenli ve dirençli bir denizcilik ekosistemi kurabilen ülkeler, geleceğin küresel denizcilik sektöründe daha güçlü bir konuma ulaşacaktır.
Bu dönüşüm sürecinde Türkiye'nin güçlü yönleri nelerdir?
Türkiye, bu dönüşümü başarıyla yönetebilmek için önemli bir altyapıya ve sektörel birikime sahiptir.
Türk tersaneleri, yüksek katma değerli ve ileri teknoloji gerektiren projelerde uluslararası başarılar elde ediyor. Limanlarımız, artan kapasiteleri ve operasyonel kabiliyetleriyle küresel ticaret ağlarının önemli merkezleri arasında yer alıyor. Nitelikli insan kaynağımız, gelişmiş denizcilik eğitimimiz ve girişimci özel sektörümüz de dönüşüm kabiliyetimizi destekliyor.
Bu potansiyelin sürdürülebilirlik, dijitalleşme ve yenilikçi teknolojilerle desteklenmesi hâlinde Türkiye'nin Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılında denizcilikte çok daha güçlü bir konuma ulaşacağına inanıyorum.
Türk denizciliğinin geleceğinde kamu ile özel sektör iş birliğini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türk denizciliğinin bugün ulaştığı seviyede kamu kurumlarımız ile özel sektörümüzün uzun yıllara dayanan iş birliğinin önemli katkısı bulunmaktadır. Önümüzdeki dönemde bu iş birliğinin daha da güçlendirilmesi gerekmektedir.
Denizcilik, tek bir kurumun veya sektör bileşeninin yön verebileceği bir alan değildir. Armatörlerden tersanelere, liman işletmelerinden denizcilik eğitim kurumlarına, yakıt üreticilerinden teknoloji ve ekipman sağlayıcılarına kadar tüm paydaşların ortak bir vizyon doğrultusunda hareket etmesi büyük önem taşımaktadır.
Özellikle yeşil dönüşüm, dijitalleşme ve yeni yakıt teknolojileri gibi geniş kapsamlı değişimlerin başarıyla yönetilebilmesi, güçlü koordinasyon, ortak akıl ve uzun vadeli planlama gerektiriyor. Türk denizciliğinin uluslararası rekabet gücünü artırmasında kamu ile özel sektör arasındaki etkin iş birliği belirleyici olacaktır.
Bu kapsamda Türkiye Denizcilik Zirvesi gibi organizasyonların sektöre nasıl katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?
Denizcilik sektörü, çok farklı alanları bünyesinde barındıran ve sürekli değişen küresel dinamiklerden etkilenen stratejik bir yapıya sahiptir. Böyle bir dönemde sektörün tüm paydaşlarını aynı platformda buluşturan organizasyonların önemi her geçen gün artmaktadır.
Türkiye Denizcilik Zirvesi'nin yalnızca Türk denizciliğinin mevcut durumunun değerlendirilmesine değil, küresel denizcilik sektörünün geleceğine ilişkin ortak bir vizyon geliştirilmesine de önemli katkı sağlayacağına inanıyorum.
Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımızın öncülüğünde yürütülen bu tür çalışmaların sektörümüzün uluslararası rekabet gücünü artıracağını, kamu, özel sektör ve akademi arasındaki diyaloğun güçlenmesinin Türk denizciliğinin geleceği açısından önemli bir kazanım olacağını düşünüyorum.
Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılına girerken Türk denizciliğinin önüne nasıl bir vizyon koymak gerekiyor?
Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılına adım attığımız bu dönemde, deniz ticaret filomuzu güçlendirmek, limanlarımızın rekabet gücünü artırmak, gemi inşa sanayimizi ileri teknolojilerle desteklemek, denizcilik eğitiminde mükemmeliyeti sürdürmek ve çevre dostu denizcilik anlayışını geliştirmek ortak sorumluluğumuzdur.
Cumhuriyetimizin ikinci yüzyılında denizciliğimizi her alanda daha ileriye taşıyarak ülkemizin ekonomik kalkınmasına, dış ticaretine ve küresel rekabet gücüne daha fazla katkı sağlamalıyız.
Yeni dönemin rekabet şartlarını sürdürülebilirlik, teknoloji, dijitalleşme ve güçlü insan kaynağı belirleyecektir. Bu nedenle geleceğin ihtiyaçlarını doğru analiz eden, değişime zamanında uyum sağlayan ve uzun vadeli hedeflere odaklanan bir denizcilik vizyonu geliştirmeliyiz.
Kabotaj Kanunu'nun 100. yılı dolayısıyla denizcilik camiasına vermek istediğiniz son mesaj nedir?
Kabotaj Kanunu, yalnızca geçmişimizin önemli bir kazanımı değil, geleceğe yön veren güçlü bir vizyonun da temelidir. Bir asır önce denizlerde millî egemenliğimizin tesisi amacıyla atılan bu tarihî adım, bugün Türk denizciliğinin ulaştığı seviyenin en önemli dayanaklarından biri olmayı sürdürmektedir.
Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün, “Denizciliği Türk'ün büyük millî ülküsü olarak düşünmeli ve onu az zamanda başarmalıyız.” sözü bugün de bizlere yol göstermektedir. Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılına girerken bu ülküyü daha ileri taşımak, denizciliğimizi her alanda güçlendirmek ve gelecek nesillere daha rekabetçi, sürdürülebilir ve güçlü bir denizcilik sektörü bırakmak hepimizin ortak sorumluluğudur.
Bu duygu ve düşüncelerle başta Cumhuriyetimizin kurucusu Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, Kabotaj Kanunu'nun hayata geçirilmesinde emeği bulunan devlet adamlarını, denizlerdeki bağımsızlığımız uğruna can veren aziz şehitlerimizi, deniz kazalarında hayatını kaybeden denizcilerimizi ve ömrünü Türk denizciliğinin gelişimine adamış, bugün aramızda bulunmayan tüm denizcilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyor, Kabotaj Kanunu'nun 100. yıl dönümünü ve 1 Temmuz Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nı en içten dileklerimle kutluyorum.











HABERE YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.