Yazı Detayı
21 Kasım 2020 - Cumartesi 13:27 Bu yazı 221 kez okundu
 
Türkiye dizi ve sinema sektörünün çevre sorunlarına olan ilgisizliği
Doç. Dr. Sedat GÜNDOĞDU
 
 

Çevre sorunlarının daha da şiddetli olarak kendini hissettirdiği bir dönemde çekilen dizi ve filmlerde neden bu durum yerini gerçek üstü sahnelere bırakmış vaziyette? Neden oyuncuların hiçbir davranışı, izleyenlere küçük mesajlar verecek detaylar barındırmıyor?


Bir TV kanalında yayınlanan Sadakatsiz isimli diziye denk geldiğimde, denizle ilgili bir sahne dikkatimi çekmişti. Daha detaylı bakabilmek adına diziyi geri sarma özelliğini kullandığımda (neyse ki böyle bir özellik var) o sahnenin neden dikkatimi çektiğini de anlamıştım. Sahne şöyleydi: Dizinin ana karakterlerinden biri olan kadın, bir anısını hatırlamış olacak ki çocukken gittiği sahile tekrar gitmiş ve kumsal (kumsal sayılmaz ama öyle diyelim) üzerinden yürüyerek denize bırakıvermişti kendini. Buraya kadar her şey bir klişe olan “denize bırakma sahnesi”ne uygun ilerliyordu. Ancak buna uygun olmayan bir detay vardı ki dikkate değerdi. O detayda kadının yürüdüğü sahilde rengârenk mikroplastikler göze çarpıyordu. Hatta o kadar fazlaydılar ki sanki daha büyük plastikler de varmış da işte onlar toplanmış ve onların da parçaları da alanda kalmış gibiydi.

 

 

Sahnenin çekildiği sahilin neresi olduğu pek belli değil. Ancak belli olan bir şey var ki o da sahilin plastik kirliliği altında eziliyor olduğu!

 

Dizilerin yeni ‘fonu’: Hava, su, gürültü, plastik kirliliği… 
Normalde son 20 yıldır çekilen dizi ve filmlerin çoğunda olayların geçtiği sahneler hep steril ve gerçek çevre ile uzaktan yakından alakası olmayan mekanlar. Aslında Sadakatsiz isimli dizinin çekildiği çevre de bu kurala uygun. Tertemiz sokaklar, yollar ve diğer alanlar! Ancak bu durum çevre problemlerinin boyut değiştirmesinden kaynaklı olarak, artık tam anlamıyla sağlanamıyor denilebilir. Hava kirliliği, plastik kirliliği ve gürültü kirliliği artık baskılanamıyor ve o yüzden de neredeyse tüm sahneler iç mekânlarda çekiliyor.

 

Aslında bu problemlerin göz ardı edilebildiği ortamların sağlanması da kısmen mümkün ama bunun için çekimleri daha erken ya da geç saatlerde, uzak bölgelerde yapmak ya da daha da önemlisi, biraz farkındalık sahibi olmak lazım. Çünkü boyutu değişen çevre problemlerinden asgari düzeyde haberdar değilseniz, onun bir sıkıntı olabileceğini de algılayamazsınız. Nitekim son dönemlerde bu dizidekine benzer detayların sayısının artması boyutu değişen çevre sorunlarının tam olarak algılanamadığının ve Türk dizi ve film sektörünün de buna dair herhangi bir aksiyon alamadığının bir göstergesi.

 

‘Manasız iyimserlik’
Son dönem Türk dizilerinde, bir sahne çekilirken bir pet şişenin bile sahneden alındığı bir ortam söz konusu. İşte böyle bir ortamda o rengarenk mikroplastiklerin orada bırakılmış olmasının yukarıda saydıklarımızdan başka bir açıklaması olamaz! Belki de farkındalık var ancak mikroplastiklerin miktarı toplanamayacak kadar fazla olduğu için ya da renkli yapıları nedeniyle sahneye renk katacakları düşünüldüğü için orada bırakılmış olabilir. Manasız iyimserlikten zarar gelmez!

 

Dediğimiz gibi dizilerdeki bu tarz ayrıntıların yapımcıların farkındalıklarının, “gözle görülebilen” ya da “sinematografik” ya da her neyse ona uygun olma durumlarından biriyle ilişkili olduğu aşikâr. Ancak yine de gerçekçi olmakta fayda var. Mikroplastiklerin ne derece büyük bir kirlilik etmeni olduğu dizinin yapımcıları tarafından bilinseydi, bu sahne çekilirken mikroplastiklerin olmadığı bir nokta mutlaka bulunurdu. Sizce de öyle olmaz mıydı? Son 20 yıldır çekilen herhangi bir Türk dizi ya da filminde gerçek çevrenin olduğu gibi yansıtıldığına dair bir emare gördünüz mü? Ben göremedim ya da gözümden kaçırdım. Öyle ki 1990’ların çöp birikintileriyle meşhur İstanbul’unda çekilen dizilerde bile bu durum mümkün olduğunca gizlenmeye çalışılıyordu.

 

 

Yapay gerçeklik
Türk dizi/film sektörünün 1980 öncesi durumu düşünüldüğünde çevrenin yansıtılması durumu daha farklıydı (neredeyse her şeyde olduğu gibi). Konusu direkt çevre sorunları olan veya öyle olmasa da çekildiği sahnelerde o dönemin gerçek Türkiye çevresini yansıtan öğelerin kullanıldığı filmler yoğunluktaydı. Hatırlayın Kemal Sunal filmleri başta olmak üzere birçok filmde ortam olduğu gibi yansıtılıyordu. Yeşilçam sinemasının toplumcu gerçekçilik ile absürtlük arasında gidip geldiği dönemlerde değişmeyen, “çevrenin yansıtılmasında gerçek çevreye olan sadakatli olma” gerçeği günümüzde oldukça değişmiş ve yerini olmayan yapay bir gerçeklik yaratmaya bırakmış durumda.

 

Peki, çevre sorunlarının daha da şiddetli olarak kendini hissettirdiği bir dönemde, yani günümüzde çekilen dizi ve filmlerde neden bu durum yerini gerçek üstü sahnelere bırakmış vaziyette? Neden oyuncuların hiçbir davranışı izleyenlere küçük mesajlar verecek detaylar barındırmıyor?  Gerçekten araştırmaya değer bir konu. Durumun politik atmosferle, dizi tüketimine dair yaratılmak istenen kültürle ve dizi ve film sektörünün artık toplumsal gerçekliklerle bağını koparmasıyla ve kendine ait bir paralel gerçeklik yaratmasıyla ilişkisi olduğu aşikâr, ancak yine de gerçek nedenlerin detaylıca ortaya konulmasına ihtiyacımız var.  

 
Etiketler: Türkiye, dizi, ve, sinema, sektörünün, çevre, sorunlarına, olan, ilgisizliği,
Yorumlar
Haber Yazılımı