Okyanus Asitlenmesinde Kritik Eşik Aşıldı: Bilim İnsanlarından 2025 Uyarısı

Bilim insanları, okyanusların asitlenmesi konusunda insanlık için kritik bir dönüm noktasına ulaşıldığı uyarısında bulunuyor.

2025 yılı itibarıyla yayımlanan yeni çalışmalar, okyanus asitlenmesi için tanımlanan “gezegen sınırının” büyük olasılıkla aşıldığını ve Dünya’nın en büyük yaşam alanının artık riskli bir bölgede faaliyet gösterdiğini ortaya koyuyor.

Son 12 ayda yayımlanan çok sayıda bilimsel araştırma, insan faaliyetlerinin okyanus kimyasını temelinden değiştirerek daha asidik bir yapıya sürüklediğini gösterdi. Özellikle fosil yakıt kullanımıyla artan karbondioksit (CO₂) emisyonları, okyanusların doğal denge mekanizmalarını zorluyor.

Okyanus neden asitleniyor?
Okyanus asitlenmesi, küresel karbon döngüsünün bir parçası. Atmosfere salınan CO₂’nin önemli bir bölümü okyanuslar tarafından emiliyor. CO₂ deniz suyunda çözüldüğünde karbonik asit oluşuyor ve bu süreç deniz suyunun pH değerini düşürüyor.

2023’te yayımlanan bir çalışmaya göre, okyanuslar 1960’lardan 2010’ların sonuna kadar insan kaynaklı CO₂ emisyonlarının yaklaşık %25’ini emdi. Bu durum şimdiye kadar küresel ısınmayı kısmen yavaşlatsa da, bedeli okyanusların giderek asitlenmesi oldu.

Sanayi devriminden hemen önce (yaklaşık 1750) ortalama yüzey deniz suyu pH’ı 8,2 iken, bu değer 1985’te 8,11’e, 2024’te ise 8,04’e düştü. Avrupa Çevre Ajansı’nın Ekim 2025’te yayımladığı verilere göre, dünya okyanusları sanayi öncesi döneme kıyasla yaklaşık %30 daha asidik hale geldi. Mevcut emisyon eğilimleri devam ederse, pH değerinin 2100 yılına kadar 0,15 ila 0,5 puan daha düşmesi bekleniyor.

Neden tehlikeli?
Mayıs ayında yayımlanan bir araştırma, asitleşmenin artmasıyla birlikte okyanusların atmosferden CO₂ emme kapasitesinin zayıfladığını gösterdi. Bunun nedeni, “karbonat tamponlama” kapasitesinin azalması. Yani okyanuslar, hem iklim değişikliğini yavaşlatma işlevini kaybediyor hem de kendi ekosistemlerini daha kırılgan hale getiriyor.

Norveç Bilim ve Teknoloji Üniversitesi’nden (NTNU) araştırmacıların yayımladığı modellere göre, mevcut emisyon seviyeleri sürerse birçok okyanus bölgesi en kötü senaryolara doğru ilerliyor. Çalışmanın başyazarı Sedona Anderson, “Modellerimiz, özellikle ekolojik ve ekonomik sonuçların ağır olacağını gösteriyor” diyor.

Deniz canlıları ilk etkilenenler
Asitleşmeden en hızlı etkilenenler, kabuk ve iskeletlerini kalsiyum karbonattan oluşturan canlılar. Mercanlar, yumuşakçalar, deniz kabukluları ve bazı plankton türleri bu gruba dahil. Temmuz ayında Tiren Denizi’nde yapılan bir çalışma, asidik ortamlarda ve artan sıcaklık altında bu canlıların popülasyonlarının hızla azaldığını ortaya koydu.

Bu organizmalar besin zincirinin temelini oluşturuyor. Örneğin Arktik somonlarının diyetinin yaklaşık yarısı bu küçük kalsifikasyon canlılarına dayanıyor. Dolayısıyla yaşanan kayıplar, tüm deniz ekosistemini ve balıkçılığı etkiliyor.

Kalsifikasyon yapmayan türler de risk altında. İspanya Deniz Bilimleri Enstitüsü’nün yayımladığı bir rapora göre, balık ve kalamar gibi türlerde daha asidik ortamlarda solunum sorunları, davranış değişiklikleri ve üreme başarısında düşüş gözlemleniyor. Düşük pH seviyelerinin, balıkların yön bulma ve tehlikeden kaçınma davranışlarını etkilediği düşünülüyor.

“Gezegen sınırı” aşıldı mı?
Okyanus asitlenmesi, 2009’da tanımlanan dokuz “gezegen sınırı”ndan biri. Bu sınırlar, Dünya’nın insanlık için güvenli bir durumda kalmasını sağlayan çevresel eşikleri temsil ediyor. Asitleşme için sınır, deniz canlılarının kabuk yapımında kullandığı aragonit mineralinin doygunluk seviyesine göre belirleniyor.

Başlangıçta “güvenli sınır”, sanayi öncesine kıyasla aragonit seviyelerinde %20’lik bir düşüş olarak tanımlanmıştı. Ancak 2025’te yayımlanan yeni çalışmalar, bu eşiğin gerçekte yaklaşık %10 civarında olması gerektiğini gösterdi. Plymouth Deniz Laboratuvarı’ndan Prof. Helen Findlay’in ekibine göre, küresel okyanus 2020 yılına gelindiğinde bu belirsizlik aralığının içine girmiş olabilir.

Daha çarpıcı olan ise derinlik verileri: Yüzeyin 200 metre altında, küresel suların yaklaşık %60’ında asitleşme seviyeleri yeni tanımlanan güvenli sınırın üzerinde. 2025 Gezegen Sağlığı Kontrolü raporu da, okyanusların artık net biçimde “risk bölgesinde” faaliyet gösterdiğini doğruluyor.

Her yer aynı mı etkileniyor?
Asitleşme küresel bir sorun olsa da etkileri bölgeden bölgeye değişiyor. Araştırmalar, özellikle Arktik Okyanusu’nun daha hızlı etkilendiğini gösteriyor. Soğuk sular CO₂’yi daha kolay çözüyor ve eriyen buzlar ile nehirlerden gelen tatlı su, deniz suyunun kimyasal tamponlama kapasitesini azaltıyor.

Kıyı bölgeleri de risk altında. Tarımsal gübre akıntıları ve bazı okyanus akıntı sistemleri, yerel asitleşmeyi daha da şiddetlendirebiliyor.

Geçmişten ders var mı?
Dünya tarihinde daha önce de yüksek CO₂ seviyeleri ve asidik okyanuslar yaşandı. Yaklaşık 300 milyon yıl önceki Geç Paleozoyik Buz Çağı’nın sonunda, benzer koşullar kitlesel yok oluşlara yol açtı. Bilim insanları, gezegenin uzun vadede toparlanabildiğini ancak bu geçişlerin milyonlarca yıl sürdüğünü vurguluyor.

St Andrews Üniversitesi’nden araştırmacı Hana Jurikova, “Gezegenin bir yol bulacağını biliyoruz. Asıl soru, insanlığın bu değişime uyum sağlayıp sağlayamayacağı” diyor.

Çözüm var mı?
Uzmanlara göre en etkili çözüm, CO₂ emisyonlarında ciddi ve hızlı azaltımlar sağlamak. Bunun yanı sıra yerel ölçekte de adımlar mümkün: Mangrovların, sulak alanların, deniz çayırlarının ve deniz yosunu ormanlarının korunması ve restore edilmesi, deniz suyunun pH dengesini destekleyebilir. Tarımsal kirliliğin azaltılması da önemli bir etken.

Bazı araştırmalar, minerallerin denize eklenmesi gibi doğrudan müdahaleleri de tartışıyor. Ancak bu tür yöntemlerin uzun vadeli etkileri henüz net değil.

Bilim insanlarının ortak görüşü net: Emisyonlar düşürülmediği sürece okyanus asitlenmesi artmaya devam edecek. Ve bu “sessiz kriz”, yalnızca deniz yaşamını değil, gıda güvenliğinden kıyı korumasına kadar insan toplumlarını da doğrudan etkileyecek.

Bu haber, Dialogue Earth’te yayımlanan makaleden derlenmiştir.

Bilim ve Teknoloji Haberleri

Antarktika'nın buzul altı yapısının "en detaylı haritası" oluşturuldu
Yapay Zekâ Denizaltına İniyor: Otonom Kaynak Robotu MARIOW Tanıtıldı
Buz tabakası, yaklaşık 7 bin yıl önce 2100 için öngörülen sıcaklıklarda eridi
En yaşlı canlı araştırmacıların hatası yüzünden öldü
Karadeniz'in seviyesinin yükseldiği tespit edildi