“Denizleri yalnızca korumuyoruz, aktif olarak iyileştiriyoruz.”

Marmara Denizi, kirlilik, iklim krizi ve yoğun insan baskısı nedeniyle kritik bir eşikten geçerken, Deniz Yaşamını Koruma Derneği...

Volkan NARCI
Deniz Yaşamını Koruma Derneği Yönetim Kurulu Başkanı

Marmara Denizi, kirlilik, iklim krizi ve yoğun insan baskısı nedeniyle kritik bir eşikten geçerken, Deniz Yaşamını Koruma Derneği (DYKD) bilim temelli çalışmaları ve sahadaki aktif müdahaleleriyle umut veren bir mücadele yürütüyor. Mercan restorasyonundan hayalet ağ temizliğine, Tavşan Adası Koruma Alanı’ndan vatandaş bilimi projelerine uzanan bu çok katmanlı çabanın arkasındaki isim, DYKD Yönetim Kurulu Başkanı Volkan Narcı, denizlerin bugünü ve geleceğine dair çarpıcı değerlendirmelerde bulunuyor.

Deniz Yaşamını Koruma Derneği hangi ihtiyaçtan doğdu? Kuruluş hikâyenizi bizimle paylaşır mısınız?
Deniz Yaşamını Koruma Derneği (DYKD), 2015 yılında Marmara Denizi’nde yapılan saha dalışları sırasında gözlemlenen hızlı ekosistem kaybı, mercan tahribatı gibi sorunlara yalnızca farkındalık değil, doğrudan ve bilim temelli müdahalelerle yanıt verme ihtiyacından doğdu.

Kuruluş sürecinde temel çıkış noktamız, Marmara Denizi’nin hem Akdeniz hem Karadeniz karakteri taşıyan benzersiz bir geçiş ekosistemi olmasına rağmen yeterince korunmamasıydı. DYKD bu nedenle, klasik çevre koruma anlayışının ötesine geçerek; sahada aktif çalışan, veri üreten, bu verileri restorasyon ve koruma kararlarına dönüştüren bir yapı olarak kurgulandı.

Bugün 10 yıllık süreçte, binlerce dalışla desteklenen bilimsel çalışmalar, Türkiye’de bir ilk olan projeler ve somut koruma alanı kazanımları, bu ihtiyacın ne kadar gerçek ve acil olduğunu ortaya koyuyor.

Derneğinizin “Doğa ile Birlikte, Doğa Temelli” yaklaşımını nasıl tanımlıyorsunuz ve bu felsefenin çalışmalarınızda pratikte nasıl uygulandığını anlatabilir misiniz?
“Doğa ile birlikte, doğa temelli” yaklaşımımız, ekosistemleri insan müdahalesiyle şekillendirilecek alanlar olarak değil, doğru koşullar sağlandığında kendini yenileyebilen canlı sistemler olarak ele alır.

DYKD projelerinde bu anlayış; doğaya rağmen değil, doğanın kendi dinamikleriyle uyumlu çözümler üretmek anlamına gelir. Mercan restorasyonunda yalnızca doğal nedenlerle zarar görmüş kolonilerin kullanılması, hayalet ağların ekosisteme zarar verilmeden çıkarılması ve koruma alanlarında sürekli izleme yapılması bu yaklaşımın sahadaki karşılıklarıdır.

Bu felsefe, yalnızca korumayı değil; doğayla birlikte yaşama kültürünü güçlendirmeyi ve insan faaliyetlerini ekosistemin sınırlarıyla uyumlu hale getirmeyi hedefler.

Misyon ve vizyonunuzda öne çıkan “bilim temelli” koruma stratejileri neleri kapsıyor, bu stratejilere nasıl yön veriyorsunuz?
DYKD’nin misyonunun merkezinde, bilimsel veri üretmeden kalıcı koruma sağlanamayacağı anlayışı yer alır. Bu nedenle tüm çalışmalarımız, uzun dönemli saha gözlemleri, akademik literatür ve ölçülebilir göstergeler üzerinden planlanır.

Bilim temelli koruma stratejilerimiz; mercan ve diğer kilit türlerin restorasyonu, deniz tabanı ve biyoçeşitlilik izleme çalışmaları, hayalet ağların ekolojik etkilerinin ölçülmesi, vatandaş bilimi verilerinin bilimsel sürece entegre edilmesi gibi çok katmanlı bir yapıyı kapsar.

Bu stratejilerin en önemli çıktısı, Tavşan Adası örneğinde olduğu gibi, bilimsel verilerin koruma statülerine ve yönetim kararlarına doğrudan etki edebilmesidir.

Tavşan Adası Koruma Alanı projesi derneğiniz için ne ifade ediyor ve bu sürecin en zorlu ve en ödüllendirici yönleri neler oldu?
Tavşan Adası, DYKD’nin 10 yıllık emeğinin en somut ve kalıcı çıktılarından biridir. Yassıada ve Sivriada’daki zarar gören mercanların Tavşan Adası’na taşınmasıyla başlayan restorasyon süreci, bilimsel verilerle desteklenen uzun soluklu bir savunuculuğa dönüştü.

Bu çalışmalar sonucunda Tavşan Adası, 2021 yılında Marmara Denizi’nin ilk “Kesin Korunacak Hassas Alanı” ilan edildi. Alan bugün ranger sistemi, sualtı ve suüstü kameralar ile 7/24 izlenen ve korunan bir referans ekosistem konumunda.

En zorlu yönü, bilimsel verilerin karar verici mekanizmalara aktarılması ve sürecin hukuki olarak güvence altına alınmasıydı. En ödüllendirici tarafı ise, Marmara Denizi’nde aktif restorasyonun mümkün olduğunu kanıtlayan bir model yaratılmış olmasıdır.

Mercan Koruyucuları projesi Türkiye’de bir ilk olarak tanımlanıyor. Bu projede ne tür bilimsel yöntemler ve koruma teknikleri kullanıyorsunuz?
Mercan Koruyucuları projesi, Türkiye’de derinlik, ölçek ve başarı oranı açısından en kapsamlı mercan restorasyon çalışmalarından biridir. Projede, doğal yollarla kopmuş veya insan kaynaklı faaliyetler sebebi ile kopan veya zarar gören mercan kolonileri toplanarak, uygun substratlara mikrofragmantasyon yöntemi ile yeniden tutundurulmaktadır.

Nakil sırasında mercanların yönelimi, akıntı, ışık ve substrat yapısı gibi çevresel değişkenler dikkate alınmakta; sonrasında düzenli dalışlarla hayatta kalma ve adaptasyon süreçleri izlenmektedir. Bu yöntemlerle, Tavşan Adası’ndaki çalışmalarında yaklaşık %75 oranında hayatta kalma başarısı elde edilmiştir. Bu oran, küresel mercan restorasyonu projelerinin ortalaması olan %10-20 başarı oranının oldukça üzerindedir.

Proje, yalnızca mercanları değil; mercanların da var olduğu tüm ekosistemi güçlendirmeyi hedefleyen, Marmara Denizi için uzun vadeli bir iyileştirme modeli sunmaktadır.

“Marmara Denizi’nin korunması”, çalışmalarınızın merkezinde yer alıyor. Bölgenin mevcut durumu ve bu alandaki uzun vadeli hedefleriniz nelerdir?
Marmara Denizi, yoğun nüfus baskısı, kirlilik, iklim değişikliği ve yetersiz arıtma ve koruma uygulamaları eksiklikleri nedeniyle bugün kritik bir eşikte bulunuyor. Müsilaj gibi akut krizler, aslında uzun yıllardır biriken yapısal sorunların görünür hale gelmiş sonuçlarıdır. Buna rağmen Marmara, türler için hâlâ önemli bir biyolojik sığınak olma potansiyelini koruyor.

DYKD olarak hedefimiz, Marmara’yı yalnızca korunması gereken bir alan olarak değil, aktif olarak iyileştirilecek bir ekosistem olarak ele almak. Uzun vadede mercan restorasyonu, hayalet ağ temizliği, sürekli izleme sistemleri ve vatandaş bilimi verileriyle desteklenen, bilim temelli bir iyileştirme modeli oluşturmayı amaçlıyoruz. Tavşan Adası’nda uygulanan model, bu yaklaşımın Marmara geneline yayılabileceğini gösteren güçlü bir örnek.

Hayalet ağlar olarak tanımlanan kayıp ve terk edilmiş ağların deniz yaşamına etkileri üzerine çalışmalar yürütüyorsunuz. Bu konuda elde ettiğiniz somut sonuçlar ve karşılaştığınız zorluklar nelerdir?
Hayalet ağlar, deniz ekosistemleri için "sessiz ve görünmez katillerdir". Deniz Yaşamını Koruma Derneği (DYKD) olarak son 10 yılda Marmara Denizi’nden çıkardığımız 225.000 m²’den fazla hayalet ağ, yaklaşık 32 futbol sahası büyüklüğünde bir alanı kaplıyor; yani denizin dibinden 225 dönümlük bir araziyi bu ölümcül tuzaklardan temizledik.

Bu başarının arkasında devasa bir emek ve stratejik bir dönüşüm yatıyor. Ranger ekibimiz, son 10 yılda su altında 2.220 saati aşan mesai ve 2.950’den fazla saha operasyonuyla bu mücadelenin temelini attı. Ancak 2025 Haziran ayı, bizim için bir dönüm noktası oldu. Artık bir Hayalet Ağ Çıkarma Teknemiz var. 9 yıl boyunca insan gücüyle çıkardığımız toplam 100.000 m² ağın çok daha fazlasını, teknemizin sağladığı kapasite artışıyla sadece 7 ayda çıkarmayı başardık. Bu teknolojik güçle birlikte bugüne kadar 320 km² alanı tarayarak (Bu İstanbul Kadıköy ilçesinin 13 katı büyüklüğünde bir alana eşittir.) deniz tabanındaki risk haritamızı netleştirdik. Aldığımız desteklerin sahadaki etkisini bu denli kısa sürede katlamak, derneğimizin profesyonel müdahale kapasitesindeki muazzam gelişmeyi kanıtlıyor.

Bizim vizyonumuz sadece temizlemek değil, "Aktif Restorasyon" yapmaktır. Türkiye’nin ilk Mavi Bayraklı STK araştırma gemisi olan Valmira ve 7/24 gerçek zamanlı izleme ve koruma sağlayan Ranger Sistemimiz (dalgıçlarımız, su altı ve üstü kamera ağları, ısı ölçerlerimiz vb.) ile koruma alanlarımızı saniye saniye izliyor; Hayalet Ağlar teknemiz ile de Marmara Denizi’nde düzenli olarak hayalet ağları deniz tabanından çıkartıyoruz.

Bu büyük operasyonu sürdürülebilir kılmak adına denizden çıkardığımız bu ağları birer çevresel tehdit olmaktan çıkarıp, Valmira markamızla şık ve sürdürülebilir güneş gözlüklerine dönüştürüyoruz. Türkiye’de bir ilk olan bu ileri dönüşüm modeliyle, bir hayalet ağın denizden çıkarılma maliyetini, yine o ağdan üretilen ürünün geliriyle fonluyoruz. Denizlerimizi temizleme ve bu ekosistemi yeniden canlandırma çabamıza ortak olmak isterseniz valmira.co adresinden bu özel koleksiyonu inceleyebilirsiniz.

Derneğinizde bilimsel veri toplama ve tür/gözlem projeleri de var. Bu çalışmaların yerel halk ve bilim camiası açısından önemi hakkında neler söyleyebilirsiniz?
Bilimsel veri, etkili korumanın temelidir. Ancak bu verinin yalnızca akademik çevrelerle sınırlı kalmaması gerektiğine inanıyoruz. DYKD’nin tür ve gözlem projeleri, özellikle Mavi Atlas uygulaması aracılığıyla, vatandaş bilimi yaklaşımını sahaya taşıyor.

Yerel halk, dalgıçlar, denizle temas eden herkes; gözlemlerini kayıt altına alarak bilimsel sürece katkı sağlamaları hedefleniyor. Bu veriler uzman ekipler tarafından değerlendirilerek ekosistem sağlığı analizlerinde ve yeni koruma alanlarının belirlenmesinde kullanılıyor. Böylece toplum, yalnızca izleyen değil, korumanın aktif bir parçası haline gelmiş oluyor.

Gelecek için planladığınız yeni projeler, stratejik hedefler veya uluslararası iş birlikleri var mı? Bunları okuyucularımızla paylaşabilir misiniz?
DYKD’nin önümüzdeki 10 yıl için hedefi, koruma odaklı bir dernek olmanın ötesine geçerek, deniz ekosistemlerini aktif olarak iyileştiren öncü bir yapı haline gelmek. Bu kapsamda çok tür odaklı restorasyon projeleri, karada bir deniz araştırmaları laboratuvarı kurulması ve bilimsel çalışmalar ile hayalet ağ temizliğini birlikte yürütebilecek bir araştırma gemisi edinilmesi planlanıyor.

Aynı zamanda Marmara’da geliştirilen modelin Ege ve Akdeniz’e yayılması, kamu kurumlarıyla iş birliklerinin güçlendirilmesi ve uluslararası ağlarda Türkiye’yi temsil eden örnek bir yapı olunması hedefleniyor. Uluslararası partnerliklerle bilgi ve deneyim paylaşımını artırarak, Türkiye denizleri için kalıcı çözümler üretmeyi amaçlıyoruz.

İklim değişikliği Türkiye denizlerinde en belirgin hangi etkilerle hissediliyor?
İklim değişikliği Türkiye denizlerinde öncelikle deniz suyu sıcaklıklarının artışı, oksijen seviyelerinin düşmesi ve tür dağılımlarındaki hızlı değişimlerle hissediliyor. Bu durum, özellikle Marmara Denizi gibi kapalı ve yarı kapalı sistemlerde ekosistem üzerindeki baskıyı ciddi biçimde artırıyor.

Artan sıcaklıklar; müsilaj oluşumu, mercanlar gibi hassas türlerde stres ve ölümleri arttırırken, istilacı türlerin yayılımının hızlanması gibi zincirleme etkilere de yol açıyor. Aynı zamanda geleneksel balıkçılık türlerinin azalması, ekosistemin dengesini ve kıyı topluluklarının geçim kaynaklarını da doğrudan etkiliyor. 

Denizlerin geleceği için atılması gereken ilk ve en acil adım sizce ne olmalı?
En acil adım, bilimsel veriye dayalı koruma kararlarının sahada etkin biçimde uygulanmasıdır. Kâğıt üzerinde kalan koruma statüleri, güçlü denetim ve izleme mekanizmalarıyla desteklenmediği sürece gerçek bir etki yaratamıyor.

Bu nedenle koruma alanlarının yönetim planlarının hazırlanması, yasa dışı faaliyetlerin caydırıcı şekilde denetlenmesi ve bilim insanları ile sivil toplumun karar alma süreçlerine aktif olarak dahil edilmesi hayati önem taşıyor. Denizleri korumak için zamanımız kısıtlı; gecikilen her adım, kaybı telafisi zor bir noktaya taşıyor.

Son olarak kamuoyuna deniz yaşamının korunması konusunda ne söylemek istersiniz?
Denizler yalnızca uzmanların ya da kurumların sorumluluğunda olan alanlar değil; hepimizin ortak yaşam alanı. Günlük tercihlerimizden, tüketim alışkanlıklarımıza kadar attığımız her adım, deniz ekosistemleri üzerinde doğrudan bir etki yaratıyor.

Deniz yaşamını korumak, yalnızca doğayı değil; iklimi, gıda güvenliğini ve geleceğimizi korumak anlamına geliyor. Bu yüzden her bireyin, kendi imkânları ölçüsünde sürecin bir parçası olabileceğine inanıyoruz. Denizler için atılan her küçük adım, büyük bir iyileşmenin başlangıcı olabilir.

Röportajlar Haberleri

“Türk Gemi Brokerleri, Dünyada Rekabet Avantajına Sahip.”
“Teknoloji süreci hızlandırır ama insan faktörü denizciliğin kalbidir.”
“Kargo operasyonları riskli ve karmaşık olduğu için buradayız.”
"Norse Shipyard: Turkish-Norwegian Cooperation Shaping the Future of Shipping"
“Deckhouse is proud to offer seamless connectivity at sea with hybrid satellite solutions.”