1–5 Haziran tarihleri arasında Atina’daki Metropolitan Expo’da düzenlenecek Posidonia 2026 kapsamında gerçekleştirilecek üst düzey “Executive Briefing” oturumunda, ticari gemilerde gelişmiş nükleer teknolojilerin ve kıyıya yakın bölgelerde yüzer nükleer enerji üretim çözümlerinin rolü ele alınacak.
OECD bölgesinde sivil denizcilik için nükleer tahrik sistemleri ve tersanede inşa edilen yüzer nükleer enerji santralleri geliştiren CORE POWER’ın ev sahipliğinde düzenlenecek etkinlikte, armatörler, liman otoriteleri, finans kuruluşları ve enerji sektörü temsilcileri bir araya gelerek nükleer tahrikin kavramsal bir tartışma olmaktan çıkıp ticari gerçekliğe dönüşüp dönüşmediğini değerlendirecek.
CORE POWER Pazar Geliştirme Grup Başkanı Charlotte Vere, tartışmanın artık teorik düzeyde olmadığını belirterek, “Hükümetler, armatörler, bankalar, sigortacılar ve limanlar nezdinde somut bir ilgi görüyoruz. Önemli olan ivme ve bu ivme giderek güçleniyor. Hükümetler arası iş birlikleri, konuşlandırma için gerekli zeminin oluşturulması yönünde ciddi adımlar atıldığını gösteriyor.” dedi.
5-7 Yıl Yakıt İkmali Avantajı
Seminerde, gelişmiş nükleer tahrik sistemlerinin 5 ila 7 yıl arasında değişen yakıt ikmal aralıkları, yakıt fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı koruma ve operasyonel esneklik gibi avantajlarla filo rekabetçiliğini nasıl artırabileceği değerlendirilecek. Ayrıca limanlara ve kıyıdaki sanayi merkezlerine yüksek yoğunluklu, kesintisiz ve temiz enerji sağlayabilecek yüzer nükleer platformlar da gündemde olacak.
Ticari gemilerde nükleer tahrik yeni bir kavram değil. ABD yapımı Savannah ve Sovyet buzkıranı Lenin, 1950’li yılların sonunda nükleer denizcilik kapasitesini ortaya koymuştu.
Contships Management Başkan Yardımcısı Dr. George Pateras, dördüncü nesil erimiş tuz reaktörleri (MSR) ve toryum yakıtlı sistemlerle 10–15 yıl içinde yeni bir dönemin başlayabileceğini savunarak, “Gerçek anlamda yeşil çözüm nükleer enerjidir. Sürdürülebilirlik söylemiyle sunulan birçok alternatif yakıt ne pratik, ne bol, ne de güvenlidir.” ifadelerini kullandı.
2030’ların Ortası İşaret Ediliyor
Daha temkinli bir yaklaşım sergileyen Güney Koreli Hanwha Ocean yetkilileri ise özellikle Avrupalı büyük konteyner hatları ve enerji şirketlerinin nükleer tahrikli gemi potansiyelini stratejik düzeyde değerlendirmeye başladığını, ancak bunun henüz ticari bir karar aşamasına gelmediğini belirtiyor. Şirket, 2027’de başlayacak “Karbon-Nötr Denizcilik Erimiş Tuz Reaktörü Teknoloji Geliştirme Programı”na katılmayı planlıyor.
Hanwha Ocean’a göre erken 2030’lar için yapılan iyimser tahminlere rağmen, nükleer tahrikli gemilerin ticari olarak uygulanabilir hale gelmesi en erken 2030’ların sonunu bulabilir.
MSR tahrikli konteyner gemileri ve LNG tankerleri üzerinde çalışan Samsung Heavy Industries de ticari uygulama için en erken 2030’ların ortasını işaret ediyor. Şirket yetkilileri, uzun vadede nükleer enerjinin yeşil amonyak, hidrojen, yakıt hücreleri ve batarya çözümleriyle birlikte karbon nötr denizcilik hedeflerine ulaşmada seçeneklerden biri olabileceğini ifade ediyor.
“Ticari Öncesi, Ama Artık Varsayım Değil”
Bureau Veritas SEEBA Bölgesi Teknik Direktörü ve SNAME Yunanistan Şubesi Başkanı Dr. John Kokarakis, sektörü “ticari öncesi ancak artık varsayımsal olmayan” bir aşamada olarak tanımlıyor.
2025 yılında erimiş tuz reaktörlü bir nükleer LNG gemisi konsepti için “Approval in Principle (AiP)” alınması, Nuclear Energy Maritime Organization (NEMO)’nun kurulması ve IMO’nun 1981 tarihli Nükleer Ticaret Gemileri Emniyet Kodu’nu güncelleme sürecini başlatması önemli kilometre taşları arasında gösteriliyor.
Kokarakis’e göre ilk pilot gemiler 2030’ların ortasında görülebilir; ancak yaygın kullanım, düzenleyici uyum, sigorta mekanizmaları ve liman devleti kabulüne bağlı.
Asıl Engeller: Mevzuat ve Sigorta
Reaktör teknolojisinde özellikle Küçük Modüler Reaktörler (SMR) ve MSR alanında ilerleme kaydedilirken, en büyük engellerin mevzuat uyumu, sorumluluk çerçeveleri, liman kabulü ve sigorta yapıları olduğu belirtiliyor.
Charlotte Vere, özellikle sivil nükleer sorumluluk rejimlerinin denizcilik bağlamında nasıl işleyeceğine dair netliğin kritik olduğunu vurgularken, MARTECMA Başkanı ve Sea Traders S.A. Teknik Direktörü Panos Kourkountis ise radyoaktif atık yönetiminin halen siyasi ve teknik açıdan hassas bir konu olduğuna dikkat çekiyor.
Kamuoyu Algısı Belirleyici Olacak
Uzmanlara göre nükleer kelimesinin yarattığı algı da önemli bir bariyer. Ancak destekçiler, operasyon sırasında sıfır CO₂ emisyonu, büyük yakıt tanklarına ve geniş makine dairelerine ihtiyaç duyulmaması, istikrarlı enerji maliyeti ve özellikle LNG tankerleri ile ultra büyük konteyner gemileri için uygunluk gibi avantajlara dikkat çekiyor.
Bununla birlikte ekonomik rekabet gücü belirleyici olacak. Kourkountis, “Hiçbir teknoloji ekonomik olarak rekabetçi değilse geniş ölçekte benimsenmez.” derken, gerekli mevzuat altyapısı ve ticari olgunluk sağlandığında Yunan armatörlerin nükleer tahrikli yeni inşalara öncülük edebileceğini ifade ediyor.
Dünya ticaret filosunun yaklaşık yüzde 20’sini kontrol eden Yunanistan’da bu konunun Posidonia 2026’da özel bir oturumla ele alınacak olması, tartışmanın geldiği noktayı ortaya koyuyor. Henüz kamuoyuna açıklanmış bir nükleer yeni inşa siparişi bulunmasa da, politika ve sektör çevrelerinde görüşmelerin sürdüğü belirtiliyor.
Nükleer tahrikli ticaret filolarının 2030’ların ortasında denizlere açılıp açılmayacağı; düzenleyici reformlar, finansman modelleri, kamuoyu desteği ve küresel iş birliğinin seyrine bağlı olacak.