Grönland üzerinden şekillenen ABD–Çin rekabeti, nadir toprak elementlerini yalnızca jeopolitik değil, aynı zamanda trilyon dolarlık sektörlerin işleyişini etkileyebilecek stratejik bir rekabet alanının merkezine taşırken, küresel üretim ve işleme kapasitesinin büyük ölçüde tek bir ülkede yoğunlaşması tedarik güvenliğini kritik bir kırılganlık başlığı hâline getiriyor. Türkiye’nin Beylikova sahası ise bu tabloda, küresel tedarik dengelerini etkileyebilecek ölçekte stratejik bir potansiyel olarak öne çıkıyor.
Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, ABD’nin Grönland’a yönelik artan ilgisinin yalnızca jeopolitik ve askerî bir refleks olarak değil, kritik hammaddeler üzerinden şekillenen küresel rekabet, ileri teknoloji üretimi, enerji dönüşümü ve yüksek ekonomik ölçekli tedarik zincirleri bağlamında değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Vatansever, nadir toprak elementlerinin bugün ülkelerin teknoloji üretme kapasitesini, savunma yetkinliğini ve ekonomik egemenliğini doğrudan etkileyen stratejik girdiler hâline geldiğini vurgulayarak, Türkiye’nin bu süreci sanayi, teknoloji ve tedarik güvenliği perspektifiyle ele almasının kritik önem taşıdığını ifade etti.
Nadir toprak elementleri, adında “nadir” ifadesi geçse de asıl “nadirlik” çoğu zaman yer kabuğunda bulunmalarından değil; ekonomik olarak çıkarılabilir yatakların sınırlılığı, çevresel ve teknik zorluklar ve en önemlisi işleme zincirinin belirli coğrafyalarda yoğunlaşmasından kaynaklanıyor.
Kamuoyunda “nadir toprak elementleri” başlığı altında anılan grup toplam 17 elementten oluşuyor: Skandiyum, itriyum, lantan, seryum, praseodimyum, neodimyum, prometyum, samaryum, evropyum, gadolinyum, terbiyum, disprozyum, holmiyum, erbiyum, tulyum, iterbiyum ve lutesyum.
Bu elementler; elektrikli motorlarda ve rüzgâr türbinlerinde kullanılan kalıcı mıknatıslar, savunma elektroniği, hassas sensörler, lazer sistemleri, optik uygulamalar, batarya ve enerji depolama bileşenleri gibi geniş bir yüksek teknoloji yelpazesinde kritik roller üstleniyor. Bu nedenle tedarik zincirindeki küçük bir aksama bile çok daha büyük endüstriyel ekosistemlerde zincirleme etki yaratabiliyor.
Uluslararası raporlara göre nadir toprak elementlerinde asıl kırılganlık, rezerv varlığından ziyade ayrıştırma ve rafinasyon aşamasında yoğunlaşıyor. Küresel ölçekte birçok ülke maden üretimi gerçekleştirebilse de yüksek katma değerli yarı mamul ve nihai ürün üretimi sınırlı sayıda ülkenin kontrolünde bulunuyor.
Bu durum, nadir toprak elementlerini yalnızca bir yer altı kaynağı değil, aynı zamanda stratejik bir sanayi girdisi hâline getiriyor. Tartışmanın merkezinde “kimde ne kadar rezerv var” sorusundan çok, “kim ayrıştırıyor, kim rafine ediyor, kim ürüne dönüştürüyor” sorusu öne çıkıyor.
Vatansever, nadir toprak elementlerinin son on yılda klasik madencilik tartışmalarının ötesine geçtiğini belirterek, küresel ölçekte üretim, işleme ve rafinasyon zincirlerinin az sayıda ülke etrafında yoğunlaştığına dikkat çekti.
Uluslararası raporlara göre küresel nadir toprak elementi üretiminin yaklaşık yüzde 60’ı, rafinasyon ve ileri işleme kapasitesinin ise büyük ölçüde tek bir ülkede toplandığı ifade ediliyor. Bu yoğunlaşma, tedarik güvenliğini “ekonomik rekabet” başlığından çıkarıp “stratejik kırılganlık” başlığına taşıyan ana dinamiklerden biri olarak gösteriliyor.
ABD Jeoloji Araştırmaları Kurumu (United States Geological Survey – USGS) Mineral Commodity Summaries verilerine göre 2023’te nadir toprak elementlerinde dünya maden üretimi yüz binlerce ton seviyesinde gerçekleşirken, bu üretimin büyük bölümü Çin’de yoğunlaştı. ABD ve Avustralya ise üretimde öne çıkan diğer ülkeler arasında yer aldı.
Aynı veri setlerinde Grönland’ın yaklaşık 1,5 milyon tonluk rezerv potansiyeliyle Çin dışı tedarik seçenekleri arasında stratejik bir konumda bulunduğu ifade ediliyor. Bu çerçevede Grönland, yalnızca bir maden sahası olarak değil, tedarik mimarisini çeşitlendirme arayışında “alternatif havza” olarak öne çıkıyor.
Nadir toprak elementleri, elektrikli araç motorlarından rüzgâr türbinlerine, savunma elektroniğinden enerji depolama sistemlerine kadar geniş bir yüksek teknoloji yelpazesinde kritik rol oynuyor. Uluslararası değerlendirmelerde, bu elementlerin yüksek teknoloji ürünlerinin büyük bölümünde doğrudan ya da dolaylı girdi olarak kullanıldığı ve kısa vadede ikame edilebilir alternatiflerinin sınırlı olduğu vurgulanıyor.
Bu teknolojik önemin ekonomik karşılığı da tartışılıyor. Uluslararası pazar araştırmalarında, yöntem ve kapsama göre farklı büyüklükler kullanılsa da nadir toprak elementlerinin ve bunlara bağlı mıknatıs ve ara ürün pazarlarının enerji dönüşümü ve ileri teknoloji yatırımlarındaki artışla birlikte büyümesini sürdüreceği öngörülüyor.
Ancak uzman değerlendirmelerine göre stratejik önem, doğrudan parasal büyüklükten ziyade; elektrikli mobilite, savunma sanayii, enerji dönüşümü, havacılık ve ileri elektronik gibi trilyon dolarlık sektörlerin çalışmasını mümkün kılan kritik girdiler olmalarından kaynaklanıyor.
Görece sınırlı bir pazar büyüklüğüne sahip görünen bu elementlerde yaşanabilecek arz kesintilerinin, çok daha büyük ölçekli sanayi ve teknoloji ekosistemlerinde zincirleme etki yaratabileceği; bu nedenle “küçük görünen rakamların” makro ölçekte “büyük risk” doğurabildiği belirtiliyor.
ABD’nin Grönland’a yönelik ilgisinin, coğrafi konum veya askerî varlıktan ziyade kritik minerallerde arz güvenliği temelinde şekillenen uzun vadeli bir strateji çerçevesinde değerlendirildiğini aktaran Vatansever, ABD yönetiminin son yıllarda yayımladığı politika belgelerinde nadir toprak elementlerinde tek ülkeye bağımlılığın ulusal güvenlik riski olarak açık biçimde tanımlandığını hatırlattı.
USGS tarafından yayımlanan 2025 kritik mineraller listesinde nadir toprak elementleri kritik kategoride yer alırken, bu sınıflandırmanın tedarik kesintilerinin ekonomi ve ulusal güvenlik üzerindeki etkilerine yönelik risk değerlendirmelerine dayandığı belirtiliyor.
Bu stratejik yaklaşımın parasal boyutu da dikkat çekiyor. USGS verilerinde ABD’nin nadir toprak elementleri ve ilgili bileşenlerdeki yıllık ithalatının parasal karşılığı yüz milyonlarca dolar seviyesinde seyrediyor; ancak tartışmanın ağırlık merkezinin bu tutardan çok, bu girdilerin bağlı olduğu savunma ve teknoloji ekosistemlerinin ölçeği olduğu vurgulanıyor.
Son yıllarda nadir toprak elementleri, yalnızca ticari bir girdi olmaktan çıkarak büyük ekonomiler arasında jeopolitik bir kaldıraç unsuru hâline geldi. İhracat kısıtlamaları, stratejik stok politikaları ve alternatif tedarik arayışları, bu alandaki rekabetin artık piyasa dinamiklerinin ötesinde, doğrudan ulusal güvenlik ve sanayi politikalarıyla ilişkilendirildiğini ortaya koyuyor.
Bu yaklaşımda Grönland’ın, Çin merkezli tedarik yapısına karşı alternatif ve uzun vadeli bir rezerv alanı olarak öne çıktığını kaydeden Vatansever, kamuya açık analizlerde Grönland’ın hem rezerv potansiyeli hem de Arktik lojistik hatları üzerindeki konumu nedeniyle stratejik önem kazandığının belirtildiğini ifade etti.
Şenol Vatansever, bu durumu şu sözlerle özetledi: “Grönland, ABD için bir coğrafya değil; kritik teknolojiler için stratejik bir sigorta alanıdır. Nadir toprak elementlerinde yaşanan kırılganlık, artık askerî değil, ekonomik ve teknolojik rekabetin doğrudan bir parçasıdır.”
Çin’in küresel nadir toprak elementleri zincirindeki ağırlığının yalnızca rezerv büyüklüğünden değil, işleme, rafinasyon ve ürünleştirme kapasitesindeki yoğunlaşmadan kaynaklandığını belirten Vatansever, uluslararası raporlara göre Çin’in küresel rafinasyon kapasitesinde yüksek bir paya sahip olduğuna işaret etti.
Geçmiş yıllarda Çin tarafından uygulanan ihracat kısıtlamalarının, ABD, Avrupa Birliği ve Japonya gibi yüksek teknoloji üreticileri için tedarik zincirlerinde ciddi kırılmalara yol açtığını ifade eden Vatansever, bu tür uygulamaların özellikle savunma, elektronik ve enerji sektörlerinde kısa sürede zincirleme etki yarattığını kaydetti.
Vatansever’e göre Türkiye açısından nadir toprak elementleri meselesinin bugün bu denli kritik hâle gelmesinin arkasında zamanla yarışılan bir küresel dönüşüm bulunuyor. Uluslararası Enerji Ajansı (International Energy Agency – IEA) değerlendirmelerine göre küresel enerji dönüşümüne yönelik yıllık yatırımlar 1,7 trilyon doların üzerine çıkmış durumda.
Bu yatırımların önemli bir bölümü, nadir toprak elementlerine doğrudan bağımlı olan elektrikli mobilite, rüzgâr enerjisi ve enerji depolama teknolojilerini kapsıyor. Bu nedenle tedarik güvenliği tartışması, yalnızca maden arzı değil, aynı zamanda enerji dönüşümünün temposu ve maliyetiyle de ilişkilendiriliyor.
Kamuya açık uluslararası veri setlerine göre bilinen nadir toprak elementi rezervleri belirli ülkelerde yoğunlaşıyor. Çin, Vietnam, Brezilya, Rusya ve Hindistan yüksek rezerv büyüklükleriyle öne çıkarken, Avustralya, ABD ve Grönland alternatif tedarik merkezleri olarak önem kazanıyor.
Arktik boyutta ise son 30 yılda yaşanan ciddi buz kaybının, bazı deniz yollarını dönemsel olarak daha erişilebilir hâle getirdiği ve bunun maden ile lojistik faaliyetlerinin maliyet ve fizibilite hesaplarını doğrudan etkilediği belirtiliyor. Bu boyut, Grönland’ı yalnızca yer altı kaynaklarıyla değil, erişim ve lojistik parametreleriyle de rekabetin parçası hâline getiriyor.
Avrupa Birliği’nin kritik ham maddelerde yüksek dışa bağımlılığı, nadir toprak elementlerinde güvenilir ve yakın tedarikçi arayışını hızlandırıyor. Coğrafi yakınlık, sanayi entegrasyonu ve üretim kapasitesi dikkate alındığında Türkiye’nin bu arayışta stratejik bir tedarik ortağı olarak öne çıkabileceği değerlendiriliyor.
Avrupa Komisyonu değerlendirmelerinde, özellikle kalıcı mıknatıslar için kullanılan nadir toprak elementlerinin rafinasyonunda Çin’deki yoğunlaşmanın yüksek seviyelere ulaştığı belirtilirken, bu durumun enerji dönüşümü teknolojilerinde işleme kapasitesini stratejik bir eşik hâline getirdiği vurgulanıyor.
Bu küresel tabloda Türkiye’nin gündemine giren ana başlıklardan biri de Eskişehir–Beylikova sahası olarak öne çıkıyor. Tedarik zincirinin “rezerv–işleme–ürün” hattında yeniden kurulduğu bir dönemde Beylikova gibi büyük ölçekli sahaların yalnızca maden potansiyeli değil, sanayiye bağlanma kapasitesi üzerinden de değerlendirildiği ifade ediliyor.
Türkiye’de özellikle Eskişehir–Beylikova sahasında tespit edilen nadir toprak elementi varlığının, kamuya açık resmî açıklamalara göre yaklaşık 694 milyon ton cevherleşme ve 12–13 milyon ton nadir toprak oksit içeriğine sahip olduğu belirtiliyor.
Beylikova’da “hangi elementler öne çıkıyor, neden?” sorusu ise sahadan sahaya değişebilen mineralojik yapı ve işleme teknolojileri nedeniyle teknik raporların diliyle yanıtlanıyor. Bu noktada kritik olan, sahada bulunan elementlerin tek tek listelenmesinden önce bu içeriğin ayrıştırma, rafinasyon ve nihai ürün hattına hangi verimle bağlanabileceğinin netleştirilmesi olarak gösteriliyor.
Vatansever, Türkiye’nin nadir toprak elementlerinde hedefinin yalnızca “ilk 5” olmakla sınırlı kalmaması gerektiğini belirterek, ayrıştırma, rafinasyon ve yüksek katma değerli ürün üretimine odaklanan ülkelerin küresel rekabette öne çıktığını söyledi.
Bu değerlendirme; Vatansever Platformu ve Dijital Biz editoryal ekipleri tarafından, başta USGS ve IEA olmak üzere, Avrupa Komisyonu, Türkiye’de nadir toprak elementlerine ilişkin kamuya açık resmî açıklamalar ve teknik değerlendirmeler, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA), NASA ve NOAA tarafından yayımlanan açık kaynak raporlar ile uluslararası pazar araştırmaları ve sektör analizleri (Grand View Research, Fortune Business Insights) esas alınarak derlendi.
Vatansever, nadir toprak elementleri konusunun Türkiye için bir madencilik başlığı değil; ulusal teknoloji, sanayi ve dijital egemenlik programı olduğunu vurgulayarak, doğru zamanda ve doğru programla hareket edilmesi hâlinde Türkiye’nin bu alanda küresel ilk 3 hedefini gerçekçi biçimde masaya koyabileceğini kaydetti.