“Denizcinin İşi Veri Girmek Değil, Gemiyi Yönetmektir.”

Denizcilik sektörü, küresel ticaretin omurgasını oluşturmasına rağmen operasyonel düzeyde hâlâ parçalı, kopuk ve çoğu zaman manuel süreçlerle ilerliyor.

Enes DEMİRCİ
NOZZLE Genel Müdürü

NOZZLE Genel Müdürü Enes Demirci, bu dağınık yapının artık sürdürülebilir olmadığını vurguluyor. Ona göre mesele sadece süreçleri dijitalleştirmek değil; bakım, operasyon, satın alma ve uyum süreçlerini tek bir gerçeklik etrafında birleştirmek. Demirci ile denizcilikte dijital dönüşümün bugünü ve geleceğini konuştuk.

Nozzle’ı geliştirirken denizcilik sektöründe gözlemlediğiniz en kritik ihtiyaç neydi ve bu ihtiyaç sizi nasıl bir yazılım geliştirmeye yönlendirdi?
Denizcilik, küresel ticaretin yaklaşık %90’ını taşıyan dev bir sektör. Ancak operasyonel gerçekliğe baktığımızda hâlâ çok parçalı bir yapı görüyoruz. Aynı gemide ISM süreçleri hâlâ elle doldurulan formlar üzerinden ilerleyebiliyor, teknik bakım kayıtları farklı sistemlerde tutuluyor, satın alma süreçleri e-posta zincirlerine bağlı kalıyor ve envanter çoğu zaman Excel üzerinden yönetiliyor. Bu durum sadece verimsizlik yaratmıyor, aynı zamanda ciddi bir risk de oluşturuyor.

Gemilerde çok net gözlemlediğimiz bir durum var: Bir geminin operasyonunu yöneten kişi gün içinde sürekli sistem değiştiriyor. Sabah teknik bakım, gün içinde operasyon, ardından satın alma ve raporlama… Her biri farklı bir araçta yürütülüyor. Bu da şu problemi doğuruyor: Aynı gemi için birden fazla “doğru” oluşuyor. Regülasyon tarafı ayrı, operasyon ayrı, teknik ekip ayrı veriyle çalışıyor. Örneğin bir ISM kaydı tamamlanmış görünüyor ama o ekipmanın bakım geçmişi teknik sistemde eksik olabiliyor. Kâğıt üzerinde uyum varmış gibi görünse de operasyonel gerçeklikte ciddi boşluklar oluşuyor.

Biz bu noktada problemi şöyle tanımladık: Denizcilikte “single source of truth” yok. NOZZLE’ı tam olarak bu ihtiyaca cevap vermek için geliştirdik. Bugün sistemimizde teknik (PMS ve bakım), satın alma ve envanter, operasyon, crew yönetimi ile HSEQ ve regülasyon süreçleri tek bir platformda, birbirine entegre şekilde çalışıyor.

Yani bir ekipman bakımı yapıldığında teknik kayıt anında güncelleniyor, gerekirse otomatik olarak satın alma süreci tetikleniyor ve HSEQ tarafında izlenebilirlik sağlanıyor. Bu sadece bir dijitalleşme yaklaşımı değil, süreçlerin birbirine bağlanmasıdır.

Kısacası NOZZLE ile biz dağınık sistemleri dijitalleştirmekten öte, tek bir gerçeği inşa ediyoruz.

“Denizcinin işi veri girmek değil, gemiyi yönetmektir.”

Gemi yönetim süreçlerini tek bir platformda toplamak fikri pratikte hangi operasyonel zorlukları ortadan kaldırıyor?
Somut bir yerden başlayalım: Bugün birçok gemi yönetim şirketinde süreçler hâlâ dijital gibi görünse de aslında Excel, Word ve e-posta üzerinden ilerliyor. Yani sistem var gibi, ama aslında yok. Ortalama bir operasyonda bakım kayıtları ayrı bir yerde tutuluyor, mürettebat takibi başka bir dosyada yapılıyor, satın alma süreçleri e-mail zincirlerinde ilerliyor ve uyum ile ISM dokümanları manuel şekilde yürütülüyor.

Ve tüm bu yapıların ortak noktası şu: birbirleriyle konuşmuyorlar. Bunun gemide karşılığı oldukça net. Aynı veri defalarca giriliyor, kritik bilgiler gözden kaçabiliyor ve regülasyon gereklilikleri ciddi bir iş yüküne dönüşüyor.

Ama en kritik nokta şu: Gemi üzerindeki personel, asıl işi yerine veri toplamak ve girmekle vakit harcıyor. Bugün denizcilerden beklenenler arttı. Regülasyonlar daha sıkı, raporlama daha yoğun, denetimler daha detaylı. Ancak bu yükü azaltacak doğru araçlar olmadığı için süreçler daha da karmaşıklaşıyor.

Biz NOZZLE’ı geliştirirken odağımızı çok net belirledik: Denizcinin iş yükünü artırmak değil, azaltmak. Bugün 500’den fazla gemiye hizmet veriyoruz ve en net geri bildirim şu oluyor: Artık aynı veriyi tekrar girmiyoruz. Bu çok basit gibi görünüyor ama etkisi çok büyük. Tekrarlayan veri girişi ortadan kalkıyor, hata oranı dramatik şekilde düşüyor ve süreçler sadeleşiyor.

Ama asıl fark şu noktada ortaya çıkıyor: Veri bir kez girildiğinde tüm sistem boyunca akıyor. Örneğin bir bakım kaydı girildiğinde sistem otomatik olarak envanteri kontrol eder, gerekirse satın alma sürecini başlatır ve aynı veri HSEQ ile raporlama tarafında da kullanılır.

Yani sistem sadece kayıt tutmaz, süreci yönetir. Bu da şirketleri reaktif yapıdan proaktif yapıya taşır. Sorun çıktıktan sonra çözmek yerine, sorun oluşmadan önce önlem almak mümkün hale gelir.

Kısacası biz şunu yapıyoruz: Denizcinin işini kolaylaştırıyoruz, sistemlerin değil.

“Tek bir ürün yok — her müşteri kendi NOZZLE’ını kuruyor.”

Nozzle’ın sunduğu modüler yapı kullanıcılar açısından nasıl bir esneklik sağlıyor?
NOZZLE’ı tasarlarken en başta şunu kabul ettik: Denizcilikte “tek doğru yapı” yok. Bugün sistemimiz Crew, PMS, Procurement, HSEQ, ISM ve Document Management, Finance, Certificates gibi temel modüllerin yanında; tanker operasyonları için TMSA, SIRE, CDI, kuru yük tarafı için RightShip ve gemi performansı ile karbon emisyon takibi gibi daha spesifik ihtiyaçlara da cevap verebiliyor.

Ama asıl mesele modül sayısı değil. Asıl mesele şu: Aynı ürünü kullanan iki şirketin ihtiyaçları tamamen farklı olabiliyor. Bir tanker işletmesi için uyum ve denetim süreçleri ön plandayken, başka bir firma için maliyet kontrolü ya da satın alma optimizasyonu daha kritik olabiliyor.

Biz de bu yüzden müşteriye hazır bir yapı dayatmak yerine, sistemi birlikte kurmayı tercih ediyoruz. Şirketlerle çok iç içeyiz. Geniş bir destek ekibimiz var ve sürekli gemilerden, operasyon ekiplerinden geri bildirim alıyoruz. Şunu çok net görüyoruz: Gemi tipi, sefer bölgesi, hatta geminin yaşı bile ihtiyaçları değiştiriyor.

Bu yüzden yaklaşımımız basit: Küçük bir filo, sadece ihtiyacı olan modüllerle başlasın. Sistemden değer aldıkça, büyüdükçe genişletsin. Bugün 3 gemili bir şirket sadece bakım, Crew ve ISM ile başlayabiliyor, daha sonra satın alma ve HSEQ ekliyor. Daha büyük yapılarda ise tüm modüller zaten birbiriyle konuşarak çalışıyor.

Biz buna kendi içimizde “LEGO mantığı” diyoruz ama aslında bundan biraz daha fazlası: Sistem sadece modüler değil, müşterinin operasyonuna göre şekil alan bir yapı. Bu yüzden NOZZLE’ı tek bir ürün olarak değil, şirketle birlikte büyüyen bir platform olarak görüyoruz.

“Altyapı bir tercih değil, bir strateji — biz ikisini de sunuyoruz.”

Bulut tabanlı ve on-premise seçeneklerini birlikte sunmanızın arkasındaki stratejik düşünce nedir?
Denizcilik sektörü dışarıdan bakıldığında tek tip gibi görünür, ancak aslında oldukça heterojen bir yapı vardır. Bazı şirketler tamamen buluta geçmiş durumdayken, bazıları veri güvenliği, regülasyonlar veya şirket politikaları nedeniyle kendi altyapısında kalmayı tercih ediyor. Özellikle büyük armatörlerde “veri bizim kontrolümüzde olmalı” yaklaşımını çok net görüyoruz. Diğer tarafta ise daha çevik yapılar yer alıyor ve bu yapılar “altyapıyla uğraşmayalım, hızlı ilerleyelim” diyor.

Biz bu iki dünyanın ortasında duruyoruz. Tek bir modeli zorlamak yerine her iki yapıyı da destekliyoruz. NOZZLE bugün bulut ortamında, özellikle Azure üzerinde, ölçeklenebilir şekilde çalışabiliyor. Aynı zamanda şirketlerin kendi sunucularında, yani on-premise olarak da kurulabiliyor.

Ancak burada önemli olan sadece sistemin nerede çalıştığı değil. Asıl mesele şu: Kullanıcı deneyimi ve sistem kabiliyeti her iki modelde de aynı kalmalı. Yani müşteri ister bulutta olsun ister kendi sunucusunda çalışsın, aynı modülleri kullanabiliyor, aynı performansı alabiliyor ve aynı entegrasyonları çalıştırabiliyor.

Bu yaklaşım teknik olarak ciddi bir mimari disiplin gerektiriyor. Stratejik olarak baktığımızda ise bunun bize iki büyük avantajı var. Birincisi, farklı regülasyonlara ve IT politikalarına sahip şirketlere ulaşabiliyoruz. İkincisi ise müşterinin dönüşüm sürecine eşlik edebiliyoruz. Biz bu yolculuğun her aşamasında aynı sistemle devam edebilmelerini sağlıyoruz.

Kısacası bizim için önemli olan sistemin nerede olduğu değil, müşterinin nasıl daha verimli çalıştığıdır.

Planlı bakım sistemi ve envanter yönetimi gibi modüller, gemi güvenliği ve operasyonel verimlilik açısından nasıl bir fark yaratıyor?
Bir gemide yaşanan teknik problem sadece bir ekipman arızası değildir; sefer gecikmesi, ek maliyet, hatta güvenlik riski anlamına gelir. Ancak gerçek olan şu ki bu arızaların büyük bir kısmı aslında öngörülebilir.

Sorun genellikle şu noktada başlar: Bakım planları bir yerde, envanter başka bir yerde, satın alma süreci ise tamamen ayrı ilerler. Yani sistemler birbirinden kopuk olduğu için şu basit zincir kurulamaz: Bakım gerekiyor, parça var mı, yoksa sipariş verildi mi?

Bu kopukluk nedeniyle bakımlar gecikebilir, kritik parçalar stokta bulunmayabilir ve aynı parçadan gereksiz yere fazla sipariş verilebilir.

NOZZLE’da bu süreci tek bir akış haline getirdik. Bir ekipman için bakım zamanı geldiğinde sistem otomatik olarak ilgili parçayı kontrol eder, stok yoksa satın alma sürecini tetikler ve tüm süreç izlenebilir hale gelir.

Bu entegrasyonun etkisi oldukça nettir. Bakım kaçırma oranları ciddi şekilde düşer, plansız arızalar minimize edilir ve stok maliyetleri optimize edilir.

Ancak en kritik fark şu noktada ortaya çıkar: Sistem sadece ne yapılması gerektiğini söylemez, aynı zamanda süreci başlatır. Böylece kullanıcıyı takip eden değil, kullanıcıya yol gösteren bir yapı oluşur.

Bu yaklaşım gemiyi daha güvenli, daha öngörülebilir ve daha verimli hale getirir.

Kısacası bakım ve envanter ayrı süreçler değil, aynı operasyonun iki yüzüdür.

“Denetimde başarının anahtarı, ne yaptığınızı nasıl kanıtladığınızdır.”

Uluslararası denizcilik standartlarına uyum süreçlerini yazılım üzerinden yönetmek, şirketlere ne tür avantajlar sağlıyor?
Denizcilikte uyumun temeli ISM sistemidir. Ancak bu yapı bununla sınırlı değildir. ISM’in üzerine MARPOL, ISPS, MLC gibi uluslararası regülasyonlar ve özellikle tanker operasyonlarında TMSA, denetim tarafında ise SIRE gibi daha detaylı değerlendirme yapıları eklenir.

Bugün konu sadece prosedür yazmak değildir; o prosedürlerin gemide gerçekten uygulandığını uçtan uca gösterebilmektir. NOZZLE’da biz bu yapıyı sadece dijital ortama taşımadık, birbirine bağlı bir sisteme dönüştürdük.

Bir denetimde oluşan bulgular sistemde kayıt altına alınır, bu bulgulara bağlı aksiyonlar tanımlanır ve gerektiğinde root cause analizleri ile neden-sonuç ilişkisi kurulur. Eğer bir eksiklik prosedürden kaynaklanıyorsa, bu durum doğrudan ISM sistemiyle ilişkilendirilir ve revizyon süreci başlatılır.

Aynı şekilde denetim sırasında gemide kimlerin bulunduğu, hangi dokümanın geçerli olduğu ve hangi prosedürün güncel olduğu tek bir yapı içinde izlenebilir hale gelir.

Safety meeting kayıtları, risk değerlendirmeleri ve drill süreçleri de aynı sistem içinde tutulur. Böylece sadece uyum sağlanmaz, aynı zamanda güçlü bir kurumsal hafıza oluşur.

Ve gemilerde en büyük fark şu noktada ortaya çıkar: Denetim artık hatırlamaya değil, sistemin sunduğu veriye dayanır. Personel, kendisine yöneltilen soruların karşılığını anlık olarak sistem üzerinden gösterebilir.

Bu yaklaşım denetim sürecini daha kontrollü hale getirir, stresi azaltır ve bulguların daha hızlı kapanmasını sağlar.

Kısacası uyum, takip edilen bir yük olmaktan çıkar ve yönetilen, aynı zamanda kanıtlanabilir bir sisteme dönüşür.

Gerçek zamanlı veri ve analiz kabiliyeti, filo yönetiminde karar alma süreçlerini nasıl dönüştürüyor?
Geleneksel modelde bir filo müdürü aylık raporları bekler, verileri Excel’de birleştirir ve kararlarını geçmişe bakarak alırdı. Zamanla bu yapı gelişti. Veriyi sadece görmek yetmedi, analiz etmek için BI araçları devreye girdi. Dashboard’lar oluştu ve karşılaştırmalar yapılmaya başlandı. Ancak bugün geldiğimiz noktada bir adım daha öteye geçiyoruz. Artık veri sadece gösterilmiyor, yorumlanıyor ve cevap üretiyor.

NOZZLE’da bir dashboard açtığınızda filodaki gemilerin bakım durumu, mürettebat uyumluluğu, açık satın alma talepleri ve yakıt tüketimi anlık olarak görülebiliyor. Bunun üzerine bir katman daha ekledik: NOZZLE Copilot. Bu yapı sayesinde kullanıcı artık sadece veriye bakmak zorunda değil, sisteme doğrudan soru sorabiliyor. Örneğin hangi gemide son üç ayda bakım maliyetlerinin arttığı, en çok arıza veren ekipmanın hangisi olduğu ya da yakıt tüketiminde anormal artış olan bir gemi bulunup bulunmadığı gibi sorulara sistem doğrudan cevap verebiliyor.

Bu noktada dönüşüm açık bir şekilde ortaya çıkıyor: Excel veri sunar, BI analiz yapar, NOZZLE Copilot ise yorum üretir ve aksiyona yönlendirir.

Bu dönüşüm karar alma şeklini kökten değiştiriyor. Somut bir örnek vermek gerekirse, yakıt maliyetleri bir geminin operasyonel giderlerinin yaklaşık yüzde 50 ila 60’ını oluşturur. Gerçek zamanlı veri, analiz ve Copilot desteğiyle tüketimdeki sapmalar erken fark edilir, sistem anormallikleri işaret eder ve kullanıcıya doğrudan yorum sunar.

Bu sayede tek bir gemide yılda on binlerce dolar tasarruf sağlamak mümkün hale gelir. Bunu 50 gemilik bir filoya uyguladığınızda ise ortaya çıkan etki çok daha büyük olur.

“Denizcinin işi teknolojiyle uğraşmak değil, gemiyi yönetmektir.”

Nozzle’ın 7/24 destek, uzaktan erişim ve yardım portalı gibi hizmetleri, denizcilik gibi kesintisiz işleyen bir sektörde nasıl bir fark yaratıyor?
Denizcilik 7 gün 24 saat, yılın 365 günü işleyen bir sektör. Bir gemi Singapur’da gece yarısı kritik bir durumla karşılaştığında süreci erteleme şansı yoktur. Ancak burada önemli bir gerçek var: Gemi üzerindeki ekiplerin asıl işi yazılım kullanmak değildir. Onların odağı operasyon, güvenlik ve seferin devamlılığı olmalıdır.

Bizim yaklaşımımız tam olarak bu noktada başlıyor. Teknolojiyi denizcinin işi haline getirmiyoruz, denizcinin işini teknolojiyle kolaylaştırıyoruz. Bu yüzden sadece destek vermek değil, sistemin gerçekten kullanılabilir ve sürdürülebilir olması bizim için kritik bir öneme sahip.

Bugün 30 kişilik ekibimizle kesintisiz destek veriyoruz. Ancak hedefimiz insanların sürekli bize ihtiyaç duyması değil, ihtiyaç duyduklarında yanında olmamızdır. Aynı zamanda sistemin öğrenilebilir ve erişilebilir olması için yardım portalı ve bilgi tabanı ile kullanıcıların kendi başlarına ilerleyebilmesini sağlıyoruz.

Böylece mürettebat teknolojiyle uğraşmak zorunda kalmıyor, süreçler kesintiye uğramıyor ve operasyon odağı korunuyor.

Aslında en önemli fark da burada ortaya çıkıyor: Bir yazılımın değeri sahada ne kadar sürdürülebilir ve kullanılabilir olduğuyla ölçülür.

Kısacası biz şunu yapıyoruz: Denizcinin yükünü artırmıyoruz, azaltıyoruz.

Küçük ölçekli filolardan büyük uluslararası şirketlere kadar geniş bir müşteri portföyüne hitap ediyorsunuz. Bu farklı ihtiyaçlara nasıl adapte oluyorsunuz?
Denizcilikte ölçek her şeyi değiştirir. Üç gemisi olan bir aile şirketi ile yüz gemilik uluslararası bir operatörün ihtiyaçları aynı değildir. Ancak doğru olan şu ki ikisinin de ortak beklentisi değişmez: operasyonel verimlilik ve uyum. Fark, bu hedefe nasıl ulaştıklarında ortaya çıkar.

Küçük filolar genellikle hızlı kurulum, sade kullanım ve düşük toplam maliyet ister. Biz bunu SaaS modeliyle karşılıyoruz. Sistem hızlı bir şekilde devreye girer, karmaşıklık yaratmaz ve minimum eforla çalışır.

Daha büyük filolarda ise beklenti tamamen değişir. Burada konu sadece sistemi kullanmak değil, sistemi kendi operasyonuna göre şekillendirmektir. Özelleştirilmiş iş akışları, gelişmiş raporlama ve diğer sistemlerle entegrasyon ön plana çıkar.

Biz bu iki farklı dünyayı tek bir yaklaşımla çözdük. Aynı platform, farklı konfigürasyonlarla her ölçeğe uyum sağlar. Bu bizim için sonradan geliştirilmiş bir özellik değil, en baştan bilinçli olarak alınmış bir mimari karardır.

Tek bir kod tabanı üzerinden küçük bir şirket sade bir yapı kullanabilirken, büyük bir organizasyon aynı sistemi derinlemesine özelleştirebilir. Ancak her iki durumda da sistem parçalanmaz, aynı bütün içinde kalır.

Kısacası bu, standart bir yazılım değil; uyum sağlayan bir yapıdır.

“Önümüzdeki 10 yılda asıl dönüşüm, sistemlerin karar alabilmesi olacak.”

Denizcilik sektörünün dijital dönüşümünde önümüzdeki 5–10 yıl içinde en büyük kırılım noktası sizce ne olacak ve Nozzle bu dönüşümde kendini nerede konumlandırıyor?
Denizcilik uzun süre veriyi topladı, ardından analiz etmeyi öğrendi. Şimdi ise üçüncü faza giriyoruz. Önümüzdeki 5–10 yılın en büyük kırılımı şu olacak: Sistemler sadece öneri sunmayacak, belirli sınırlar içinde karar alabilecek.

Ancak burada kritik olan şey, bu kararın nerede başlayıp nerede duracağını doğru tanımlamaktır. Çünkü denizcilikte her karar aynı ağırlıkta değildir.

Bizim yaklaşımımız şu yönde: Sistem, riski ölçebildiği ve kontrol edebildiği noktada karar almalıdır. Bugün bir gemide bakım yapılmadan önce nasıl risk değerlendirmesi yapılıyorsa, aynı mantık sistemlere taşındığında sistem yapılması gerekeni bilir, geçmiş verilerden öğrenir ve risk seviyesini hesaplar. Eğer risk düşükse aksiyonu kendisi başlatabilir.

Hatta bir adım ileri gidildiğinde sistem, işlerin doğru yapılıp yapılmadığını da kontrol edebilecektir. Görseller üzerinden yapılan bakımın doğruluğu, prosedüre uygunluk ve eksik ya da hatalı uygulamalar tespit edilebilecektir. Yani sistem sadece karar alan değil, uygulamayı da doğrulayan bir yapıya dönüşecektir.

Bir diğer büyük kırılım veri tarafında yaşanacaktır. Şirketler artık sadece kendi verileriyle değil, daha geniş veri setleriyle karar alacaktır. Benzer operasyonlardan öğrenen, riskleri karşılaştıran ve trendleri yakalayan sistemler devreye girecektir.

Belki ileride otonom gemileri konuşacağız, ancak ondan önce gelecek olan şey çok daha kritiktir: Otonom karar veren sistemler.

Ve burada asıl mesele teknoloji değildir. Asıl mesele, kararın kontrolünü ne zaman sisteme bırakacağımızı bilmektir. NOZZLE olarak biz kendimizi tam da bu sınırı doğru tanımlayan noktada konumlandırıyoruz.

Kısacası gelecek, sistemlerin ne kadar veri topladığıyla değil, ne kadar doğru kararı ne zaman alabildiğiyle belirlenecektir.

Son olarak denizcilik sektöründeki şirketlere dijitalleşme konusunda en önemli tavsiyeniz ne olur?
Denizcilikte dijitalleşme çoğu zaman büyük bir proje gibi görülüyor. Tüm sistemi bir anda değiştirme yaklaşımıyla başlanıyor, ancak bu da çoğu zaman yıllarca ertelenen bir sürece dönüşüyor.

Oysa gerçek şu: Dijitalleşme bir anda gerçekleşen bir dönüşüm değil, adım adım ilerleyen bir yolculuktur. Bu yüzden en kritik tavsiye şudur: Küçük başlayın ama doğru başlayın.

Tek bir modülle, örneğin ISM ve doküman yönetimiyle başlanabilir. Ekip adapte edilir, sistem kullanılır ve veri biriktirilmeye başlanır. Çünkü çoğu zaman gözden kaçan en önemli konu şudur: Dijitalleşmenin ilk çıktısı verimlilik değil, veridir. Ve bu veri zamanla en büyük değere dönüşür.

Bugün dijitalleşmeye erken başlayan şirketler sadece süreçlerini iyileştirmekle kalmaz, aynı zamanda geleceğin altyapısını da kurar. Çünkü önümüzdeki dönemde yapay zekâ, analiz ve karar destek sistemleri daha fazla konuşulacaktır. Ancak bu sistemlerin çalışabilmesi için tek bir şeye ihtiyaç vardır: Veri.

Bu veri bir günde oluşmaz, yıllar içinde birikir. Bu nedenle bugün atılan küçük bir adım, bir yıl sonra çok ciddi bir rekabet avantajına dönüşebilir.

Kısacası bugün dijitalleşmeye başlamak, yarının karar gücünü inşa etmektir.

Röportajlar Haberleri

“Doğayla uyumlu yaşam artık bir tercih değil, zorunluluk.”
“Denizleri yalnızca korumuyoruz, aktif olarak iyileştiriyoruz.”
“Türk Gemi Brokerleri, Dünyada Rekabet Avantajına Sahip.”
“Teknoloji süreci hızlandırır ama insan faktörü denizciliğin kalbidir.”
“Kargo operasyonları riskli ve karmaşık olduğu için buradayız.”