Ayşe ÖKSÜZ
GRS Uluslararası Destek ve Çözüm Hizmetleri A.Ş. - Rücu Uzmanı
Ayşe Öksüz, alacak yönetiminde zaman aşımı, borçlunun iyi niyeti ve finansal gücü gibi kritik eşiklerin belirleyici olduğunun altını çizerken; farklı ülke hukuklarında yürüttükleri süreçlerde hem müşteriler hem de avukatlarla köprü vazifesi üstlendiklerini, özellikle deniz taşımacılığındaki uyuşmazlıklarda İngiliz hukukuna hâkimiyetlerinin önemli bir avantaj sağladığını vurguluyor.
Şirketiniz GRS’yi 2013 yılında kurduğunuzu biliyoruz, o günkü şartlarda hangi piyasa şartlarını görerek bu alana girdiğinizi ve bugüne kadarki olan faaliyetlerinizi özetler misiniz?
Şirketimiz GRS Uluslararası Destek ve Çözüm Hizmetleri A.Ş.’nin kurulması, Türk Ticaret Siciline kaydolması ve ilgili meslek odalarına resmi olarak üye olmasından önce; yaklaşık beş sene süren bir saha araştırması yapılmıştır. Şirketlerin, yurtdışı alacaklarının tahsili süreçlerinde hukuki, ekonomik ve pratik açıdan çeşitli zorluklarla karşılaştığını gördük. Bu nedenle, yurt dışında yaygın olan ancak ilk kurulduğumuzda Türkiye’de henüz yeni bir uygulama olan ‘no cure, no pay’ yaklaşımıyla, her türlü alacağın tahsilinde aracılık etmek amacıyla kuruldu. Bugün ise sektörde kendini kanıtlamış bir firma konumundayız.
No cure - no pay prensibi, GRS’nin temel çalışma modeli olarak öne çıkıyor. Bu modelin müşteri ilişkileri ve risk yönetimi açısından en büyük avantajları ve dezavantajları nelerdir?
“No cure – no pay” prensibi müşteri ilişkileri ve risk yönetimi açısından hem güçlü avantajlar hem de bizler gibi tedarikçi açısından ciddi dezavantajlar içerir. Müşteri için risk düşük olup, güven yüksektir.
Çünkü, müşterimiz sonuç almadan ödeme yapmayacağı için, finansal riski minimumdur. Bu da müşterimizin bize olan güvenini arttırır, çünkü alacağı tahsil edebilirsek eğer, hizmetimizin karşılığını alacağız. Hizmetin karşılığını da alabilmek için, alacağı en iyi/ en etkin şekilde yönetilmesi için çok titizleniyoruz.
En büyük dezavantajımız müşterinin elindeki en zor, en problemli, tahsil edilme ihtimali en düşük dosyaları getirmesidir. Titiz bir dosya analizi yapmadığımız takdirde en büyük kaybımız zaman olacaktır ve iş yükümüz de artacaktır. Bu nedenle her dosyayı dikkatle değerlendiriyoruz. Tecrübemiz sayesinde birçok dosyanın sonucunu öngörebiliyoruz; ancak müşterimizin aklında herhangi bir soru işareti kalmaması için tahsil edilemeyen alacakları da tahsil edilememe gerekçeleriyle birlikte detaylı şekilde raporluyoruz. Bu raporlar, müşterimizin daha sonra karşılaşacağı alacaklar için de kendilerine önemli bir referans niteliği taşıyor.
Şirketin avukatlar, bilirkişi, hakem ve araştırmacılardan oluşan küresel bir ağı var. Bu ağı yönetmek ve her coğrafyada uygun uzmanlarla çalışmak için nasıl bir strateji izliyorsunuz?
Stratejimiz, yıllar içinde ilmek ilmek oluşturduğumuz ağımızdaki partnerlerimizle olan iş ilişkilerimizde sadakatli davranmaktır. Dünyanın hemen hemen her ülkesinde çok değerli ve bizimle uyum içinde çalışan partnerlerimiz var, direkt olarak partnerlerimiz olmayan ülkelerde ise güvendiğimiz kaynakların önerdiği partnerlerle çalışıyoruz.
Bir alacak dosyasını devraldığınızda izlediğiniz tipik süreç nasıl işliyor? Uzlaşmadan dava sürecine geçiş kriterleriniz nelerdir?
Müşterilerimizden bizi yetkilendirdiklerine dair bir yetki belgesi istiyoruz. Bu yetki belgesi, borçlu tarafla temasa geçtiğimizde; bizim, alacaklı firmayı temsil yetkimizi ispat etmek için gerekli. Daha sonra, borçlu firmayla görüşmeler başlıyor.
Alacağın tahsil edilebilmesi için birkaç ön koşul var:
Bunlardan birincisi, alacağın tabi olduğu hukuk sistemine göre, alacağın zaman aşımına uğramamış olması. Biz borçlulara yaklaşmadan önce onların hukuki durumunu incelemiş oluyoruz. Hukuki açıdan, bizim temsil ettiğimiz taraf haklı durumda ve alacak da henüz zaman aşımına uğramamış durumdaysa; o zaman borçluya, hukuki süreçlerin hemen hemen her hukuk sisteminde ne kadar uzun, yorucu ve masraflı olduğunu anlatıp, sulhe davet ediyoruz. Sulhün biraz daha cazip olabilmesi için; bazen müşterimizin onayıyla alacak miktarında biraz indirim yapıyor, bazen de taksit kabul ediyoruz.
İkinci ön koşul, borçlunun borcunu kabul etmesi ve ödeme konusunda iyi niyetli olması: borçlu eğer borcunu ödemek istemiyorsa, maalesef, ne bizim gibi rücu acentelerinin ve ne de mahkemelerden çıkacak kararların pek bir yaptırımı yok. Kötü niyetli borçlular, daha borcu yaparken, her şeyi, “borcu ödememek” üzerine kurgulamış olabiliyorlar.
Alacağın tahsil edilebilmesi için üçüncü ön koşul da, borçlu firmanın finansal durumunun iyi olması. Alacak zaman aşımına uğramamış ve borçlu ödeme konusunda iyi niyetli olsa bile; firmanın borcunu ödeyecek nakit durumu ya da mal varlığı yoksa, yine yapacak bir şey yoktur.
Sulh yoluyla tahsil mümkün olmadığında, ilgili ülkenin yetkili hukuk sistemi çerçevesinde avukat partnerlerimizle birlikte davanın takip maliyeti, beklenen dosya masrafları ve davayı kazanma olasılığı gibi kriterleri değerlendiriyoruz. Bu bilgileri müşterimiz ile paylaşıp, alacağın takibi, avukatın görüşü ile usul ekonomisi açısından da uygun bulunursa hukuki süreç başlatılıyor.”
Deniz / kara/ hava ve tren yolu kargo taşımacılığı ve bu operasyonlar sırasında çeşitli sebeplerden dolayı oluşan alacak/tazminat konularını inceliyorsunuz. Bu sektöre odaklanmanızın arkasındaki stratejik motivasyon nedir?
Deniz taşımacılığı, kargo ve gemi operasyonları, küresel ticaretin temel taşları olup, alacak ve tazminat süreçlerinde yüksek risk ve karmaşıklık barındırıyor. Bu sektöre odaklanmamızın stratejik motivasyonu, müşterilerimizin özel ihtiyaçlarını mecvut partner ağımız sayesinde derinlemesine anlayabilmemiz ve karmaşık hukuki meseleleri etkin bir şekilde çözebilmemizdir. Uzmanlığımız sayesinde, doğru çözümleri hızlı bir şekilde sunabiliyoruz.
Yurt içi alacaklar konusunda da çalışıyorsunuz. Uluslararası tahsilat ile yurt içi süreçleri kıyasladığınızda karşılaştığınız en büyük zorluklar nelerdir?
Yurt içi alacaklarda borçlularla iletişim ve yasal süreçler daha tanıdık ve hızlıyken, uluslararası tahsilatta farklı ülke yasaları, döviz kurlarındaki farklılıklar ve uzun yasal süreçler gibi ek zorluklarla karşılaşabiliyoruz. Bu nedenle uluslararası tahsilat süreci genellikle daha karmaşık ve zaman alıcı olabiliyor. Yakın bir tarihte müşterimiz adına takip ettiğimiz bir alacak ile ilgili olarak, yurtdışında aldığımız mahkeme kararı, duruşmada karar henüz yazılmadığı/çıkmadığı ve avukatımıza bildirilmediği için tebliğini beklemekteyiz; bu süreç şu anda neredeyse iki yıl sürmüş durumda. Kararın içeriği hakkında bilgi sahibi değiliz ve tebliğ edilmesini beklemek zorundayız.
Sigorta acenteleri, reasürörler, brokerlar gibi kurumsal müşteri grubunuz oldukça uzmanlaşmış. Bu müşterilerle güven oluşturmak için özellikle hangi değer önerilerinizi öne çıkarıyorsunuz?
Kurumsal müşterilerle güveni, derin sektör bilgimiz, hızlı ve şeffaf iletişimimiz ve onlara özel çözümler sunma yaklaşımımızla sağlıyoruz.
Vizyonunuzda ulusal ve uluslararası alanda liderlik hedefi var. Önümüzdeki 5–10 yılda GRS’yi nerede görüyorsunuz ve büyüme stratejiniz ne yönde ilerleyecek?
Önümüzdeki yıllarda şirketimiz hem ulusal hem uluslararası alanda lider konuma taşımayı ve müşterilere hızlı ve güvenilir hizmet sunarak sektörde fark yaratmayı hedefliyoruz. Borçlu taraf, ödeme talebinin şirketimizden geldiğini gördüğünde, son yıllarda ilk yıllarımıza nazaran daha uzlaşmaya açık bir tutum sergilemektedir: Bunda en büyük etken hem borçlu hem de alacaklıların durumunu adilane bir şekilde değerlendirip, yapıcı, çözüm odaklı ve makul teklifler sunmamızdan kaynaklanmaktadır.
Geride bıraktığımız bu süre içerisinde, kurulduğumuz ilk günden bugüne kadar geçirdiğimiz süre içerisinde taşımacılık sektöründe yaptığımız isim sayesinde bu sonuçlara oluşabildik.
Tahsilat ve alacak yönetimi alanında çalışırken, bazen etik ikilemler veya hukuki risklerle karşılaşmak mümkün. GRS olarak bu tür durumları nasıl yönetiyorsunuz ve müşterilere bu konularda ne tür güvence veriyorsunuz?
GRS olarak tahsilat ve alacak yönetimi süreçlerini mevzuata ve etik standartlara uygun şekilde yürütüyor, olası hukuki riskleri önceden tespit ederek müşterilerimize şeffaf ve güvenilir bir hizmet sunuyoruz.
Yalnızca yurtdışı alacaklarla mı ilgileniyorsunuz? Yurtiçindeki alacaklarla ilgili bir çalışmanız var mı?
Ağırlıklı olarak yurtdışı alacaklarla ilgileniyoruz; fakat teknik olarak yurtiçindeki alacakların sulh yoluyla takip ve tahsilat sürecini de yönetmemiz için bir engel yok. Müşterilerimiz, yasal yola başvurulmasında ekonomik fayda görülmeyen alacakları için bizi görevlendiriyorlar. Yıllar içerisinde ise bazı borçlular, alacağı nasıl takip ettiğimizi gördüğü için, müşterimiz oldu. Bu yüzden şunu belirtebiliriz ki, her alanda her türlü alacağı takip ve tahsil ediyoruz.
Alacakların sulh yoluyla çözülmediği durumlarda, hukuki süreç başlıyor sanırım.
Evet, bizim Global Recovery Services olarak şirketimizi konuşlandırdığımız yer; hukuki süreçler öncesi sulh görüşmeleri safhası. Özellikle yurtiçi alacaklarda, hukuki süreçler öncesi sulh görüşmeleriyle tahsil edilememiş alacaklar için, müşterimizin tercihine bağlı olarak, avukatlarımız tarafından hukuki süreç başlatılabiliyor. Hukuki süreç sonunda, mahkemeden, müşterimiz lehine bir karar çıkması, bazen tahsilat için yeterli olmayabiliyor. Bazı durumlarda, biz o aşamada tekrar aktif olarak devreye girip takibe devam edebiliyoruz.
Yurtdışı alacaklarında ise, sulhen tahsil mümkün değil ise, yetkili hukukun tabi olduğu ülkedeki avukat partnerlerimizden teklif alıyoruz ve müşterimize raporlarken de, avukatın talep edeceği ücreti/ dosya masrafı ile davada kazanma şansını belirtiyoruz. Alacağı takip etmek, usul ekonomisi bakımından uygun ise, hukuki süreç başlatılıyor.
Uzman olduğunuz bir ülke hukukundan söz edebilir miyiz yoksa tüm ülkelerle ilgili girişimlerde bulunuyor musunuz?
Tüm ülkelerde partnerlerimiz olduğu için; tüm dünya ülkelerinin hukuk sistemleri demek yanlış olmaz. Ancak deniz sektöründe, eğer taraflar aralarında daha farklı bir hukuk sisteminin uygulanması konusunda sözleşme imzalamamışlarsa, matbu konişmentolar ve taşıma sözleşmeleri sebebiyle İngiliz hukukunu seçmiş oluyorlar. Dolayısıyla, deniz yoluyla yapılan yük taşımacılığı sırasında meydana gelen yük hasarları, gemiye gelen zararlar, hatta gemilerin çatması vb. tüm hasarlar, İngiliz hukukuna göre düzenleniyor. Elimizdeki deniz dosyalarının çokluğu sebebiyle, Türkiye’deki ofisimizin de İngiliz hukukundaki güncel uygulamalar hakkında hatırı sayılır bir bilgi birikimi olduğunu söyleyebiliriz.
Gerek ABD’de ve gerekse kıta Avrupa’sında hukuk sistemleri ve hukuki gelenekler oturmuş olduğu için, bunun paralelinde sulh görüşmeleriyle tahsilat yapan rücu acenteleri kavramı da yerleşmiş durumda. Maalesef, eski doğu bloku ülkeleri ile Türkiye’nin doğusunda ve güneyinde kalan coğrafyada aynı şeyleri söylemek mümkün değil.
Hukuki süreç boyunca sizin rolünüz nedir?
Biz hukuki süreç boyunca, süreçte aktif rol alan avukatlarla yakın temas halinde, müşterimizin menfaatlerinin takipçisi oluyoruz. Bazı durumlarda, müşterimiz ile avukatlar arasında yabancı dil bariyeri oluyor, bazı durumlarda hukuki süreç, koşullar gereği, müşterimizin bulunduğu ülkeden farklı bir ülkede devam edebiliyor. Tüm bu sürecin takip edilmesi, raporlanması ve bazen acil durumlarda müşterimiz adına karar verilmesi işi de bize düşüyor. Ayrıca ifade etmek isteriz, borçlu(lar) sulhe yanaşmamışsa ve müşterimizin talebi doğrultusunda dava açılmış ise, davanın seyrine göre, borçlu(lar) bizimle iletişime geçip müşterilerimize iletmek üzere teklif sunup, tekrar aracı olmamızı talep etmektedir.
Sizce Türk denizcilik sektörü mevzuatlar konusunda ne durumda?
Bir önceki Türk Ticaret Kanunu (TTK) mehaz kanun olarak Alman Ticaret Kanununu benimsemiş ve hızla gelişip değişen dünyamızda birçok ihtiyaca cevap veremez durumdaydı. Yeni TTK ile birlikte, deniz taşımacılığı konvansiyonlarından, Türkiye’nin de taraf olduğu Hague konvansiyonu da dahil olmak üzere birçok uluslararası konvansiyonla uyumlu hale getirilmiş, deniz yoluyla taşıma sırasında taraflar arasında meydana gelen anlaşmazlıkların pek çoğu, daha rahat aydınlatılabilir hale gelmiştir. Bu aşamadan sonrası deniz hukukunun uzmanlık alanına giriyor; dolayısıyla konuyu daha net açıklayabilmesi için sözü Avukat Nazlı Selek’e devrediyorum:
“Türk armatörlere tavsiyemiz, özellikle Türk kiracılarıyla yaptıkları taşıma sözleşmelerinde; anlaşmazlık durumunda başvurulacak yetkili hukukun, Türk hukuku olarak belirlenmesinde ısrarcı olsunlar, standart sözleşmelere imza atmasınlar. Unutmasınlar ki, özellikle iki tarafın da Türk olduğu durumlarda, İngiltere’de hak aramak her iki taraf için de çok masraflı olacağından birçok haklı olunan alacak, hiç takip edilmeden sineye çekilmek zorunda kalınıyor.
Yük sahiplerine tavsiyemiz, yüklerini taşıtacakları gemileri araştırsınlar ve mutlaka sektörde isim sahibi olan firmalara ait yeni ve klaslı gemileri tercih etsinler. Yüklerini taşıtacakları geminin sağlam bir sorumluluk sigortacısı olduğundan emin olsunlar. Maalesef takip ettiğimiz birkaç alacak ile ilgili olarak, taraflara paylaşılan poliçenin sahte olduğunu alacağı tahsil etmeye çalıştığımızda tespit ettik. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı’nın ‘Bayrak Devleti Uygulamaları Kapsamındaki İdari İşlemlerde Muteber Kabul Edilecek P&I Kulüpleri ve Sigorta Şirketlerine Dair Yönerge kapsamında kabul edilen P&I sigorta kuruluşlarının listesi, ilgili bakanlığın web sitesinde yer almaktadır. Güncel listeye kesinlikle müracaat edilmeli.
Ülkemizde, son yıllarda sigorta bilincinin gittikçe daha iyi yerleştiğini görmek çok sevindirici. Şimdiye dek çeşitli sebeplerle teknelerinin üçüncü şahıslara karşı mali mesuliyet sigortalarını yaptırmamış/yaptıramamış tekne sahiplerine; artık Türkiye’de bundan bir süre öncesine kadar temin edilemeyen çok yüksek teminatlı, çok geniş kapsamlı bir mali mesuliyet sigortasını, üstelik çok uygun primlerle temin etmelerinin mümkün olduğunu müjdelemek isteriz.
Unutulmasın ki, sigortanın genel tanımı, üstlenilemeyen risklerin satılmasıdır. Gerek ticari tekne sahipleri ve gerekse özel tekne sahipleri; teknelerini bu şekilde kuvertür altına alırlarsa; başlarına istenmeyen bir durum geldiğinde, konuyu sigorta şirketine devreder ve kendileri de işlerine konsantre olabilirler.”