1. YAZARLAR

  2. Osman BAHADIR

  3. Katip Çelebi'den Denizcilere Kırk Öğüt 
Osman BAHADIR

Osman BAHADIR

Katip Çelebi'den Denizcilere Kırk Öğüt 

A+A-

katip-celebi-001.jpgBüyük Osmanlı yazarı Kâtip Çelebi (1609-1657), denizcilik tarihimizin en önemli kaynaklarından biri olan Tuhfetü'l-Kibar Fi Esfari'l Bihar (Deniz seferleri hakkında büyüklere armağan) adlı eserinde (yazılış tarihi 1656, Müteferrika baskısı 1729) denizcilere kırk önemli öğüt vermektedir. Kâtip Çelebi'nin büyük tarihsel tecrübelerin sonuçlarına dayanarak hazırlamış olduğu açık olan bu çok ilginç öğütler bugünkü dilimizle şöyledir:

Birinci Öğüt: Kaptan, kendisi korsan değilse, deniz işinde ve deniz savaşı üzerinde korsanlara danışmalı ve onları dinlemelidir. Sadece kendi bildiği yolda gidenler çoğunlukla pişman olmuşlardır. Bir yanlışlık yapıldığında da zararlar yalnızca kendisine olmaz.

İkinci Öğüt: Donanma gemileri mümkün olduğunca Tersane-i Amire'de yapılmalıdır. Böylece gemiler hem zamanında yetişir hem de reayaya yapılan zulüm hafif olur.

Üçüncü Öğüt: Gemilerin silahlarının ve mühimmatının eksik değil tam olması gerekir.

Dördüncü Öğüt: Boğaz'dan taşraya çıkıldıktan sonra karavulun eksik olmaması gerekir. (Karavul, düşman donanmasını gözetlemek için donanmanın ilerisinde giden gözcü ve koruyucu gemi). Yolda giderken iki kalite (kalite, bir tür Osmanlı savaş gemisidir. İngilizlerin galyot adını verdikleri gemi tipindedir. Kalitede 20-24 oturak bulunmaktadır. Havan topunun kullanılmasına uygun gemilerdir. Daha çok düşman gemilerini kovalamakta kullanılırdı) üç mil ilerde gitmeli ve limandayken de iki-üç mil ilerde yatmalı.

Beşinci Öğüt: Donanma 200 parça gemiden oluşuyorsa, iki kola ayrılmalı. 100 parçası bir gün önceden kalkmalı. Zira her liman 200 parça gemiyi alamaz. Geçmişte böyle yapılırdı. Ve adaların her tarafında yatılır. Rüzgâr ne taraftan eserse öte tarafa geçilir. Kıyılarda bu yapılamaz.

Altıncı Öğüt: Adalar arasında, Rumeli veya Anadolu kenarında öğleden sonra bir limana yetişilirse, “ilerde bir liman daha var” denilerek yola devam edilmemelidir. Çünkü rüzgâr çıkabilir veya geceye kalınıp perişan olunabilir.

Yedinci Öğüt: Boğaz'dan çıktıktan sonra sabah namazı kılınmadan yola devam edilmemelidir.

Sekizinci Öğüt: Baştarda reislerinin denizlerde nice yıllar gezerek korsanlık etmiş olmaları gerekir. Zira donanmanın yürümesi ve durması ona bağlıdır.

Dokuzuncu Öğüt: Baştarda kürekçileri süratle ulak gemisi gibi gitmemeli, kürekleri yavaş yavaş çekmelidir. İspanya kaptanları “sizin gemileriniz hızlı değildir” dediklerinde, bilir korsanlar “bizim gemilerimiz kaçanı kovalamaz, kovalayandan da kaçmaz” diye karşılık vererek onları susturmuşlardır.

Onuncu Öğüt: Bey gemilerinin baştarda’yı geçmesi gerekir. Baştarda’nın hızlı gitmesi gerekmez. Baştarda, bey gemilerini geçerse forsaların gemiyi basmalarına imkân yaratmış olur.

Onbirinci Öğüt: Gemiler yağlanacakları zaman limanda iki bölük olmalıdır. Bir bölük gemi yağlanırken, diğer bölüğü korumada durmalıdır. Hep birlikte yağlandıklarında düşman gelip birçok zarar vermiştir.

Onikinci Öğüt: Donanma Avarin'e (Mora'daki Navarin limanı) vardığında, iyi durumdaki iki kalite, kâfirlerin tarafına dil almaya gönderilmelidir (Düşmanın durumunu öğrenmek üzere tutsak yakalayıp konuşturmaya “dil aldırmak” deniyordu). 

Onüçüncü Öğüt: Mesine'de kâfir donanması yoksa ve kaptanlar kâfir yakasına veya uzaklara gitmek isterlerse, Avarin'de 15 parça gemi bozmalılar, yani kürekçilerini ve savaşçılarını çıkartıp aralarında seçim yaparak güçsüz savaşçıları orada bırakıp dinç ve güçlü kürekçiler ve savaşçılarla yola çıkmalılar.

Ondördüncü Öğüt: Avarin'de uzaklara gitmek gerektiğinde varillere on beşer günlük su ısmarlanmalıdır. Ayrıca akşam namazından sonra Avarin reayası bir gün bir gece ateş yakmalı. Çünkü fırtına çıkıp da donanmanın dönmesi gerekirse ancak bu şekilde limanı bulabilir.

Onbeşinci Öğüt: Uzaklara gitme kararı alındığında, gece fırtına çıkarsa her geminin fenerini yakması tembih edilmelidir. Feneri yoksa birer fener asmalıdır. Yoksa gemiler birbirlerine çarpabilir.

Onaltıncı Öğüt: Donanmanın adalar arasında gezmemesi gerekir. Rumeli ve Anadolu vilayetlerinde gezmelidir. Çünkü adalar sığ yerlerdir ve akıntıları vardır. Her adanın başka akıntısı vardır ve dip kayalıkları çoktur. Bu yüzden az zamanda çok gemi batıp gitmiştir. Bu nedenle “Adalar arası, donanma kanarası” diye bir söz vardır (kanara, mezbaha, hayvan kesilen yer demektir. Donanma kanarası, birçok geminin batıp kaybolduğu, yok olduğu yer demektir).

Onyedinci Öğüt: Donanma Rumeli veya Anadolu kıyılarına gittiği zaman, on parça kalitenin adalar arasını korumak için orada kalması gerekir. Geçmişteki kaptanlar hep böyle yapmıştır.

Onsekizinci Öğüt: Donanma açıkta giderken pus oluşursa, karaya rastlandığında hemen demir bırakıp yatılması gerekir. Pus geçinceye kadar kımıldanmamalıdır. Eğer engin denizde pus oluşmuşsa, paşa baştardasında mehter çaldırmalıdır. Öbürlerinin de hep çalması gerekir. Pus gidinceye kadar mehter dinmemelidir ki, gemiler dağılmasın.

Ondokuzuncu Öğüt: Reislerin deniz bilimini bilmeye çok önem vermeleri gerekir. Pusula ve harita işlerinden gafil (habersiz) olmamalıdırlar. Bu konuları bilenlere de büyüklerin iltifat etmesi gerekir. Pusula ve harita konularını bilmeyenler de heves edip öğrenmelidirler.

Yirminci Öğüt: Kaptan paşanın, gemicileri deniz biliminden imtihan etmesi gerekir. Derviş Paşa meydana pusula ve harita koyup maharetli bir kimseyi mümeyyiz tayin etti. Reisleri, gemicileri pusula ve harita kullanımı konusunda ve bazı gemicileri de palamar bağlamak konusunda imtihan ederek başarılı olanlarına ulufe verdiler. O zaman bilmeyenler de öğrenmeye heveslendiler.

Yirmibirinci Öğüt: Deryada kâfir donanmasına rast gelindiğinde, bizim donanma Rumeli ya da Anadolu kıyısına yakın, fakat kâfir donanması denizde ise, çatışmaya heves edilmemeli veya belki de görmezden gelinmeli. Ama bizim gemiler denizde, kâfir gemileri kıyıda yahut kıyılar kâfir yakası ise, ya da ikisi de engin denizde ise bu üç halde kâfirlerle çatışmaya girilmeli. Bunun nedenleri daha önce anlatılmıştı.

Yirmiikinci Öğüt: Düşman gemisi kalyon tipinde gemi ise, hemen gidip çatışmaya heves edilmemeli. Belki, uzaktan döve döve yıpratıp dümeni ve direği kırıldıktan sonra varılmalı. Eğer rüzgâr varsa borda yelkeni ile ardına düşüp limanlık gözetilmeli (“Borda yelkeni ile ardına düşüp limanlık gözetmek”: Borda yelkeni, geminin baş tarafındaki yelken demektir. Rüzgâr varsa, o zaman borda yelkenlerini açarak düşman gemisinin ardına düşüp rüzgârın dinmesini ve denizin yatışmasını beklemek).

Yirmiüçüncü Öğüt: Savaşta kadırgalar saf saf dizilmelidir. Kaptan gemisinin geride durması ve üçü ardında, ikisi önünde olmak üzere beş geminin de ona ayaktaş olması gerekir.

Yirmidördüncü Öğüt: Kaptan Paşa ve serdar kendi gemisinde bulunmalı ve savaş yerinde gemiden herhangi bir nedenle çıkmamalı. Asker sürmek için ağalarını göndermeli. O yerde serdarın kayık ile gezmesi savaş kanununa aykırıdır ve korkuludur.

Yirmibeşinci Öğüt: Kaptan Paşa'nın yerinde durması gerekir. Kendisinin gidip düşmanla çatışmaya girmeye heves etmemesi gerekir. Zira baş gidince ayak kalmaz. Böyle durumlarda çok ziyan görüldü. Serdarlara yararlık, yerinde durmaktan geçer.

Yirmialtıncı Öğüt: Beyler gemisinin her birinden yüz kâfirin çıkartılıp yerlerine Türklerin verilmesi gerekir. Bu emre aykırı davranan kimselerin hakkından gelinmelidir. Zira nice kez forsalar bey gemilerini basıp gitmişlerdir (Bir bozgun sırasında düşman tutsaklarından küreklere konmuş olan forsalar, zincirlerinden boşanıp ayaklanarak gemiyi ele geçiriyorlardı).

Yirmiyedinci Öğüt: Gemilerin kürekçileri karışık olmalıdır. Yani Türk ve forsa kürekçilerin karışık olması gerekir. Eski kaptanlar kürekçilerin iyilerini seçerler ve baştarda küreğine üç forsa, üç Türk koyarlardı. Forsalardan çok sakınılması gerekir. İstanbul gemilerinde (İstanbul tersanesine bağlı gemiler) de kâfir kürekçinin çok olmaması ve miri kâfir kürekçilerin (Hazineden verilen para ile tutulan ve Müslüman olmayan gemicilerin, ulufeli gayrimüslim gemicilerin) defter tutularak diğer gemilere dağıtılması gerekir. Kaptanlar bir gemide elli kadar kâfire rıza gösterirler. Çok fazla usta olmasa da Türk kürekçi tercih edilmelidir. Bugüne kadar forsanın basıp gittiği gemilerin sayısı çoktur.

Yirmisekizinci Öğüt: Donanma taşraya çıktığı zaman, dil almaya yarar kalite gönderilmeli ve bu konuya önem verilmelidir. Geçmişte bu iş için kâfir yakasına giderlerdi. Şimdi ona hacet kalmadı. Adalar arasından alınmalıdır.

Yirmidokuzuncu Öğüt: Savaşta bir gemiye top ve tüfek isabet edip de şehit olanlar ve yaralananlar olduğunda bunlar derhal ambara koyulup üstleri örtülür. Çünkü bunların görülmesi perişanlık yaratır. Halkı şaşırtıp korkuya düşürmemek gerekir.

Otuzuncu Öğüt: Bir gemi ele geçirildiğinde önce topları yoklanmalı ve gerekirse çivilenmeli. Fethedilip tamamen ele geçirilmeden ganimete yönelmemek gerekir.

Otuzbirinci Öğüt: Savaşta bir gemiye sudan aşağı (Geminin su kesiminden aşağı, bir geminin su içinde kalan bölümü) top mermisi isabet ettiğinde açılan deliği sıkıca kapamak mümkün olmamışsa, o zaman peşkir ya da sarık gibi nesnelerin suya verilmesi (suya salmak, suyun akışına bırakmak) gerekir. Böylece akıntı bunları çekip top mermisinin açtığı deliği kapatır. Birçok gemi batmaktan bu şekilde kurtulmuştur.

Otuzikinci Öğüt: Topçuların sanatlarında maharetli olmaları gerekir. Acemileri iyi eğitmelidirler. Gemide her top için bir usta topçunun bulunması gerekir.

Otuzüçüncü Öğüt: Barutun perdaht olmuş olması gerekir (Barutun perdaht olması, neminin alınması demektir. Barut kimyasal yoldan temizlenir ve parlatılır. Mat barut nemlidir ve bu yüzden de çabucak toz haline gelir. Bu nedenle nemli barutun tanelerini sürme gücü zayıftır. Perdahlanmış barutun ise yanma gücü çoktur. Nemli barut gibi taneleri ufalanarak toz haline gelmez. Parlak taneler halindedir ve alev aldığı zaman taneler çabuk ateşlendiği için barutun itme gücü artar). Barutların büyük bölümü Mısır'dan gelir ve perdahtlarının da orada yapılmış olması uygun görülür. Eskiden Salih Paşa zamanında bu konuda buyruk gönderilmişti. Kâfirlerin topları 12'şer karış oldukları halde, barut güçlerinin fazla olması yüzünden bu tarafın 16 karışlık toplarınınkinden daha etkili olurlar.

Otuzdördüncü Öğüt: Hem kumbara işine hem de kâfir gemilerinin yelkenlerini yakmak için ok ve aletler işine önem verilmeli ve savunma araçları da bir yana bırakılmamalı.

Otuzbeşinci Öğüt: Eski günlerden beri vilayetler fethetmiş asker dururken, levent yazmaya heves edilmemelidir (Levent, 15. yüzyıl sonuyla 16. yüzyılda Türk korsan gemilerinde çalışan ve Akdeniz'de iş gören güçlü denizciye verilen isimdir. Levent yazmak, deniz kıyısındaki Türklerle, adalardaki “levend-i rumi” denilen Rumlardan Türk gemilerine savaşçı deniz eri toplamaktır. Bunların alınması için bir kılıç veya mızraklarının ya da bir tüfek veya tabancalarının olması yeterliydi). Askeri kullanmanın hangi biçimde daha iyi olduğuna bakılması gerekir.

Otuzaltıncı Öğüt: Kalyonun donanmayı Boğaz'dan çıkardıktan sonra taşraya gitmeyip geri dönmesi gerekir. Donanmaya ayak bağı olmasının yararı yoktur, belki zararı bile olabilir.

Otuzyedinci Öğüt: Donanmanın denizde hafif ve hızlı olması gerekir. Nereye isterse gidebilmelidir. Kâfirler ancak böyle gemilerle altedilir. Zira onların çekdirileri kalyondan ayrılarak bizim donanmaya ayaktaş olamaz. Kalyonun yürümesi ise rüzgâra bağlıdır.

Otuzsekizinci Öğüt: Körfez Adası'nın yağmasına ve kıyıda kaleler yapılmasına önem verilmeli ve çalışılmalıdır. Bu şekilde kâfirlerin temellerinde gedikler açılır.

Otuzdokuzuncu Öğüt: Körfez ve Zadra hisarlarını fethetmek kolay bir iş sayılmaz. Buna girişilecek olursa büyük tedbirler alınmalı ve hazırlıklar yapılmalıdır. Merhum Sultan Beyazıt Han, İnebahtı Hisarı'nı ne kadar çabalayarak fethettiyse burada da o kadar büyük çaba gerekir.

Kırkıncı Öğüt: Eski padişahların sefer ve fetih olayları, kaptanların deniz seferleri ve savaşları üzerine anlatılanlardan ve yazılanlardan ders alınmalı ve gaflete düşülmemelidir.

Baştarda:  Kadırgaların büyüğü bir tür olan harp gemisine verilen addır.

Forsa: Yelkenli gemilerde kürek çekmeye mahkûm savaş tutsaklarına denmektedir. Forsalar, kaçmamaları için genellikle ayaklarından küreklere zincirlenirler.

Ulufe: Osmanlı Devleti’nde Kapıkulu Askerlerine, Acemi Ocağı mensuplarına, kimi saray ve devlet görevlilerine üç ayda bir verilen maaş.

Bu yazı toplam 1154 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.