Türkiye’nin Milli Gururu “Lefter Küçükandonyadis”

Melih ASAROĞLU

1924 Aralığı’nın 22. günü İstanbul Büyükada’daki hamam sokağı bir efsanenin doğumuna şahitlik ediyordu. O efsanenin adı Fenerbahçe’nin ve Türk Milleti’nin kalbine altın harflerle kazınacak isim olan ve Yunanca “Ελεύθερος” yani “Özgür” isminin kısaltmasından “Lefter” olarak bilinen Lefter Küçükandonyadis’dir.

20.yüzyıl başlarında Arnavutluk’tan İstanbul Büyükada’ya göç eden Rum bir ailenin Hristo ve Argiro çiftinin ikinci erkek çocuğu olarak dünya’ya gelen Lefter, ailesinin fakirliği ve 8 kardeşi olması sebebiyle hayata erken atılmak zorunda kaldı. Fakirlik ona ikinci bir ayakkabı imkânı sunmamıştı. Lefter âşık olduğu futbolu çoğu zaman çıplak ayakla oynamak zorunda kaldı. Bu durum bir efsaneye dönüşecek Lefter’in top tekniğinin güçlenmesini sağlamıştı. Oynadığı futbolla adından söz ettirmeye başlayan Lefter’in ilk takımı doğup büyüdüğü Büyükada Adalar takımıydı. Sonrasında henüz 16 yaşındayken Taksim Spor forması giydi. Taksim Spor yöneticileri Lefter’e lisans çıkarabilmenin yolunu mahkeme kararıyla yaşını büyütmede bulmuşlardı. 2 yıl boyunca Taksim Spor’da futbol kariyerine devam eden Lefter, 1943 yılında vatanına karşı görevini yerine getirmek için ordusuna katıldı. 1947 yılına kadar Mehmetçik üniforması ile vatani görevini yerine getiren Lefter, 2. Dünya Savaşı’nın en kritik zamanlarında Türkiye’nin savunması için silahlı seferber bekleyen Mehmetçikler arasındaydı. Mütevaziliği, alçak gönüllülüğü ve memleketine bağlılığı, her geçen gün Lefter’in daha fazla tanınmasına ve sevilmesine yol açıyordu. Diyarbakır’daki askerlik görevi sırasında 15. Piyade tümeni 3. Bölük Komutanı Yüzbaşısı Lefter’i yanına çağırdı. “Lefter, emrine 10 erle bir GMC (Askeri kamyon) verilmiştir. Urfa’ya git. Şu garnizonlar arası maçlar için konulmuş kupayı al, gel. O kupayı muhakkak odamda görmeliyim.” Lefter futbol mangasıyla beraber Urfa’ya gitti ve 41 derecede bunaltıcı güneydoğu sıcağının altında sahaya çıktı ve kendisini tutmaya çalışan 4 savunma oyuncusunu bayılttı. Lefter golleri atıp kupayı Diyarbakır’a getirmişti ama kendisi de sıtmadan 4 ay revirde yatmıştı.

Lefter’in küçüklüğünden beri içerisinde yaşattığı en büyük hayali aşığı olduğu Fenerbahçe’de forma giyebilmekti. Askerlik görevi sırasında Ordu Milli Takımı’nın yanı sıra Fenerbahçe’ye olan aşkından ötürü renkleri Fenerbahçe ile aynı olan Diyarbakır Ay Spor’da da forma giymişti. Lefter’in hayali olan Fenerbahçe formasına kavuşmasının başlangıcı da 1946 yılına rastlamaktadır.

Fenerbahçe’nin efsanevi kalecisi Cihat Arman’ın askerlik vazifesi ortaya çıkınca onun yerine Taksim Spor’dan Ruhi Şelabi transfer edilmek istenir. Fenerbahçe Şelabi’yi transfer edecektir ama Beyoğlu Spor yöneticisi Ohannides Nikoliades’in bir ısrarı vardır. Nikoliades, Fenerbahçe yöneticisi Rüştü Dağlaroğlu’na “Ne yapacaksınız Şelabi’yi canım. Sana öyle bir futbolcu önereceğim ki sanki annesi onu Fenerbahçe için doğurmuş. Adı Lefter. Taksim Spor da oynuyordu. Ama şimdi Diyarbakır’da askermiş. Onu hemen bulup kulübe alın. Sonra da bana dua edersiniz.” 1947’ ye gelindiğinde Lefter askerden dönmüştür. Rüştü Dağlaroğlu Fenerbahçe’ye transfer için Lefter’i görmek ister. Fenerbahçe ile Vefa Spor’un oynayacağı maçtan önce kulüp merdivenlerinde Lefter’i gören Dağlaroğlu, çelimsiz ve kısa boylu oluşundan “Bundan futbolcu mu olur, yine de izleyelim” der ve son 20 dakikada oyuna giren Lefter, Fenerbahçe’ye 4 gol atar. Lefter maçtan sonra da soyunma odasına inmez ortadan kaybolur. Çünkü Lefter, Fenerbahçe’ye ve ağabeylerine karşı oynayıp 4 gol attığı için çok utanmıştır. Sonunda Lefter’in Fenerbahçe’ye transferi gerçekleşmiştir. Lefter’in Fenerbahçe’den tek isteği babası Hristo’nun ilaç ve doktor parasının karşılanması olmuştur. Babası’nın ilaç ve doktor masrafı için 200 lira’yı yaşlı gözlerle kabul eden Lefter “Teşekkür ederim. Allah’ın izniyle bu paranın kaç katını Fenerbahçe’ye ödeyeceğim” sözünü sayısız defa yerine getirdi. Türk futboluna ve Fenerbahçe Kulübü’nün tarihine altın harflerle geçen Lefter’in doğumundan mezara kadar uzanan Fenerbahçe aşkı ve hayali işte böyle başlamıştır.

Lefter 1964 yılına kadar 17 yıl giydiği Fenerbahçe formasıyla toplamda 400’ün üzerinde gol attı ve 4 şampiyonluk yaşadı. Futbol kariyeri boyunca 800’ün üzerinde golü olan Lefter 50 kez de Türk Milli Takımı forması giydi ve Milli Takım formasıyla attığı 21 golle en çok gol atan Milli oyuncu unvanını 33 yıl boyunca elinde tuttu. 1948 yılında Atina’da Yunanistan Milli Takımı karşısında Ay yıldızlı milli formayı giydi. Karşılaşmadan önce Maçın sonucu ne olur? diye soran Yunan gazetecilere: “Türk Milli Takımı 3-1 galip gelecek. Golleri de Fikret, Şükrü ve ben atacağım.” dedi ve maçın sonucu ve golleri tam da Lefter’in söylediği gibi oldu. İlk golü Lefter atmıştı. Maç boyunca Yunan taraftarları tarafından küfür yağmuruna tutuldu. Sahada da Yunan futbolcular tarafından kendisine atılan tekmeler havada uçuştu. Onlara göre Lefter, istenmeyen “Türkosporos” yani “Türk tohumuydu” Maçtan sonra “Yunanistan’a gol attığınız zaman ne hissettiniz?” diye sorulduğunda “Ülkeme faydalı olabildiğim için bahtiyarım.” yanıtını verdi.

Lefter ömrü boyunca Türkiye ve Türk Milleti sevgisi ile yaşadı. Çünkü Lefter bu toprakların, bu ülkenin çocuğuydu. Lefter 6-7 Eylül olaylarında zarar görenler arasındaydı. Kendisine fenalık yapanları söylemesi istendiğinde bunu reddetti. O ülkesini, milletini, Fenerbahçe’yi herkesten çok sevdi. En yakın arkadaşlarından Emanuel Taylan bir maçta kendisine “Haydi Ordinaryüs” diye seslenmiştir. Tribün bu benzetmeyi çok beğenmiştir ve o andan itibaren Lefter Türk Futbolu’nun Ordinaryüsü olarak anılmıştır.

Eşi Stavrini Küçükandonyadis ile mutlu bir ömür geçiren Lefter’in bu evlilikten Rula ve Aliki adlı iki kızı dünyaya gelmiştir. 2 kızını da Türk ile evlendiren Lefter, 13 Ocak 2012’de bu dünyaya veda ettiğinde tabutunun üstü Türk bayrağı ve Fenerbahçe bayrağı ile örtülüydü.

Şükrü Saraçoğlu’nda büyük merhumun tabutu başında onun hatırasına yaşlı gözlerle konuşma yapan Torunu Özlem Katmer Hanım’ın gönlünden dedesi için şu sözler kopuyordu: “… Bize her zaman vatanına, milletine yakışır bir şekilde bireyler olmamızı öğütlerdi. Mustafa Kemal Atatürk onun değer verdiği varlıktı. Çocukluğu ile ilgili anıları ona sorulduğunda hep anlattığı, Atatürk Büyükada’ya geldiği zaman çocukluk arkadaşı Emin Adakan ile Atatürk’ün elini tutma ya da elbisesine değme yarışı yapmasıydı. Bir keresinde de bunu başarmıştı ve Atatürk’ün başını okşaması onun hiçbir zaman unutamadığı en güzel çocukluk anısıydı. Bunun en güzel göstergesi evinin baş köşesinde ve yeri hiçbir zaman değişmeyen Atatürk büstüydü.” Bugün genç nesil Lefter’i ancak siyah beyaz fotoğraflardan hatırlasa da topu istediği noktaya atabilme kabiliyeti, çalımları, tekniği, insanlık anlayışı, örnek yaşantısı ile Lefter, özgür olarak doğdu, onur olarak, gurur olarak hayata gözlerini kapadı. Lefter efsanesi Türkiye ve Fenerbahçe için yeri asla doldurulamayacak büyük bir çıtaydı. Tribünler inledi binlerce kere, ver Lefter’e yaz deftere. Bitti kalem doldu defter efsaneler ölmez Lefter.

Saygı ve hürmetle ruhu şad olsun.