Aytuğlu Banner- Başlangıç 13 Eylül 2021 ( 1 Yıl )
Yazı Detayı
12 Mayıs 2021 - Çarşamba 22:27 Bu yazı 493 kez okundu
 
Ülke Nasıl Denizcileşir?
Yakup KORKMAZ
 
 

Giriş

Ülkemiz için denizcileşme kaçınılmazdır, kaderdir. Bu “neden” sorusunun yanıtı aranırken kolayca saptanabilir. Nedeninden hareketle, denizcileşmenin sosyal bir değişme, dönüşme olduğu da kolayca görülür. Sözün burasında artık “nasıl” sorusunun yanıtına sıra gelir:


“Ülke nasıl denizcileşir, denizcileştirilir veya denizcileştirilebilir?”

 

Denizcileşmenin Önündeki Engel: Denizcileşmeye Gösterilen Direnç

Toplumlar köklü sosyal değişikliklere güçlü direnç gösterirler. Bunun örneklerini kendi toplumumuzda görürüz. Örneğin özgürlük savaşının sıcak çatışma yıllarından sonra Mustafa Kemâl’in aydınlanma devrimlerine toplumun gösterdiği direncin izleri günümüzde az da olsa hâlâ görülür. Mustafa Kemâl gibi bir lidere gösterilen direncin katbekat fazlası günümüzde görünecektir. Bunun birçok nedeninden en açık olanı, denizcileşmenin kendisidir. Toplumun denizcileşerek ulaşacağı düzeyin ütopik, ulaşılamaz olduğu sanısı, tam bir “öğrenilmiş çaresizlik” örneği olarak milletin inancını etkileyecektir.

 

Bu sorunu aşmak için direnç noktaları tek tek tespit edilerek her biri için toplumun ikna edilmesi yöntemi mi izlenmelidir? Olabilir. Ancak yıllarca ertelenmiş ve unutturulmaya çalışılmış bir mücadeleyi başlatmanın fazladan bir an bile beklemeye tahammülü yoktur, çünkü geçen her an milletin yüz yıl önce kazandığı özgüveni aşındırmaktadır.

 

O halde, milletin bu davaya inanması sağlanmalıdır.

 

Denizcileşmenin getireceklerinin yanında unutturulma nedeni de anlatılırsa milletin sağduyusu geleceği kendiliğinden görür.

 

Denizcilik Bize Neden Unutturuldu?

Milletlerin birbirlerini yok etmecesine giriştikleri her savaşın nedeninin ekonomik olduğunu biliyoruz.

 


Gazî Mustafa Kemâl Atatürk’ün 17 Şubat 1923 Türkiye İktisat Kongresini Açış Söylevi'nin bir yerinde şu tespitte bulunuyor:

 

«Efendiler, tarih, milletlerin yükselme ve düşmesi sebeplerini ararken birçok siyasî, askerî, sosyal nedenler bulmakta ve saymaktadır. Şüphe yok, bütün bu nedenler, sosyal olaylar da etkilidir. Fakat bir milletin doğrudan doğruya hayatıyla, yükselmesiyle, düşmesiyle ilgili ve ilişkili olan milletin ekonomisidir. Tarihin ve tecrübenin belirlediği bu gerçek, bizim millî hayatımızda ve millî tarihimizde de tamamen görülmüştür. Gerçekten Türk tarihi araştırılırsa bütün yükselme ve düşme sebeplerinin bir iktisat meselesinden başka bir şey olmadığı anlaşılır.»


 

Ancak bu bilgi bizi her savaşın ekonomisi kötüye giden milletler tarafından çıkarıldığı sonucuna ulaştırmaz. İncelendiklerinde ekonomi dışında birçok gerekçe görebilirsiniz. Eşinin namusuna tasallut edildiğini ileri süren kralın pespaye nedeninden demokrasi getireceğini söyleyen yönetimin kutsal nedenine kadar binlerce neden sayılır. Bunların içinde bir tanesinde bile “gelecek kaygısı” ya da “ülke yaşam ölçününü yükseltme” gibi açık sözlülük yoktur. Üstüne, savaşların büyük çoğunluğu söyleyenin kendisinin bile inanmadığı nedenlere dayandırılarak çıkarılır. Yani doğrudan sömürü amaçlıdır.

 


“Savaşın adından başka her şeyi yalandır” sözü bunun için söylenmiştir. Evet, savaşların nedeni ekonomiktir fakat toplum tarafından onaylanmayan hiçbir savaş da kazanılamamıştır. Bunu her yönetim bilir. Milletini savaşa sokan çoğu lider bu sapkınlığa düşer. Yalana. Basit söylemiyle, yalanla başlanan her işin sonu gibi sapıkça başlatılan her savaşın sonu başlatanın hüsranıyla sonuçlanmıştır.

 

Oysa, haklı ve doğru gerekçeyle girilen savaşların her zaman başarılı olduğu da tarihe bakıldığında görülür. Örneğin Türk milletinin özgürlük savaşının başlangıcından bugüne kadar her mücadelenin geçersiz ve haksız tek bir gerekçesi yoktur.

 

Amacının kutsallığına bakıldığında bu savaşın sonunun zafer olacağı kesindir.


 

Denizcilik bize, sürdürmekte olduğumuz özgürlük savaşında mevzi kaybettirmek için unutturuldu.

 

Bu millete anlatılmalıdır. Bu ve benzeri, insanımızın doğasını muhatap alan söylemler millette daha çok karşılık bulacaktır. Karşılığı, tarihte defalarca ortaya çıkan özgürlüğe düşkünlüğünü bir kez daha göstermesidir. Bir bakıma bu, milletimizin ilk kurşunu atma zamanını mücadelenin bu aşamasında biraz erkene çekme çalışması olacaktır.

 

Burada koşullu bir soru öne çıkar:

 

Millete bunu kim anlatabilir?

 

Liderlik Anlayışının Güncellenmesi, Liderlik Kavramının Yenilenmesi Gerekir


Denizcileşme gibi köklü bir değişim ve dönüşüme kuruluşun ilk yıllarında devrimlerin uygulamaya sokulmaları örnek olabilir. Fakat o günlerin liderlik anlayışının bugün geçerli olmadığını bilmek gerekir.

 


Milletlerinin zor zamanlarını başarı ile geçiştirmiş liderlere millet kutsiyet yükler. İlkel toplumlar bazen çok ileri giderek böyle bir lideri tanrılaştırır.


 

Koşullar liderleri doğurur. Liderin başarısı, kendi yetenekleri yanında milletinin desteğine de bağlıdır. Yani bir seferberlik anlayışı tüm milletçe benimsenmelidir. Türk milletinin özgürlük savaşının liderinin doğuşu ve başarısı bunun tarihteki en yakın örneğidir. Ancak günümüzde geçerli olacak yeni bir liderlik kavramının ilk işaretlerini de bu lider vermiştir. Mustafa Kemâl’in mücadele için eyleme başlamasından ölümüne kadar hayatı incelendiğinde milleti ilgilendiren her kararın alınmasında mutlaka bir danışma kuruluna başvurduğu görülür.

 

Gerektiğinde “ben size ölmeyi emrediyorum” diyebilecek kadar keskin özelliğe sahip Mustafa Kemâl, İstanbul’daki ilk çalışmalarından özgürlük savaşının en şiddetli anlarına kadar her zaman böyle bir kurul oluşturmuş, her kararında mutlaka bu kurulun onayını aramıştır. O günlerde ve o günlerden sonraki onlarca yıl içinde lider olduğu söylenen başkalarının davranışları ile karşılaştırıldığında, Atatürk’ün bugünlere ışık tutmak istediği kolayca anlaşılır. Çünkü tarihi iyi bilen ve çok iyi değerlendirebilen Atatürk, geleceğin bilgiyi yorumlayabilen aydın insanların birlikte hareket edeceği toplumlar olacağını görüyor ve bir önder olarak geleceği de örnek davranışları ile şekillendirmek istiyordu.

 

Bundan sonraki mücadelelerde tek bir kişinin liderliği olmayacaktır. Olsa bile bunun başarılı olması mümkün değildir. Çünkü mücadelenin başarısı liderin özel yeteneklerine bağlı değildir.


Az Geriye Bakış – Bir Silahın Gelişim Aşamaları

Tarihin her döneminde, yönetim biçimiyle ilgisi olmaksızın her lider toplumun desteğini arkasında görmek istemiştir. Bir lider için toplumun desteği, konumunun teminatıdır. Toplumun desteği algısı yönlendirilerek alınır. Algı yönetiminin başlı başına ve çok geniş bir alan olduğu herkesçe bilinir.

 

Algı yönetimi için türlü vasıtalar kullanılır. Liderin toplum fertleri ile doğrudan temasından başlayıp ülke geneline yayılmış ağlar üzerinden toplumu bilgilendirerek yönlendirmeye kadar geniş bir yelpazede incelenirler.

 

Çok önceleri yalnız topluluklara hitap edilirken sonraki yüzyıllarda basılı yayın araçları ile daha geniş halk kitlelerine etki edilmiştir. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğinin sonlarında, bizim özgürlük savaşımızın sıcak aşamalarının hemen ardından toplumların algılarını biçimlendirme yöntemlerine elektronik tekniği eklenir. Yirminci yüzyılın başlarına göre ileri, günümüze göre ise çok geri denebilecek tekniklerin kullanıldığı uzaktan iletişim vasıtalarıyla yapılan kamusal yayınlar, ulusları topyekûn belli bir yöne çekebilmiştir. Bu silâh ikinci büyük savaşta geleneksel silahlarla da desteklenerek olabildiğince kullanılmıştır.

 

Günümüzün En Güçlü Silâhı
Gelişen tekniğin imkânlarını kullanan günümüz kamusal yayın ağlarına genel iletişim ağları üzerinden yayımlanan sanal ortamlar da eklenince, aldatıcı masûm görünüşünün altında korkunç bir silâh saklayan ve adına “sosyal medya” denen, toplumun hemen tamamına yakın bir kesimini hızla etkisi altına alan büyük bir güç ortaya çıkmıştır. Silâh olarak kullanımı daha çok yenidir. Bugünkünden birkaç eksiği ile iki binin ilk yıllarında etkin olarak kullanılmaya başlanmıştır.

 

Bu güç kullanılarak toplumun algıları ile oynanmakta, tam da sömürgecinin istediği gibi bazı eksiklikleri olan toplumlar her an her yöne çekilebilir sürülere dönüştürülebilmektedir. Bu silâhın bugünkü gücü yanında geçen yüzyılın ortalarındaki gücü yok denecek kadar küçük kalmaktadır.


Bu silâh kullanılarak diğer bir güç olan ve bir milletin doğrudan geleceğini ilgilendiren ekonomi kolaylıkla etkilenebilmektedir. Bizim gibi ekonomisi özellikle “gelişmekte olanlar” sınıfında bırakılmış ülkeler bunun etkisinden kaçamayacak durumdadırlar. Son birkaç yıl içinde ülkemizde yaşanan ekonomik buhranların sosyal medya silâhı kullanılarak çıkarıldığı artık gün gibi aşikârdır.

 

Egemen güç bu silahı kullanarak ülkeleri avucunda tutmaktadır.

 

Bu silâha karşı toplumda bir direnç oluşturulmalıdır. Direnç, toplumun bilinç düzeyinin yükseltilmesiyle sağlanır. Oysa yerel siyasetçiler bu silâh üzerinden basit ve küçük çıkarlar elde ederler. Bu nedenle toplumun bilinç düzeyini yükseltme çalışmalarına bırakın desteği, toplumun nezdinde küçük düşüren yaftalarla etkisiz kılarak böyle çalışmalara izin bile vermezler. Böylece bu güç farkına varmadan siyasetçinin kendisini de vurmaya başlayan bir silâh olur.

 

Denizcileşme hareketi, ulusumuzun ve bulunduğumuz coğrafî bölgenin geçmişten günümüze yaşanmışlıkları değerlendirilerek ele alınmalıdır.

 

Denizcileşmenin etkilerinin bazılarına kendi başlığı altında dokunulmuştur. Ancak denizcileşme ile ilgili her çalışmada denizcileşmenin bir milletin geleceğini ilgilendiren önemli bir değişim olduğuna sürekli vurgu yapılmalıdır.

 

Burada, “millete bu seferberliği kim onaylatacak”, bir bakıma “bu değişimi kim yapacak” sorusu sorulur.

 

Denizcileşmede Liderlik
Toplumun bugünkü yapısının evrilmesi, yani doğal değişimler geçirerek denizciliğe dönüşmesi için çok güçlü bir önderlik kurumuna ihtiyaç olduğu açıktır.

 

Önderlik birden fazla, olabildiğince çok bilgenin görev yaptığı bir kurum olmalıdır.

 

Tek bir liderin çevresinde, her dediğini onaylayan bir toplumla iş görme anlayışı geçen yüz yılın ortalarında bitmiştir. Bugün başına buyruk bir insanın liderlik konumuna geçip yukarıda değinilen çok güçlü bir silâh kullanılan saldırıya karşı tek başına mücadelesi mümkün değildir.

 

Günümüzün önderi, lideri, geçmişi bilen ve bildiğini yorumlayarak geleceği planlayabilen fertlerden oluşan bir toplumun içinden çıkarak liderlik yapma özverisinde bulunabilecek insandır. Lider konumundaki insan, çevresinde en az liderin yeteneklerine sahip başka insanlar tarafından desteklenmelidir. Yani aslında lider, kendisinin dengi insanlar arasından o insanlarca öne çıkarılmış, bir bakıma görevlendirilmiş insandır.

 

Günümüzde topluma kişiler değil kurullar önderlik edebilir. Ana başlığın girişinde de değinildiği gibi Mustafa Kemâl Atatürk’ün yaşamı böyle bir önderliğin imleri ile doludur.

 

Toplum ancak böyle bir liderler kurulunca denizcileştirilebilir. Evrilme doğal akışına bırakılamaz. Çünkü, bir kez daha belirtmeliyiz ki, millet uzun yıllar altında kaldığı koşulların etkisiyle özelliklerinden bazılarının aşınması tehlikesi içindedir.

 


Ülkemizin siyasi kurumlarının da bu liderlik anlayışına geçmeleri kaçınılmazdır. Buna direnç göstermek anlamsızdır ve mümkün değildir. Dünya ülkelerinin siyasi gidişatlarının varacağı çıkmaz, ülkemiz için bir üstünlük yakalama fırsatıdır, kaçırılmamalıdır. O günlere hazırlık için bugün vakit geçirmeden böyle bir liderler kurulu oluşturulmalıdır.


 

Denizcileşme Liderliğine Önerilerimiz

Özgürlük savaşının bu aşamasında toplumun denizcileşmesi, ilk yılları ile karşılaştırılırsa çok daha kolay olacaktır. Çünkü liderliğin elinde yukarıda sözü edilen güç olacak, iletişim ağlarını kullanarak toplumun her ferdine ulaşabilecektir.

 

Lider her şeyden önce denizcileşme seferberliğinin başladığını duyurmalıdır. Geçen yüzyılın ortalarında kesintiye uğrayan özgürlük savaşının devamı olduğu gerekçeleri ile anlatılarsa millet bu seferberliği onaylar.

 

Duyurunun hemen ardından deniz endüstrisinin yeniden örgütlenerek yapısının değiştirilmesi gerekir. Ancak her eylem sıralı değil koşut olmalı, her biri ayrı ayrı ele alınsa da birbiri ile paralel yürütülmelidir. Milletin bunları başarması için gereken hem düşünsel hem de kas gücü zaten mevcuttur.

 

Liderliğe ilk eylem önerimiz şudur.

 

Türk deniz endüstrisinin yönetimdeki temsilcilerinin denizcileşmesi sağlanmalıdır.

 

Seksen yılı aşkın süredir uygulanmasına rağmen çözüm üretemeyen yöntemleri bırakmak, geleneği terk etmek sıradan bir insan için kolay değildir. Görev üstlenecek kişi önce yeni bir düşünce yöntemi geliştirmeye karşı direncini ölçmelidir. Denizcileşmenin ülke için anlamını göz önüne alarak, varsa, direncini kendisi kırmalıdır. Yönetimdeki her ferdin sıra dışılık göstermesi gerekecektir. Yıllarını bu endüstri içinde geçiren her kişi denizcileşme seferberliğinde ivedilikle rehberlik görevi üstlenmelidir. Herhangi bir denizciye bu görev verilmez, üstlenilir. Yani gönüllülük esastır. Üstleneceği görevin gereği sorumluluğun ağırlığını bilen yönetimdeki her denizci kendini sınamalıdır.

 

Aşağıda, denizcilerin ve deniz endüstrisinin yeniden örgütlenme örneği verilmiştir. Örnek tartışmaya açıktır. Amaç, endüstrideki en küçük paydaşın en küçük birimindeki bir denizcinin genel çerçeve içinde kendisine yer bulmasını sağlamaktır.

 

Denizcilerin Yeniden Örgütlenmesi
Türk deniz endüstrisini omuzlarında taşıyan denizcilerin her birini içine alan bir sınıflandırma aşağıdaki gibi olabilir. Bir denizci aynı anda her kümede yer alabilir:

 

(a) Akademisyen, yönetici, uzman, hukukçu; düşünce üreten, deniz endüstrisi için söyleyecek sözü olan her insan «denizci akıl» kümesindedir.

 

(b) Endüstride yatırım yapma ve yapılmış yatırımları yönetme bilgi ve deneyimine sahip denizciler «denizci sermaye» kümesindedirler.

 

(c) Alın terinin her bir damlasının; emeğin değerini bilen, emeği yüksek verimle kullanma becerisine sahip deneyimli denizciler «denizci emek» kümesindedirler.

 

Böyle zeminlerde toplanan denizciler endüstriyi her zaman bir üst düzeye çıkaracak düşünceler üretir, geliştirirler.

 

Deniz Endüstrisinin Paydaşlarının Yeniden Örgütlenmesi

Türk deniz endüstrisini altı başlıkta toplanan paydaşlar oluşturur. Her üst paydaş aşağıda kısaca, genel bir çerçeve çizilerek tanımlanmıştır. Ancak alt başlıklardaki paydaşlar tanımlarını kendileri yaparlar:


(a) Üzerindeki her tür donanımı dâhil gemiyi üreten ve onaran; üretileni geri dönüştüren denizciye «tersaneci» denir.

 

(b) Denizden besin olarak elde edilecek her tür ürünü sağlayan, denizcilik eğitiminin doğal eğitmeni denizciye «balıkçı» denir.

 

(c) Dünyanın malını ayırım yapmadan taşıyan denizciye «taşıyıcı» denir.

 

(ç) Enerji kaynağına ulaşım aracı olarak denizi kullanan denizciye «üretici» denir.

 

(d) Denizcinin konukseverliğinin temsilcisine «turizmci» denir.

 

(e) Denizdeki denizciye her tür desteği karadan sağlayan denizciye «destek hizmeti sağlayan» denir.


Sonuç

Denizcileşmenin önemi ticâretin deniz endüstrisine duyulan gereksiniminden kaynaklanır. Bu önem, dünya nüfusu ile doğru orantılıdır ve ikisi arasındaki bağ çok kuvvetlidir. Herhangi bir malın üretimi planlanırken küresel hesaplar yapıldıkça, birbirinden binlerce mil uzaktaki üretici ile tüketici arasında yerküreyi ilgilendiren binlerce ortak konu oldukça bu önem sürecek, gün geçtikçe artacaktır.

 

Denizcileşme gelişmiş ülkelerin tecrübe ederek ulaştığı bir sonuçtur.

 

On dördüncü yüzyılın ortalarından on beşinci yüzyıla kadar deniz, dünyanın taşıma ve beslenme ile ilgili küçük gereksinimlerinin ikincil karşılayıcısıydı. İlk sıra her zaman karadaki olanaklarındı. Özellikle on beşinci yüzyıldan sonra ticârî baskıların farklı ürün taşıma yollarına zorlaması, ülkelerin gözlerini denize döndürmüştür. Yeni toprakların keşfi ve bu topraklara yerleşim, ardından bu topraklar ile ticâret, denizi vazgeçilmesi imkânsız bir vasıta yapmıştır. Bu başlangıcına dönüşü olmayan bir yolun sonudur. Kara veya havayolu da ticâret için dikkate değer birer vasıta olmayı sürdürecektir. Ancak her zaman denizyolunun küçük eksikliklerinin birer tamamlayıcısı olacaklardır. Bu yaşanarak, tecrübe edilerek ulaşılan bir sonuçtur.

 

Ortalama akıl, tecrübelerden mutlaka yararlanılması gerektiğini söyler.

 

Bu tecrübe, ticâret için denizden daha elverişli ve kullanışlı başka vasıtalar keşfedilene kadar gelişmek ve her zaman gelişmek için denizcileşme dışında başka yolun olmadığını gösterir.

 

Diğer taraftan, ticâretin ilk ve ana eylemi üretimin enerjisinin temininde deniz henüz yeni kullanılmaya başlanmıştır. İnsanlığın denizle bir önceki ilgisine bakarak enerji alanındaki ilişkisinin çok daha hızlı gelişeceği görülebilir. İnsan yaşamının her alanında deniz büyük yer kaplamaktadır, bu yer zaman geçtikçe büyüyecektir.

 

Bu cümlelerden yola çıkarak, denizcileşemeyen ülkelerin sıkıntılarının, buhranlarının bitmeyeceği tespiti yapılabilir. Çünkü denizsiz yaşamaya çalışan bir toplumun yaşam kaynaklarından biri eksik demektir. Öncelikle bu tespitin ülkenin her ferdince onaylanması sağlanmalıdır. Bunun ilk adımı, denizcileşme kararının verilmesidir.

 

Türkiye’nin topyekûn sürdürdüğü bugünkü mücadele istiklâl savaşının aşamalarından biridir. Şimdilik mücadele Mavi Vatan üzerinde sürmektedir. Bu millete açıklıkla anlatılmalıdır. Diğer yandan bu gerçek denizcileşme seferberliğinin zaman yitirmeden başlatılması gerektiğini göstermektedir.

 

Doğrudan sosyal yaşamını değiştiren ve dönüştüren siyasi kararların başarılı sonuçlanması için mutlaka milletin onayına ihtiyaç vardır. Diğer ifade ile tüm ulusun kaderini etkileyecek mücadelelerin başarısı için seferberliğin milletçe onayı gerekir. Denizcileşme eylemine de bu pencereden bakılmalıdır. Devlet denizcileşmenin önemini anladıktan sonra izlenecek yol aşağı yukarı bellidir. Cumhuriyetin ilk yıllarında kurucu iradenin devrimleri böyle çalışmalara örnek alınabilir. Liderliğin tek bir kişi değil, bir kurul tarafından üstlenilmesi gerektiği farkı unutulmamalıdır.

 


Günümüz toplumumuzda denizcileşme dışında bir yolla gelişilemeyeceği, denizcileşmenin yukarıdaki yolla sağlanabileceği görüşümüzün kesin sonuç olduğunu sonuna kadar kuvvetle savunuruz ancak danışmanın gücüne inancımız nedeniyle savımızı her zaman tartışmaya açık bırakırız.


 

 
Etiketler: Ülke, Nasıl, Denizcileşir?, ,
Yorumlar
Haber Yazılımı