ESKO: Banner ve Reklam Başlangıç: 01.01.2022 Bitiş: 31.12.2022

SOLAS: Banner ve Reklam Başlangıç: 01.01.2022 Bitiş: 31.12.2022




PETROL OFİSİ
1 Aralık 2022 Başlangıç - 28 Şubat 2023 Bitiş
Yazı Detayı
27 Ocak 2022 - Perşembe 12:30 Bu yazı 9255 kez okundu
 
Deniz Endüstrisi
Yakup KORKMAZ
 
 

Giriş

 

Denizin, deniz endüstrisi’nin, denizci olmanın önemi

 

Başlangıçta konunun önemini tam anlamı ile gözler önüne serebilmek için şu cümlenin söylenmesi uygun olur:

 

Deniz endüstrisine gereken önemi vermeden yükselebilmiş hiçbir ülke yoktur.

 

Deniz endüstrisi, ana paydaşları da birer dev endüstri olan, dalları ve bölümlerine önem verildiğinde bir ülkeyi peşinden sürükleyebilecek güce sahip tek endüstridir. Bunun geçmişte sayısız örnekleri görülmüştür. Gelecekte de böyle olacağı açıkça belli iken ülkemizde fark edilmemiş olması, birkaç cılız ses dışında konunun hiçbir zeminde dile getirilmemesi bizim için telâfisi zor zaman kaybına yol açmaktadır.

 

Bu nedenle aşağıdaki yazıda denize, denizciliğe, sözün kısası Deniz Endüstrisi’ne geçmişten günümüze gereken önem ve özenin gösterilmemiş olmasının ülkemize kaybettirdiklerine ve bu ihmâlin günümüzde de sürdürülme eğilimine kuvvetle vurgu yapmak için alışılagelen biçimlendirmeden ödün verileceği, mantıksal sıralamanın dışına çıkılacağından lütfen okurken hissedeceğiniz aksaklıkları göz ardı ediniz.

 

Türk deniz gücü’ne atfedilen önemin gerekliliği
Yeryüzünde ilk insanın görünmesi ile ilk örtündüğü zaman arasındaki süre için bilim çok şey söyleyememektedir. Ancak önceden beri bizlere öğretilen ‘incir yaprağı ile örtünme’ insanoğlunun bir eylemini simgeler: Elini uzatmış ve bir yaprak kopararak bunu kendisi için kullanmış, örtünmüştür. Başka bir açıdan bakıldığında (belki de) utanma duygusunu giderme ihtiyacı insanoğluna bu eylemi yaptırmıştır. Bunun bir üretim eylemi olduğu kolayca söylenebilir.

 

Basitçe günümüze gelene kadar insanoğlu ihtiyaç duyduklarını ya kendisi üretmiş veya üreten başkalarından almıştır diyebiliriz. Kısaca, insanoğlu nitelikli ve rahat bir yaşam için gerekenleri elde ederken değer denen soyut bir ölçü ile kıymetlendirme yaparak karşılıklı mal alıp vermeyi, ticareti, karşılıklı alışveriş ile birlikte yaşama gereğini eşzamanlı keşfetmiştir. Alışveriş, günlük yaşamı kolaylaştıranlardan eksik olanların giderilmesi yöntemi, birlikte yaşama ise alışverişin kaçınılmaz sonucudur. Bir alışveriş türü olan ticaret yaşamın temelinde yer alır. Ticaretin kelime anlamı TDK sözlüklerinde kısaca -kâr elde etmek- amacıyla yapılan alım satım etkinliği olarak verilir.

 

Ticaret ve kâr kavramları ile birlikte insanoğlunun yüksek ruha ait bazı değerleri de hesaba katması gereği vardır. Fakat bazı anlar, kutsallığın göz ardı edildiği durumlar ortaya çıkar. Böyle durumlarda insanoğlu paylaşımdan kaçar, diğer insanın kârına göz diker ve savaşlar çıkar. İstisnasız tüm savaşların nedeni ticaret ve kâr kavramları ile doğrudan ilişkilidir. Hâl böyle olunca kendinizi savunmanız kaçınılmaz olur. Çünkü kimin ne zaman kârınıza tasallut edeceğini kestirmeniz mümkün değildir. O hâlde her an kendinizi savunmaya hazır olmanız gerekir. Yâni basit ifadesiyle, günlük yaşamınızı kolaylaştıran etkenler her zaman başkalarının dikkatini çeker. Siz de onları saklayıp korumak zorunda kalırsınız.

 

İnsanın sevdikleri ile birlikte üzerinde yaşadığı, kültürünü oluşturduğu toprak parçası yurdudur, vatanıdır.

 

Bir önceki birkaç cümle ile basitçe ilişkilendirilirse yurt -saklanılan ve korunulan- yerdir.

 

Konusunda söz söylemeye yetkin insanlar saklanan şey korunmaya muhtaçtır, adil dağıtılan şeyin korunmaya ihtiyacı yoktur deseler de insanlık tarihine bakıldığında bunun böyle olmadığı gerçeği açıkça ortadadır. Ya dağıtımda bir sorun vardır ya da adil dağıtım denince her insan aynı anlamı çıkarmaz, anlamaz.

 

Savaş ile barış süreleri karşılaştırıldığında savaşla geçen sürenin barışla geçen süre yanında çok büyük olduğunu tarihçiler söylerler.

 

Çağdaş gelişmişlik düzeyinin üzerine çıkma arzusunun gerçekleşmesi için yurtta barış, evrende barış ilkesine uymalı, barışı sürdürmek için de savaşma yeteneği ve savunma gücü her an en yüksek düzeyde tutulmalıdır.

 

Bir ülkenin savunma gücü, yerküredeki konumuna bağlı olarak farklı alanlarda geliştirilebilir. Ancak bizim gibi yurdu (Tanrı’nın hediyesi) deniz ülkesi olanların diğer savunma güçlerinden daha fazla deniz gücü ne önem vermeleri gerekir.

 

Deniz endüstrisi ve diğer endüstriler

Yâni deniz endüstrisi bu kadar önemli de... endüstrisi önemli değil mi?

 

Zaman zaman birileri tarafından amacının dışına çıkan bu sorunun ne kadar anlamsız ve içi boş olduğunu aşağıdaki satırları okudukça göreceksiniz!

 

Elbette başka endüstriler de vardır. Zaten bizim savımız ülkeyi bir bütün olarak ele alıp her bir endüstrinin birbirine bağından bahseder.

 

Elbette başka endüstriler üretim yapacak ki, deniz endüstrisinin önemi vurgulanabilsin! Üretip satacak malınız yoksa hep başkasının malını, onların koşullarını karşılayarak taşırsınız. Bizim vurgulamaya çalıştığımız deniz endüstrisinin ülkemizde öneminin yokmuş gibi görünmesi, sonuçlarının neden olduğu felâketin fark edilmemesidir. Sonucun bir felâket olduğu endüstriye önem verildiğinde elde edilecekler, diğer bir deyişle hâlen yitirmekte olduklarımıza baktığımızda açıkça görülmektedir.

 

Diğer endüstrilerin sorunlarını mutlaka kendi paydaşları dile getirmektedir.

 

Şurası asla gözden kaçırılmamalıdır:

 

Deniz endüstrisinin geliştirilmesi yalnız iktisâdi bir konu değil, diğer endüstrilerin kazandırdıklarının korunması için artık olmazsa olmazlığı yadsınamayan deniz gücü’nün de yüzyılın ilerisine taşıyacak çalışmalarla geliştirilerek büyütülmesi için tek çıkar yoldur.

 

Deniz endüstrisine bir kez gereken önem verilirse, tüm diğer endüstrilerin de yükselişe geçtiği görülecektir.

 

Nedir deniz endüstrisi’nin diğerlerinden farkı?
«Türk Deniz Gücü» ve «Türk Deniz Endüstrisi» cümleleri birbirinin içine girmiştir. Deniz endüstrisi, deniz gücünün teknik adıdır.

 

Geçmişten gelen ve aşağıda amacın belirsizliği başlığı altında değineceğimiz nedenlerle biri diğerinden ayrılmaya çalışılmış, ancak başarılamamıştır. Bu yazıyı okuyor olmanız bunun farkına vardığımızı göstermektedir.

 

Deniz endüstrisi, her şeyin enerji olduğu günümüzde hem sonsuz enerji kaynağı hem de mevcut enerjiyi en iyi kullanma alanıdır. Yalnız ‘taşımacılık’ ve ‘enerji tasarrufu’ ele alındığında bile deniz endüstrisinin mevcut enerji kaynaklarının en tasarruflu kullanıldığı yer olduğu görülür. İnsanından ham petrolüne, en düşük enerji ile en çok yük ancak deniz yolu ile taşınabilir. Başka hiçbir yolla ve hiçbir araçla bu kadar az enerji kullanarak taşıma yapamayacağınız gibi denizden başka hiçbir yerden bu kadar ucuz enerji elde edemezsiniz.

 

Türk deniz endüstrisinin ve Türk denizcilerinin durumu

Deniz endüstrimiz ve denizcilerimiz için iki sözcük söylenebilir:

 

«Çok kötü!»

Konum ve buna bağlı bakış açısına göre bu yargının değişebileceğini tekrar ederek, söylemi yumuşatmak için ancak şu kadar değişiklik yapılabilir:

 

«İyi değil!»

Alışılagelen bir yakınma değildir bu!

 

Bazı küçük düzenlemeler ile cari açığın yüzde yirmisini karşılayacak, orta vadede caride fazlalık verdirecek, ülkenin protein beslenme ihtiyacının yüzde yüzünü karşılamaya aday bir endüstri için aşağıdaki nereden çıktı şimdi bu sorusunun yanıtından sonra aklınıza gelen şeydir yukarıdaki çok kötünün tespiti.

 

Nereden çıktı şimdi bu çok kötü hükmü?

Deniz gücünün omurgası deniz endüstrisi, her biri diğerinin tamamlayıcısı, aşağıda sayılan altı büyük paydaştan müteşekkildir:

 

(1) Tersaneciler:
Üzerindeki her tür donanımı dâhil gemiyi üreten ve onaran; üretileni geri dönüştüren denizciye «tersaneci» denir.

 

(2) Balıkçılar:
Denizden besin olarak elde edilecek her tür ürünü sağlayan, denizcilik eğitiminin doğal eğitmeni denizciye «balıkçı» denir.

 

(3) Taşımacılar:
Dünyanın malını ayırım yapmadan taşıyan denizciye «taşıyıcı» denir.

 

(4) Üreticiler:
Enerji kaynağına ulaşım aracı olarak denizi kullanan denizciye «üretici» denir.

 

(5) Turizmciler:
Denizcinin konukseverliğinin temsilcisine «turizmci» denir.

 

(6) Destek hizmeti sağlayıcılar:
Denizdeki denizciye her tür desteği karadan sağlayan denizciye «destek hizmeti sağlayan» denir.

 

Endüstriyi, biri diğerinin vazgeçilmezi olan ve araları silik, belli belirsiz bir sınır çizgisi ile ayrılmış, bir denizcinin her birinde aynı anda bulunabildiği (a) denizci akıl, (b) denizci sermaye ve (c) denizci emek adlı üç kümede toplanan denizciler omuzlarında taşırlar.

 

Deniz endüstrisinin yukarıda sayılan ana paydaşlarındaki herhangi bir denizci herhangi bir yerde bir çalışma, faaliyet ve yatırım yapacağı zaman karşısında şunları görür:

 

(a) Devletin farklı birimlerine ait, birbirleri arasında olduğu kadar her birisinin içeriğindeki maddeleri arasında dahi çelişkiler içeren bir mevzuat yığını.

 

(b) İşin yapılmasından daha çok yapılmaması için mücadele verdiği kanısı uyandıran devlet görevlileri ve yetkilileri topluluğu.


Temel sorun olarak tespit edilen bu olgunun devleti işlemez hâle ne zaman ve nasıl getirdiği anlaşılamamıştır fakat sonucu elle tutulur, gözle görülür biçimde ortadadır.

 

Kısaca biz kıyısı bilmem kaç kilometre olup her bir tarafı denizle kaplı bir yarımada ülkesi olarak asla denizci olmamışız, denizci değiliz!

 

Ama bu sonuçtan denizci olamayacağımız hükmüne varılmamalıdır! Çünkü başarısızlığın nedenlerini ortadan kaldırdığınızda başarı kaçınılmaz olur ilkesi hiç değişmez.

 

Türk deniz gücü’nün bugünkü görüntüsü
Geçmişi ile ilgili asıl yorum ve çıkarımları uzmanlarına bırakıp, ülkemizin küre üzerindeki konumu ve coğrafî yapısını hesaba katarak gelişmiş diğer ülkeler ile de karşılaştırdıktan sonra değerlendirme, çözümleme ve yorumlama hakkımıza dayanarak kanımızı üzüntü içinde şöyle dile getirebiliriz:

 

Türk deniz endüstrisinin dünyadaki yeri, on bin büyük sayfalı kocaman bir kitapta bir nokta kadar bile değildir!

 

Kişinin bulunduğu konuma bağlı bakış açısı ile farklı değerlendirmeler yapılabilir. Bizim bakış açımız bağımsızlığını en belirgin özelliği olarak öne çıkaran bir milletin bakış açısıdır.

 

Bugünkü görüntünün nedeni «üstümüzdeki el»: Bilgi yoksunluğu ve bencillik.

 

Yukarıdaki cümlemizi yineleyip geçmiş ile ilgili derinlemesine yorum, çözümleme ve çıkarımlar uzmanlarına bırakılmakla birlikte, birkaç cümle etmeden geçmek konuya saygısızlık olur.

 

Nedeni veya nedenleri çok çeşitli ve çok da anlaşılır görünmez fakat deniz endüstrisindeki başarısızlıkların temelinde eğitimsizliğin olduğu kesin bir dille söylenebilir. Çünkü sonuçtan geriye doğru giderek değerlendirdiğimizde deniz endüstrisinin ülkemiz için aynı zamanda bir başarısızlık öyküsü olduğu ortadadır.

 

Yeterli bilgi birikimine sahip olmayan insan durumunu yorumlayamaz. Çünkü değerlendirmeden yoksundur.

Değerlendiremediğinizde yanlışınızı da düzeltemezsiniz. Bu artık bir kısır döngüdür.

 

Kısır döngü, diğer deyişle geçmişteki olayların sürekli yinelenmesini önlemenin tek yolunun bilgi olduğunu söyleyen tarihçilerin sürekli dikkat çektikleri bir kusurdur bilgi yoksunluğu.

 

Bilgiden yoksun insanın ulaşacağı doğal sonuç bencil olmaktır. Bencil insanın başarısı doğal yetenekleri ile sınırlıdır. Bencilliğin en kötü ve felâkete yol açan belirtisi günüdür.

 

Arapça’daki karşılığı hasetlik olan «kıskançlık» ve «çekememezlik», eğitimsizlik sonucu bilgisiz kalıp bencillik çukuruna düşerek ilkel güdülerinin tutsağı insanların ezici çoğunluğunun sergilediği genel bir davranış biçimidir.

 

Fakat bazı zaman dilimlerinde toplumda böyle insanların yönetim erkine sahip oldukları bile görünebilir. Konumları ile örtüşmediğinden böyle insanların bilgisizliklerinin tezahürü bencil ve günülemek’le (kıskançlıkla) yüklü davranışlarının altında başka nedenler aranır, hatta başka cahil insanların bu davranışlara kutsiyet yüklediği dahi görülür.

 

Okuyabildiğimiz, tarihçilerin aktardıklarının öğrettiğine göre milli tarihimiz böyle insanların sebep olduğu olaylarla doludur.

 

Ancak, yine tarihten öğrendiğimiz bir gerçek daha vardır:

 

Koca koca tahsilli adamların yaptığına bak! cümlesi ile özetlenen, toplumda belli bir yere gelebilmek için canını dişine takmış, alabileceği her bilgi ile kendini donatmış insanların bazı anlar bencillik çukuruna düşmeleri.

 

Tarihteki etkilerini bildiğimiz, göğsümüzü gururla dolduran başarılara imza atan bazı milli kahramanlarımızın bazı anlar «kıskançlık» ve «çekememezlik» çıkmazına girdikleri, gerekçe veya gerekçeleri kolayca ortadan kaldırılabilecek bazı davranışlarının o an ve gelecekte felâketle sonuçlanacağını göremedikleri olmuştur.

 

Tarihin gerçeği böyle öykülerin gururumuzda bir incinme, eksiklik yaratacağı korkusu ile yeni kuşaklara aktarılmaması, o öykülerin yinelenmesine neden olmaktadır. Türk deniz endüstrisinin bugün içinde bulunduğu durumda büyük payı olan «kıskançlık» ve «çekememezlik» gibi davranış bozuklukları irdelenmeli, böyle kusurları öne çıkaran ve vurgulayan öyküler, yinelenmelerini önlemek için gençlere özellikle anlatılmalıdır.

 

«Ülkemizin bulunduğu coğrafi konum» ile ilgili daha farklı, başka ve çok önemli, üstelik uluslararası birçok neden elbette vardır. Ama kolayca giderilebilecek yukarıdaki gibi bir nedenin ortadan kaldırılmasında gecikilmemelidir.

 

Deniz endüstrimizin içler acısı durumunun sorumluları

Deniz endüstrisinin içler acısı durumundan sorumlu olanların kimler olduğu hakkındaki fikrimizi hemen beyan edelim:

 

«Bu durumdan doğrudan denizcilerin kendileri sorumludurlar. Bu sorumluluklarından kurtulmak için denizciler, endüstri içindeki yerlerine bakmaksızın birbirleri için vazgeçilmez olduklarını fark etmeli, tek ülkü etrafında toplanmalıdırlar.»

 

Denizcileri aynı ülkü etrafında birleştirme çalışmalarının kendi içindeki aşamalarından ilki dil birliğini sağlamak olmalıdır. Artık denizcilerden herhangi biri bir söz söylediğinde bu söz her denizci için aynı anlamı taşımalıdır.

 

Bu yazıda sürekli yinelenen ve önemine vurgu yapılan deniz endüstrisi (maritime industry) dünyada uzun yıllardan beri kullanılan bir deyimdir. Ne yazık ki, henüz deniz ve denizci kavramlarının dahi tam oturmadığı ülkemizde, doğrudan denizin içinde olanlar tarafından bile deniz endüstrisi deyimi kullanılmamaktadır. Deniz endüstrisi diyemeyen denizciler nedense kendilerini, sektörü, kesimi, bölümü gibi sıfatlar ile anmakta, bu halleri ile dünyadan ayrı düşmektedirler.

 

Kendi aralarında bile dil birliği bulunmayan denizcilerin bulunduğu bir ülkenin devletinden derli toplu bir görüntü vermesini beklemek, en azından denizci olmayan devlet görevlileri ve yetkililerine haksızlık olmaz mı?

 

Türk Deniz Gücü’nü büyüteceğine inanılan milli tasarılarda millileşme oranını, bilgi ve bilgi isteyen teknikler kullanılarak üretilen ürünlerin kullanımını esas alarak değil, kullanılan malzemenin maddi, nesnel ağırlığını esas alarak saptamaya çalışan denizcilerin olduğu bir ülkenin yöneticilerine deniz endüstrisine yaklaşımları ve denizcilere bakışları yüzünden kimsenin bir şey söylemeye hakkı yoktur!

 

Amacın belirsizliği ve hedef eksikliği

Ne için yola çıkarsanız çıkın belirlenmiş bir varış noktası, bu noktaya varmak için yürünmesi gereken (yapılabiliniyorsa en kısa) yol (rota) ve yolculuk sırasında karşılaşılması muhtemel sorunların aşılması için önceden düşünülmüş çözümleriniz, öngörülemeyen olası sorunlar için de belli bir zekâ düzeyiniz olmalıdır. Ama bir şey için yola çıkılacaktır. Yolculuğunuzun ana etkeni o şey ’dir. Yol boyunca her ne olacaksa şey ’in çevresinde ortaya çıkacak, yâni her olgunun sebebi o şey olacaktır.


Bu yazının da konusu olan Türk Deniz Gücü’nü olabilecek en yüksek düzeye taşıyacak deniz endüstrisinin en verimli nasıl işletileceğinin konuşulduğu yerde amaç açıkça belirlenmeli ve hedef açıkça koyulmalıdır.

 

Sözü çok fazla dolandırmadan amaç belirlemek ve hedef koymak ta bizlere mükemmel örnek uygulamalar bırakmış Mustafa Kemâl’in başlattığı, bir milletin kaderini sonsuza kadar değiştiren milli mücadele, yâni istiklâl savaşı tekrar hatırlanmalı, bu bağlamda bir de aşağıdaki özeleştiri yapılmalıdır:

 

Zaman zaman kesintiye uğratılmasına rağmen hâlâ sürmekte, gelecekte de sürecek olan, içinde doğrudan yer aldığımız milli mücadelenin, Milli Kurtuluş Savaşı’nın gerçek anlamını idrak edemedik, hayatımızdaki önemini tam algılayamadık. Denizcilik ile ilgili hiçbir konuya milli mücadele penceresinden bakmadık, bakamadık; büyük resmi hiçbir zaman göremedik. Geçmişte deniz endüstrisi ile ilgili çalışmalarımızda milli mücadeleden hiç söz etmedik, edenleri şovenist deyip, türlü bahaneler uydurarak dinlemedik.

 

Kısaca, kendi küçük düşünce dünyamızla orantılı küçük hesaplar yaptık, koca bir oyunun içinde bilmeden fakat çok başarılı bir biçimde yer alıp, bizlere verilen rollerimizi başarı ile oynadık. Gözlerimizin önünde süregiden milli mücadeleyi göremedik.

 

Türk Deniz Gücü, Türk deniz endüstrisinin eseridir. Böyle önemli bir endüstrinin bulunduğu yeri dahi muhafaza edemiyor olmamızın nedenini, niçin’ini ekonomi ve ticaret bilgisi eksikliklerinden, davranış bozukluklarından daha ötede, başka yerlerde aramak gerekir.

 

Millî mücadelenin bugün de sürdüğünün, istiklâl savaşında karşımızda olanların savaşlarını bitirmediklerinin en açık delili Türk deniz endüstrisinin durumudur. Endüstrinin bugünkü hâli, o gün düşmanımız olanların bugünlere kadar uzanan beşinci kol çalışmalarının başarısıdır. Bizim ise en büyük hatamız, yukarıdaki özeleştiriyi yapmakta geç kalmış olmamızdır.

 

O halde şimdi asıl soruyu sormak gerekir:

 

«Dilimizden düşürmediğimiz milli mücadele ne demektir?»

 

Bugünkü hâlimiz milli mücadele ile ilgimiz hakkında ipuçları veriyor aslında.

 

Biz her sene kaç tane milli bayram, kabotajından filan yerin kurtuluşuna kadar kaç milli gün kutluyoruz, hiç saydınız mı? Pekâlâ, bunlardan hangisinde milli mücadele gerçek anlamda akıllarımıza geliyor ve o günlerin koşullarında yaşananları konuşuyor, milli mücadelenin amacını yüreklerimizde hissetmeye çalışıyoruz?

 

Sıradanlaştırılıp ‘angarya’ olduğu söylenen kutlama törenleri bunun cevabını veriyor.

 

Üzülerek şu saptamayı bildirmek zorundayız: Bugün durum bütün çıplaklığı ile ortadadır, tam bir başarısızlık söz konusudur.

 

O halde durumumuzdan hiç yakınmadan, suçluluğumuzun bilinci ile ama yılgınlık göstermeden, milli mücadele koşulları ile asla karşılaştırılamayacak imkânlara sahip olduğumuzu bilerek, milli mücadelenin başka bir aşamasında olduğumuz bilinci ile hareket etmeliyiz!

 

Sorun bir kez tespit edilirse, çözümü de içinde gelir. Artık düşmanınızı saptadığınıza göre, bir mücadele yöntemi aramanız gerektiğini de biliyorsunuz demektir. Cahilliğin dipsiz kuyusuna düşmeden, aymazlık, bencillik yapmadan; geçmişteki kaygısızlığımızı bir tarafa iterek yeni bir mücadele safhasını başlatmak zorundayız.

 

Yazının Sonu: «Millî Mücadele ve Gazi Mustafa Kemâl Atatürk»

 

«Örnek gözümüzün önünde iken neleri kaçırmışız, insanın inanası gelmiyor!»

 

Atatürk silahlı savaş dönemi bittikten sonra fikri savaşı, fikri savaş ile eş güdümlü olarak ekonomik kalkınma mücadelesini başlattı. Devrimleri sıra ile uygulamaya koydu. Ekonomik kalkınmanın önemini vurgulamanın en güzel yolu olarak, Lozan Antlaşması gibi Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası tapusu olan bir anlaşmadan da önce 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir İktisat Kongresi'ni başlattı. Tam bağımsızlığın yolunun gerçek bir ekonomik bağımsızlıktan geçtiğini tüm millete anlattı, aslında rotayı da çizmiş oldu.

 
Etiketler: Deniz, Endüstrisi,
Yorumlar
Haber Yazılımı