Mustafa BANKAOĞLU
Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü
Deniz trafiğinin her geçen gün daha karmaşık hale geldiği, dijitalleşme, siber güvenlik ve iklim değişikliğinin denizcilik sektörünü yeniden şekillendirdiği bir dönemde, Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü üstlendiği kritik görevlerle Türkiye'nin denizlerdeki güvenliğinin en önemli unsurlarından biri olmayı sürdürüyor.
Deniz Endüstri'nin Kabotaj Bayramı'nın 100. yılına özel hazırladığı dosya kapsamında sorularımızı yanıtlayan Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Mustafa Bankaoğlu, kurumun son yıllarda hayata geçirdiği yatırımları, teknolojik dönüşüm sürecini ve gelecek vizyonunu değerlendirdi. Bankaoğlu, deniz emniyetinin yalnızca seyir güvenliğiyle sınırlı olmadığını; Türkiye'nin lojistik gücü, Mavi Vatan'daki stratejik varlığı ve küresel denizcilikteki rekabetçiliği açısından da kritik bir rol üstlendiğini vurguluyor.
Kabotaj taşımacılığının güvenli şekilde yürütülmesinde Kıyı Emniyeti'nin rolünü nasıl tanımlarsınız?
Türkiye denizlerinde her türlü denizcilik faaliyetlerinin emniyetli, verimli ve kesintisiz olarak sürdürülmesi ekonomimiz açısından hayati bir öneme sahiptir. Bu faaliyetlerin önemli bir parçası olan kabotaj taşımacılığı, aynı zamanda ulusal lojistik güvenliğinin de önemli bir unsurudur.
Denizlerimizde seyir emniyetinin artırılmasına yönelik olarak Kuruluşumuzun sunduğu gemi trafik hizmetleri, seyir yardımcıları hizmeti, kılavuzluk ve römorkörcülük hizmetleri, gemi kurtarma hizmeti, deniz ve kara tahlisiye hizmetleri kabotaj hattında hizmet veren gemilerimizin de güvenli şekilde faaliyetlerini sürdürmelerine olanak sağlamaktadır.
Özellikle Türk Boğazlarının stratejik bir suyolu ve enerji geçiş koridoru olması nedeniyle boğazlarımızda seyir emniyetinin artırılması ve yoğun gemi trafiğinin verimlilik esasıyla yönetilmesine yönelik görev ve faaliyetlerimize Kuruluşumuzca özel bir önem addedilmektedir.
Filomuzda yer alan gemi kurtarma, deniz kirliliği ile mücadele gemilerimiz, acil müdahale römorkörlerimiz, tahlisiye botlarımız ve hızlı can kurtarma botlarımız ile birlikte toplam 115 parça deniz aracımız, denizde acil müdahale ve gemi kurtarma konusunda uzmanlaşmış personelimiz ile 7/24 esasıyla kesintisiz olarak görev yapmaktadır.
Bu kapsamda, deniz kazalarına acil müdahale, gemi kurtarma, gemilerden kaynaklı çevre kirliliği ile denizde veya deniz kıyısında meydana gelen yangınlarla mücadele, denizde can kurtarma, kara tahlisiye istasyonlarımız ile deniz kazalarına karadan müdahale hususlarında önemli bir kurumsal kapasite ve yetkinliğe ulaşmış durumdayız.
Dolayısıyla Kıyı Emniyeti Genel Müdürlüğü’nü yalnızca denizde seyir emniyetini artırmaya yönelik görev yapan bir kuruluş olarak değil; Türkiye’nin kabotaj taşımacılığının sürekliliğini, rekabetçiliğini ve sürdürülebilirliğini destekleyen stratejik bir paydaş olarak da değerlendirmek gerekir.
Son yıllarda deniz emniyeti alanında gerçekleştirilen önemli yatırımlar nelerdir?
Türkiye deniz yetki alanlarında, Türk Boğazlarında ve sorumluluk sahalarımızda deniz ve seyir emniyetinin artırma misyonu doğrultusunda Kuruluşumuzun temel stratejisi; sürekli kapasite artırımı ve altyapı yatırımları ile kurumsal etkinlik ve yeteneklerini en üst seviyeye çıkarmaktır.
Bu doğrultuda son beş yılda; 10 acil müdahale römorkörü, 15 rigid inflatable bot, 18 kılavuzluk hizmet botu filomuza katılmıştır. Halen inşası devam eden ve 2026 yılı içerisinde teslim edilecek 3 acil müdahale römorkörü ve 16 adet Hızlı Can Kurtarma Botu, 2027 yılında teslim edilecek 5 acil müdahale römorkörü de filomuza eklenecektir. 2027 yılında ihalesi planlanmakta olan 45 ile 60 ton çekme kapasiteli 4 acil müdahale römorkörünün de inşası başlayacaktır.
Kuruluşumuz bünyesinde verilmekte olan deniz haberleşme sistemlerinin modernizasyonu projesi kapsamında birinci faz olarak Aselsan tarafından operasyon merkezi ve Navtex istasyonlarının kurulması tamamlanmış olup ikinci faz kapsamında tüm VHF, MF ve HF istasyonlarının kurulumu devam etmektedir.
Tübitak ile yürütülen proje kapsamında da İstanbul Boğazı akustik akıntı ölçüm sistemi bileşeni olarak Çanakkale Boğazı akustik akıntı ölçüm sisteminin kurulumu da 2024 yılında tamamlanarak hizmete alınmıştır.
Yine Aselsan tarafından üstlenilen Milli Gemi Trafik Hizmetleri Radar Geliştirme Projesi kapsamında da 3 adet GTH radarının kurulumu tamamlanmış olup 8 adet ilave radarın kurulumu için de sözleşme imzalanmıştır.
Türk Boğazları ve kıyı sularında gemi trafiğinin güvenli yönetimi için hangi teknolojiler kullanılıyor?
Türk Boğazları özelinde seyir emniyetinin artırılmasına yönelik en temel teknoloji son sistem seyir yardımcılarının yanı sıra yoğun gemi trafiğinin yönetilmesinde en etken rolü oynayan gemi trafik hizmetleri ile birlikte yine kuruluşumuzca verilen kılavuzluk ve römorkörcülük ile gemi kurtarma hizmetleridir.
İstanbul Boğazı özelinde 2025 yılı içinde 40 binin üzerinde gemi hareketi ile toplam 422 milyon ton yük taşındığı, Çanakkale Boğazında ise 2025 yılında yine 44 bin gemi hareketi ile 570 milyon ton yük taşındığı göz önüne alındığında ne büyüklükte bir riskin yönetildiği açığa çıkmaktadır.
Bu kadar yoğun ve nitelikli gemi trafiğinin seyir emniyeti, çevre ve deniz, can ve mal güvenliği ekseninde yönetilmesi 2003 yılında kurulan İstanbul ve Çanakkale Boğazlarında konuşlu Türk Boğazları Gemi Trafik Hizmetleri Merkezlerimiz tarafından yürütülmektedir. Gelişen süreçte, 2017 yılında Havelsan ile imzalanan sistem yükseltme projesi kapsamında GTH yazılımı, radar, elektro optik gözetleme sistemleri, VHF haberleşme sistemlerinin geliştirilmesi ile yerli olarak GTH merkezleri kurabilme imkân ve kabiliyetine ulaşılmıştır.
Yine kuruluşumuzca İzmit, İzmir ve Mersin Gemi Trafik Hizmetleri Merkezlerimiz üzerinden gemi trafik hizmeti verilmekte olup bu sistemlere de yerli teknoloji radar ve diğer GTH sistem bileşenlerinin entegrasyonu ile yenileştirme çalışmaları planlanmaktadır.
Öte yandan, Kuruluşumuzun ulusal otorite olarak hizmet verdiği seyir yardımcıları sistemleri kapsamında Türk deniz yetki alanlarında 485 seyir feneri ve 134 seyir şamandırası olmak üzere toplam 619 seyir yardımcısı bileşeni bulunmaktadır. Tüm sistemin birleşik ağ üzerinden operasyonel durumunu takip etme ve tek bir merkezden yönetilmesi entegrasyon sistemi sağlanmıştır.
İklim değişikliği ve aşırı hava olayları deniz emniyetini nasıl etkiliyor?
İklim değişikliği, günümüzde sadece denizcilik sektörünün değil mal ve hizmet üretiminden ulaştırmaya lojistik zincirinin tüm diğer bileşenlerinin de karşı karşıya olduğu en önemli küresel risklerden biri haline gelmiştir. Ancak doğası gereği denizcilik, beklenmedik hava ve deniz şartlarından direkt olarak can, mal ve çevre riskleri açısından olumsuz şekilde etkilenmektedir. Uzun yıllar boyunca deniz emniyeti daha çok gemi teknolojileri, insan faktörü ve trafik yoğunluğu ekseninde değerlendirilirken, bugün iklim değişikliği kaynaklı riskler bu denklemin merkezine yerleşmiş durumdadır.
İklim değişikliği ile birlikte aşırı hava olaylarının sıklığında ve şiddetinde bir artış yaşanıyor. Ani ve beklenmedik fırtınalar, kuvvetli rüzgâr sistemleri, aşırı yağışlar, düzensiz çalkantılar ve değişken akıntı rejimleri, denizcilik faaliyetlerinin planlanmasını ve emniyetli şekilde sürdürülmesini daha karmaşık hale getiriyor.
Tabii olarak bu noktada sadece geminin direkt olarak maruz kaldığı riskler yanında seyir yardımcıları, kılavuzluk hizmetleri ve römorkör hizmetlerinin de kesintisiz ve etkin bir şekilde yürütülmesine yönelik olarak iklim değişikliğinin getirdiği ilave risklerin de yerinde ve zamanında değerlendirilerek öncelikli tedbirlerin alınması önemli.
Türkiye'nin bulunduğu coğrafya da bu değişimden direkt etkileniyor. Özellikle İstanbul ve Çanakkale Boğazları gibi yoğun trafik bölgelerinde ani hava değişimleri seyir emniyeti açısından ciddi riskler oluşturabiliyor. Görüş mesafesinin aniden düşmesi, kuvvetli akıntılar veya beklenmedik rüzgâr etkileri, gemi manevralarını zorlaştırarak kaza riskini artırabiliyor. Bu nedenle deniz trafik hizmetlerinin, kılavuzluk hizmetleri ile acil müdahale kapasitesinin yetkinliğinin önemi her geçen gün daha da artıyor.
İklim değişikliğinin bir diğer etkisi ise deniz tehlikesine maruz kalmış gemilere acil müdahale operasyonlarında görülüyor. Daha sık yaşanan aşırı hava olayları, denizde yardım taleplerinin artmasına ve müdahale süreçlerinin daha zorlu koşullarda gerçekleştirilmesine neden olabiliyor. Bu durum, deniz emniyeti kurumlarının teknolojik altyapılarını güçlendirmelerini ve operasyonel hazırlık seviyelerini sürekli güncel tutmalarını gerektiriyor.
Bu noktada Kuruluşumuzun rolü daha da kritik hale geliyor. Gelişmiş gemi trafik hizmetleri ve karar destek sistemleri, seyir yardımcıları ve meteorolojik veri entegrasyonu, erken uyarı mekanizmaları, etkin acil müdahale ve kurtarma kapasitesi ve güçlü operasyonel koordinasyon sayesinde iklim kaynaklı risklerin etkileri önemli ölçüde azaltılabiliyor.
Deniz emniyetinin sürdürülebilir şekilde sağlanabilmesi için sektörün iklim değişikliğinin getirdiği risklerin etkin şekilde yönetilmesine yönelik olarak teknolojik yatırımlarını artırması ve risk yönetimi anlayışını yeni gerçekliklere göre yeniden şekillendirmesi gerekmektedir. Bu süreçte deniz emniyeti kurumlarının bilgi, deneyim ve koordinasyon kapasitesi, denizlerde güvenliğin en önemli teminatlarından biri olmaya devam edecektir.
Kabotajın ikinci yüzyılında deniz güvenliği alanındaki öncelikleriniz nelerdir?
Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin denizlerimizdeki egemenliğinin tapu senedi olarak Kabotaj Kanunu’nun yürürlüğe girişinin üzerinden bir asır geçmiş olması, yalnızca önemli bir tarihî dönüm noktası olarak değil, aynı zamanda geleceğe yönelik yeni sorumlulukları da beraberinde getirmesi açısından önemli. Kabotajın ikinci yüzyılına girerken temel hedefimiz, Türkiye’nin denizlerdeki egemenlik haklarını ve deniz taşımacılığı kapasitesini daha ileriye taşırken, deniz emniyetini uluslararası standartların da ötesine taşıyacak bir anlayışı hayata geçirmektir.
Bugün deniz ve seyir emniyeti kavramı artık çok daha geniş bir çerçevede ele alınıyor. Nihai amaç olarak yalnızca deniz kazası risklerinin minimize edilmesi değil; deniz trafiğinin etkin ve verimli yönetimi, çevrenin korunması, kritik altyapıların güvenliği, siber dayanıklılık, acil durumlara hazırlık ve operasyonel sürdürülebilirlik de bu yaklaşımın temel unsurları arasında yer alıyor. Bu nedenle önceliklerimizi belirlerken hem mevcut ihtiyaçları hem de geleceğin risklerini dikkate alıyoruz.
Temel önceliğimiz, deniz trafik yönetiminde, seyir emniyetine yönelik seyir yardımcılarımızda ve gemi trafik hizmetlerimizde teknolojik altyapı ve kapasitemizi sürekli geliştirmektir. Özellikle İstanbul ve Çanakkale Boğazları gibi dünyanın en yoğun ve stratejik suyollarında, gelişmiş izleme sistemleri ve karar destek mekanizmalarıyla deniz emniyet seviyesini daha da yukarı taşımayı hedefliyoruz.
Bir diğer önemli önceliğimiz, can kurtarma ve deniz kazalarına acil müdahale kapasitesinin güçlendirilmesidir. Denizlerde meydana gelebilecek her türlü kazaya, çevre kirliliğine veya insanî acil durumlara en hızlı ve en etkin şekilde müdahale edebilmek için filomuzu, teknik altyapımızı ve insan kaynağımızı sürekli geliştirmeye devam ediyoruz. Deniz emniyetinde reaksiyon hızı ve koordinasyon kabiliyeti, çoğu zaman kazanın etkilerini temelden belirleyen en kritik faktörlerden biridir.
Öte yandan dijitalleşme ve siber güvenlik alanlarına da özel önem veriyoruz. Denizcilik sektörü giderek daha fazla veri odaklı ve entegre sistemlerle çalışıyor. Bu dönüşüm, büyük avantajlar sağlarken yeni güvenlik risklerini de beraberinde getiriyor. Kritik denizcilik altyapılarının ve operasyonel sistemlerin siber tehditlere karşı korunması, önümüzdeki yılların en önemli çalışma alanlarından biri olacaktır.
Ancak teknoloji kadar önemli olan bir diğer unsur da insan kaynağıdır. Deniz güvenliğinin merkezinde her zaman eğitimli ve yetkin insan gücü yer almaktadır. Bu nedenle personel eğitimine, kurumsal bilgi birikiminin geliştirilmesine ayrı bir önem veriyoruz.
Deniz ve seyir emniyeti ülkemizin ekonomik gücünün, lojistik kapasitesinin ve mavi vatandaki stratejik varlığının da temel dayanaklarından biridir. Bu anlayışla, geçmişten aldığımız tecrübeyi geleceğin ihtiyaçlarıyla buluşturarak Türkiye’nin denizlerinde emniyet çıtasını sürekli yükseltmeye devam edeceğiz.
Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılına girerken, Türkiye'nin denizcilikte küresel ölçekte daha güçlü bir konuma ulaşabilmesi için atılması gereken en önemli adım sizce nedir?
Bu soruya tek bir tek bir madde ile yanıt vermek denizcilik ekosisteminin doğası gereği çok da mümkün değil. Küresel rekabette öne geçmek artık tekil müdahalelerle değil, bütünleşik bir kapasite mimarisinin geliştirilmesinden geçiyor. Ancak bu çerçevede en kritik eşik, Türkiye’nin denizcilik alanında tüm yönleri ile bütünleşik, veri odaklı ve stratejik karar üretme kapasitesinin oluşturulmasıdır.
Küresel denizcilikte var olabilmek; filo büyüklüğü, liman ve kıyı altyapıları kapasitesi veya coğrafi konum avantajı kadar veri, teknoloji, proaktif yaklaşım kabiliyeti ve kurumsal koordinasyon üzerinden de şekilleniyor. Dolayısıyla Türkiye’nin kabotaj taşımacılığı ve küresel deniz taşımacılığında büyük oyuncuya dönüşümünde en temel unsur, yalnızca fiziksel kapasiteyi artırmak değil; bu kapasiteyi yöneten aklın da dönüşmesidir.
Örneğin, gemi trafiği yönetiminin etkin bir şekilde yürütülebilmesi, liman operasyonları, meteorolojik veriler, risk analizleri ve deniz emniyet sistemlerinin dijital entegrasyon altında tek bir ekosistem içinde birleştirilmesi ile bu verilerin gerçek zamanlı işlenmesi ve karar destek sistemlerine dönüşmesiyle mümkün hale geliyor.
Bir diğer önemli husus da denizcilikte insan kaynağı niteliğinin yeniden tanımlanması ihtiyacıdır. Deniz insanı olmak artık veri analitiği, siber güvenlik, otomasyon sistemleri ve kriz yönetimi gibi soft skill disiplinlerde de eğitim ve birikim talep etmektedir. Türkiye’nin denizcilikte rekabet gücü, bu yeni nesil yetkinlikleri üretebilen insan kaynağının büyüklüğüyle doğrudan ilişkili olacaktır.
Kurumsal koordinasyon ve karar alma hızı beraberinde denizcilik gibi yüksek riskli ve dinamik bir alanda, farklı kurumlar arasındaki uyum ve operasyonel senkronizasyon, denizde güvenlik ve verimlilik açısından belirleyicidir. Küresel ölçekte güçlü bir konum için sadece kapasite değil, o kapasitenin ne kadar hızlı ve etkin yönetildiği de kritik önemdedir.
Bunun yanı sıra, denizcilikte yeşil dönüşüm ve verimlilikle birlikte sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, küresel rekabet ve uyum için şarttır. Uluslararası deniz taşımacılığı karbon regülasyonları, çevresel standartlar ve yeşil lojistik kriterleriyle yeniden şekilleniyor. Türkiye’nin bu dönüşüme erken ve proaktif şekilde uyum sağlaması, küresel değer zincirindeki konumunu doğrudan etkileyecektir.
Özetle, Türkiye’nin kabotajın ikinci yüzyılında küresel ölçekte daha güçlü bir denizcilik aktörü olabilmesi için en kritik adım, daha fazla kapasiteyi hedeflemekle birlikte bu kapasiteyi akıllı, entegre ve hızlı karar veren bir sistem içinde örgütlemektir. Bu dönüşüm gerçekleştiğinde, coğrafi avantaj zaten stratejik avantaja dönüşecektir.