Yazı Detayı
10 Ocak 2021 - Pazar 20:54 Bu yazı 588 kez okundu
 
Haritacılığın Tarihsel Gelişimi
Sabri Çağrı SEZGİN
posta@denizbulten.com
 
 

Haritacılık, tarihi insanlığın ilk yerleşik hayata geçtiği çağlara kadar uzanan eski bir bilimdir. Yerleşik hayata geçen ilk insanlar, yaşadıkları yerleri ve buralara yakın beslenme-avlanma alanları gibi kaynakları gösteren basit krokiler çizme gereği duymuşlardı. İlkel birer harita olarak tanımlayabileceğimiz bu krokilerden en eskisi MÖ. 6200 yıllarına tarihlenen ve Çatalhöyük kent planını gösteren bir çizim. Ticaretin gelişmesiyle ticaret yollarını ve hammadde kaynaklarını gösteren büyük ölçekli haritaların yapılması ihtiyacı doğmuş, bu güne ulaşan gerçek anlamdaki ilk harita MÖ. 3800 yıllarına ait kil  tablet üzerine çizilmiş bir Babil haritası. Şimdi dilerseniz Antik çağdan başlayarak haritacılığın evrimine kısaca bir göz atalım:

 

MÖ V. yy’da Herodot yeryüzünü oval bir düzlem olarak kabul etmiş ve çizdiği dünya haritasında dünyayı Avrupa, Asya ve Kuzey Afrika’dan oluşan üç büyük kıta olarak göstermişti. Enlem ve boylam kavramları da Heredot’un bu haritasına dayanmaktaydı. MÖ. IV. yy’da Aristoteles dünyanın bir küre olması gerektiğini ileri sürdü, çünkü deniz yüzeyinin eğriliğe sahip olduğunu ve ay tutulmasında yerin gölgesinin aya yuvarlak olarak düştüğünü fark etmişti. Değişik enlemlerde yıldızların, değişik boylamlarda ise güneşin yüksekleri bu nedenle farklı oluyordu. MÖ III. yy’da yaşayan Eratosthenes’in de dünyanın çevresini doğru olarak hesapladığı ve bir dünya haritasını çizdiği bilinmektedir.

 

Homeros, Hecataeus, Herodotus, Dicaearchus, Eratosthenes, Hipparchus, Strabon ve Ptolemaios'a göre dünyanın görünüşü

 

MÖ. I yy.’da yaşayan yerbilimci Strabon’un geliştirdiği dünya modelinde yeryüzü kutuplar arasında kalan 5 kuşaktan oluşuyordu ve ekvatorun güneyinde yaşam olmadığı varsayılıyordu. Ptolemaios zamanında coğrafya bir bilim dalı olarak resmen geçerlilik kazandı ve dünyanın şekli konusunda çeşitli teoriler ortaya atıldı. MS. II. yy’a gelindiğinde artık filozoflar dünyayı çevreleyen bir okyanusun varlığına inanılıyorlardı ve onlara göre dünya bunun ortasında yüzen bir disk olmalıydı. Kilise otoritelerince de benimsenen bu inanç, XV. yy’a kadar Avrupa’da geçerli olmayı sürdürdü.

 

Romalılar haritacılığa büyük önem veriyorlardı, bu dönem imparatorluğun askeri güzergâhları, ticaret yolları, doğal kaynaklarını, limanlarını ve deniz yollarını vb. verileri içeren rulo şeklinde birçok haritalar yapıldı. İmparatorluğun yıkılışından sonra Avrupa’da haritacılık kilise baskısıyla gerileme dönemine girerken İslam uygarlığında yükselişe geçti. Antik yunan eserlerini kendi dillerine tercüme eden Araplar astronomi ve kartografi alanında büyük ilerleme kaydettiler. 1154 yılında Arap coğrafyacı Muhammed el-İdrisi, o zamana kadar bilinen dünyanın en doğru haritasını yapmak için Arap tüccarlar ve kâşifler tarafından toplanan bilgilerle kendinden önce gelen coğrafyacıların bilgilerini birleştirmiş, “Tabula Rogeriana” adıyla bilinen ortaçağ atlasını hazırlamıştır. Bu haritada yalnızca önemli merkezlerin enlem ve boylamları değil, birbirlerine uzaklıkları ve hangi iklim kuşağında bulundukları da işlenmişti. Bu harita gelecek 3 yüzyıl boyunca en kesin dünya haritası olarak kalacaktı.

 

Muhammed el-İdrisi Sicilya kralı tarafından davet edilmiş, bir dönem Palermo'da da çalışmıştı. Çizdiği dünya haritası 15 yıllık bir çalışmanın eseriydi.

 

Avrupa’da XV. yy’a kadar yerkürenin daire biçiminde ve düz olduğu kabul ediliyordu, bu dönemde çizilen dünya haritaları tam ortalarında denizlerin ve nehirlerin T şeklinde karaları böldüğü yuvarlaklardan ibaretti. Bu haritalar şekillerinden dolayı T-O haritaları adını almıştı ve en ünlüleri “Ebstorf” ve “Hereford” haritalarıydı. Ortaçağ Avrupa’sında dünya haritalarına genel olarak “Mappa Mundi” deniliyordu.

 

XIII. yy’ın sonlarından itibaren haritalar “portolan” tekniğiyle çizilmeye başlandı, ilk olarak Cenevizli kaptanlar tarafından kullanılan bu teknik kısa zamanda tüm Avrupa’ya yayılmıştı. İtalyanca “portolano” limanlarla bağlantılı anlamına geliyordu ve emniyetli bir yolculuk için gerekli tüm ayrıntıları içeren portolanlar denizciler için kılavuz vazifesi görüyordu. Pafta ağı görünümünde ve pusula doğrultuları çizgilerle belirtilmiş olan portolan haritalarının ortak özelliği, enlem-boylam çizgileri yerine rüzgârgülleri taşımalarıydı; haritanın anahtar noktalarına yerleştirilen bu rüzgârgüllerinden haritayı boydan boya kat eden ışınsal yön çizgileri çıkardı. Enlem ve boylam ölçüm tekniklerinin henüz gelişmediği ortaçağ boyunca denizciler, portolan çizgilerini referans alarak seyretmekteydiler. Kıyılar, adalar ve limanlar arasındaki mesafeler belli referans noktalarından geçen rota çizgileriyle belirlenirdi, böylece kaptan bir limandan hareket ettiğinde harita üzerindeki ölçekler yardımıyla ne kadar yol aldığını hesaplayabiliyordu. Ana rüzgârgülleri denizci pusulalarındaki 32 yönü temsil ediyordu ve kuzeye yönlendirilmişlerdi, bunların yanında çoğu zaman 16 yönlü küçük tali rüzgârgülleri de kullanılıyordu.

 

Cenevizli haritacı Battista Agnese'nin 1544'te çizdiği dünya portolanı. Agnese haritalarında döneminin en son coğrafi keşiflerini gösteriyordu.

 

Portolanlar deniz şartlarından etkilenmemeleri için deri parşömenler üzerine çizilirdi. Çoğu zaman renkli olarak yapılan ve birçok resimle süslenen portolanların kara ve deniz kısımlarında açıklayıcı yazılar bulunurdu. Önceleri dar alanları kapsayan portolan haritaları denizcilik alanındaki gelişmeler ışığında daha büyük alanları kapsayacak şekilde çizilmeye başlandı. Gündelik kulanım için daha dar alanları kapsayan ve “isolario” adı verilen kılavuz kitaplar tercih ediliyordu. Bilinen en eski isolario 1420 tarihli “Cristoforo Buondelmonte” haritasıydı, Piri Reis’in “Kitab-ı Bahriye” adındaki eseri de döneminin en önemli isolario’larından biriydi. Bu haritalar tecrübeli denizciler tarafından hazırlandıkları için o yıllarda çizilen diğer haritalara göre oldukça güvenilirlerdi.

 

Keşifler çağında XV. yy’dan XVII. yy’a kadar Avrupalı kartograflar daha önceki dönemlerde yapılmış haritaları kopyaladılar ve kâşiflerin gözlemlerine dayanan kendi haritalarını çizdiler. Özellikle XV. ve XVI. yüzyıllarda Akdeniz’de üstünlük sağlayan Osmanlılar denizcilik alanında altın çağını yaşamış, Türk denizciler haritacılık alanında çok değerli eserler vermişlerdi. Bu dönemin ünlü Türk haritacıları arasında İbrahim Kâtibi, Mürsiyeli İbrahim, Piri Reis, Hacı Ebul Hasan ve Ali Macar Reis çizdikleri haritalarla haritacılığın gelişimine büyük katkılar yaptılar.

 

Piri Reis'in Kitab-ı Bahriye'sinde yer alan Akdeniz portolanı. Kitab-ı Bahriye çağının en ileri denizcilik bilgilerini içeren önemli bir kılavuz kitabıydı.

 

XVII. yy’dan itibaren astronomi alanında yaşanan gelişmeler, yıldızların, ayın ve güneşin konumlarını belirleyerek enlem-boylam ölçüm tekniklerinin geliştirilmesini sağladı. Ünlü gökbilimci Galilei’nin Jüpiter’in uydularını keşfi ve tutulum zamanlarını hesaplaması haritacılık alanında bir devrim yarattı. Bu keşfi izleyen yıllarda yapılan enlem-boylam ölçümleriyle karaların gerçek boyutlarını gösteren haritalar çizildi ve haritacılık altın çağını yaşadı. Bu gelişmelerin deniz haritalarına uygulanması ise XIX. yy. başlarına kadar mümkün olmadı; hassas deniz haritaları ancak oktant ve sekstantların geliştirilmesi, ay-güneş cetvellerinin hazırlanması ve deniz saatlerinin icadının ardından yapılabildi. XX. yüzyılda ise havacılık ve uzay teknolojileri alanında yaşanan gelişmeler sonucunda haritalar kusursuz hale geldi.

 

Jacques Nicola Bellin'in 1757'de hazırladığı denizci haritasında İngiliz Adaları ve Manş Kanalı

 

Haritacılığın gelişiminden bahsederken projeksiyon tekniklerinin gelişiminden bahsetmemek olmaz. Konumları kesin matematiksel bağıntılara göre hesaplanan paralel ve meridyen dairelerinden bahseden ilk kişi MS. I. yy’da yaşayan Marinus’tu, ondan bir asır sonra yaşayan Ptolemaios’un coğrafya kitabında anlatılan harita çizim teknikleri ise ilk projeksiyon denemesi olarak kabul edilir.

 

Bilindiği gibi harita projeksiyonu, üç boyutlu yerkürenin iki boyutlu harita düzlemine matematiksel transformasyon ile aktarılması işlemidir. Temel olarak ekvatora, kutuplara veya herhangi bir noktaya teğet bir silindir, koni veya düzlem üzerine projeksiyondan bahsedebiliriz; teorik olarak ise sonsuz sayıda harita projeksiyonu tanımlamak mümkündür.

 

Şimdi bu işlemi daha iyi anlamak için içinde bir ışık kaynağı olan şeffaf bir yerküre düşünelim. Bu yerkürenin çevresine ekvatora teğet bir silindir sardığımızda üzerindeki meridyen ve paralel çizgileri iki boyutlu düzleme yansıtılmış olur. Bu projeksiyon tekniği ilk olarak 1568’de Flaman matematikçi ve kartograf Gerardius Mercator tarafından geliştirilmiştir ve “Merkator Silindirik Projeksiyonu” adıyla anılır. Genellikle denizcilikte meridyen ve paralellerin birbirini dik kestiği bu tip haritalar tercih edilir. Haritada şekil bozulmaları çok azdır ancak ekvatordan uzaklaştıkça alan bozulmaları hızla artar.

 

Gerrardius Mercator'un 1569'da çizdiği dünya haritası silindirik projeksiyon tekniğiyle yapılmıştı.

 

Yansımadan kaynaklanan bu gibi deformasyonlar, haritaları yapmak için yeryüzü küresinin harita düzlemine nasıl yansıtılacağı sorusunu da beraberinde getirmiş; haritanın kullanım amacına ve ölçeğine, bölgenin yeryüzündeki konumuna, büyüklüğüne ve şekline göre yüzyıllar içerisinde farklı projeksiyon türleri geliştirilmiştir.

 

Son olarak yüzyıllar içerisinde geliştirilen bu farklı projeksiyon tekniklerinden, haritacılık tarihi açısından en önemli olanlarından bazılarını kısaca özetleyerek yazımızı noktalayalım:

 

Mollweide Projeksiyonu: 1805 yılında Alman Carl B. Mollweide tarafından geliştirilmiş psödo-silindirik bir projeksiyondur. 90° doğu ve batı meridyenleri orta meridyene göre bir daire oluşturur.

 

Van der Grinten Projeksiyonu: 1904 yılında Amerikalı Alphons J. van der Grinten tarafından geliştirilmiştir. Yeryüzünün izdüşümü bir daire şeklinde yapılır. Alan, açı ya da uzunluk koruma özelliği yoktur.

 

Winkel Projeksiyonu: 1914 yılında Alman Oswald Winkel tarafından geliştirilmiştir. Yeryüzünü minimum deformasyon ile gösterebilen projeksiyonlardan birisidir.

 

Goode (Homolosine) Projeksiyonu: 1923 yılında Amerikalı John Paul Goode tarafından geliştirilen kesikli bir projeksiyondur. Sinüsoidal projeksiyon ve Mollweide projeksiyonlarının birleştirilmesi ile oluşturulmuştur.

 

Eckert IV Projeksiyonu: 1936 yılında Alman Max Eckert tarafından geliştirilmiş psödo-silindirik bir projeksiyon türüdür. Genellikle atlaslarda yer alan dünya haritalarında kullanılır.

 

Miller Silindirik Projeksiyonu: 1942 yılında Amerikalı Osborn Maitland Miller tarafından geliştirilmiştir. Merkator Projeksiyonunun modifiye edilmiş bir halidir.

 

Robinson Projeksiyonu: 1963 yılında Amerikalı Arthur Robinson tarafından geliştirilmiştir. Optimum deformasyonlu bir projeksiyondur ve dünya haritalarında kullanılır.

 

Transversal Merkator Projeksiyonu: Merkator projeksiyonunun transversal konumda uygulanmış halidir. Silindir projeksiyon yüzeyi yerküreye orta meridyen olarak adlandırılan bir meridyen boyunca teğettir. İzdüşümü formülleri Alman Gauss ve Krüger tarafından geliştirildiği için Gauss-Krüger Projeksiyonu olarak da bilinir.

 
Etiketler: Haritacılığın, Tarihsel, Gelişimi,
Yorumlar
Haber Yazılımı