1. YAZARLAR

  2. Doç. Dr. Ozan H. ARICAN

  3. Denizcilik Eğitiminde Kanayan Yara: Staj Yeri Bulmak
Doç. Dr. Ozan H. ARICAN

Doç. Dr. Ozan H. ARICAN

Kocaeli Ü. Denizcilik Fakültesi

Denizcilik Eğitiminde Kanayan Yara: Staj Yeri Bulmak

A+A-

Bir denizci tanıyorum. İç Anadolu’nun bir köyünden çıkıp denizci olmaya karar verdiğinde deniz hakkında bildikleri okul sıralarında öğrendiklerinden ibaretti. Ailesinde denizci yoktu. Çevresinde denizci yoktu. Gemi dediğimiz şeyi ancak kitaplarda ve birkaç fotoğrafta görmüştü.

Ama önünde aşılması gereken büyük bir engel vardı:
Staj.

Bugün öğrencilerime bunları anlattığımda pek çoğu şaşırıyor ama 2000’li yılların başında staj bulmak benim için adeta hayatta kalma mücadelesiydi. O günlerde tek korkum vardı:
“Ya staj bulamazsam?”

Çünkü staj bulamazsam okul uzayacaktı. Maddi imkânlar zaten sınırlıydı. Ailem benden başarı bekliyordu. Ben ise elimde birkaç telefon numarası ve umutla çözüm arıyordum.

Tanıdıkların tanıdıkları devreye girdi. Bir akrabamızın bir tanıdığının tanıdığı sayesinde bana bir gemi bulunduğu haberi geldiğinde evimizde adeta bayram havası esmişti.

Nihayet gemiye çıkacaktım. Yabancı ülkelere gidecektim. Müthiş bir sevinç.

Fakat gemiyi görünce heyecanımın yerini şaşkınlık aldı.

Bugün geriye dönüp baktığımda o tekneyi “gemi” olarak tanımlamakta zorlanıyorum. Yaklaşık 35 yaşında, 1000 DWT civarında eski bir koster. Daha doğrusu yüzen bir hurda.

Yemek şartları kötüydü.

Temiz su problemi vardı.

Duş ve tuvalet şartları içler acısıydı. Henüz MLC 2006 yoktu. Denet hiç hatırlamıyorum.

Kaptan ve ikinci kaptanın vardiyaya çıkmadığı zamanlar olurdu. Bazen nereye gittiğimizi gerçekten bilmeden seyir yaptığımızı düşünürdüm.

Henüz denizciliğe başlamadan denizciliği bırakmayı düşündüğüm ilk dönem işte buydu.

İki buçuk ayın sonunda gemiden sağ salim ayrıldığım gün karaya çıkıp toprağı öpmek istemiştim.

Ancak pes etmedim.

İkinci sınıfa geçtiğimde o dönemin en önemli belgelerinden biri olan GOC (General Operator Certificate) sınavına hazırlanmaya karar verdim. Zor bir süreçti. Hem teorik sınav hem de mülakat vardı.

Belki de ilk stajın bıraktığı izler nedeniyle daha fazla çalıştım.

Sonunda belgeyi aldım.

Bu belge sayesinde ikinci stajımı daha kolay buldum. Küçük tonajlı bir tankerdi. Şartları ilk gemi kadar kötü değildi. Ancak bu kez de eğitim ve mesleki gelişim açısından beklentilerimin çok altında kaldı.

Derken uzun staj dönemi geldi.

Hayalim daha büyük ve daha kurumsal bir şirkette çalışmaktı.

O dönemin tanınmış tanker şirketlerinden birinde staj imkânı buldum. Nihayet şansın bana güldüğünü düşünüyordum.

Yanılmışım.

Gemi eski bir asit tankeriydi.
Gemide göreve başladığımda, yalnızca birkaç hafta önce iki denizcinin cenazesinin bu gemiden çıktığını öğrendim.

Bu kez fiziksel şartlardan çok psikolojik ortam yıpratıcıydı.

Mobbingin her türlüsü vardı.

“Stajyer insan değildir” anlayışı geminin yazılı olmayan kuralı gibiydi.

Özellikle bir zabitin uyguladığı baskılar nedeniyle denizi bırakmayı, hatta hayatımla ilgili çok karanlık düşünceler kurduğum günler oldu.

Bugün bunları anlatırken duygusal davranmıyorum.

Çünkü hikâyenin sonu kötü bitmedi.

O stajyer yıllarını yaşayan genç, yıllar sonra kimyasal tankerlerde ve LPG tankerlerinde süvarilik yaptı. Akademisyen oldu. Yüzlerce öğrenci yetiştirdi.

Ama asıl mesele benim hikâyem değil.

Asıl mesele şu:
Aradan yaklaşık çeyrek asır geçti.

Bugün üniversitelerde ders verdiğim öğrencilerle konuştuğumda aynı cümleleri duyuyorum.

“Hocam staj bulamıyorum.”
“Hocam şirketler geri dönüş yapmıyor.”
“Hocam torpilim yok.”
“Hocam okulum uzayacak diye korkuyorum.”

Peki nasıl oluyor da 25-30 yıldır aynı sorunu konuşuyoruz?

Nasıl oluyor da denizcilik eğitiminde bu kadar büyüyen bir ülkede staj konusu hâlâ bireysel mücadeleyle çözülmeye çalışılıyor?

Bugün Türkiye’de denizcilik eğitimi veren çok sayıda fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokulu bulunuyor. Her yıl binlerce genç denizcilik eğitimi almak için sıralara oturuyor. Ancak eğitim kapasitesi artarken staj kapasitesinin aynı hızla büyüdüğünü söylemek zor.

Daha da önemlisi fırsat eşitliği sağlanamıyor.

Tanıdığı olan öğrenciler daha iyi gemilere ulaşırken, sektörde bağlantısı olmayan öğrenciler çoğu zaman çaresiz bırakılıyor.

Oysa staj bir ayrıcalık değil, eğitimin zorunlu bir parçasıdır.

Bu nedenle artık sistemsel çözümler konuşulmalıdır.

Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı, YÖK, üniversiteler, deniz ticaret odaları ve armatörler ortak bir staj koordinasyon sistemi kurmalıdır.

Türk bayraklı ticaret gemilerinde belirli oranlarda stajyer kontenjanı oluşturulmalıdır.

Stajyer kabul eden şirketler teşvik edilmelidir.

Üniversiteler ile sektör arasında zorunlu iş birliği mekanizmaları kurulmalıdır.

En önemlisi de stajın kalitesi denetlenmelidir.

Çünkü kötü bir staj sadece bir öğrencinin eğitimini değil, gelecekteki meslek hayatını da etkileyebilir.

Bugünün stajyeri yarının kaptanı, başmühendisi, işletmecisi ve armatörüdür.

Eğer gerçekten güçlü bir denizcilik ülkesi olmak istiyorsak gençlerimizi gemiye çıkarmayı şansa, torpile ve kişisel ilişkilere bırakamayız.

Benim hikâyem mutlu sonla bitti.

Ama mesele benim hikâyem değil.

Mesele, bugün hâlâ aynı korkularla staj yeri arayan gençler.

Ve onların artık daha iyisini hak ediyor olması.
 

Bu yazı toplam 96 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.