​​​​​​​IMO’da Karbon Pazarlığı Çıkmaza Girdi: Türkiye İçin...

Dr. Ozan Hikmet ARICAN

IMO’da Karbon Pazarlığı Çıkmaza Girdi: Türkiye İçin Tarihi Bir Dönüşüm Fırsatı mı Kaçan Tren mi?

Uluslararası denizcilik sektöründe karbon emisyonlarını düşürmeye yönelik baskı giderek artıyor. Ancak geçtiğimiz dönemde IMO’da beklenen bağlayıcı karbon emisyonu anlaşmasının çıkmaza girmesi, küresel denizcilik politikasında ciddi bir belirsizlik yarattı. Bu gecikme hem dünya deniz taşımacılığı hem de Türkiye için kritik sonuçlar doğurabilir.

Peki bu durum Türkiye açısından ne anlama geliyor? Güncel akademik çalışmaların gösterdiği eğilimler, aslında bize güçlü ipuçları sunuyor.

KÜRESEL ÇALIŞMALAR NE DİYOR? DENİZCİLİĞE NE ANLAMA GELİYOR?

1. Politika Etkinliği: Parçalı Değil, Sistematik Yaklaşım Şart
Nsabiyeze ve arkadaşlarının (2024) 121 ülkeyi inceleyen çalışması, karbon azaltım politikalarının ancak uzun vadeli, bütünleşik ve düzenli uygulandığında etkili olduğunu gösteriyor. Parçalı, sektörel ve kısa vadeli politikalar sonuç vermiyor. IMO’daki anlaşmazlığın köklerinden biri tam da bu: Ülkeler parçalı politikalarla ilerlerken küresel bağlayıcılık yaratmak zorlaşıyor. Türkiye’nin avantajı ise, tekil sektörler yerine bütüncül ulusal karbon stratejisi geliştirebilecek bir yapıya sahip olması.

2. Teknoloji–Politika Entegrasyonu Eksikliği: CCUS Örneği
Chu ve ark. (2024), karbon yakalama–kullanma–depolama (CCUS) teknolojilerinin etkinliği için politik teşvik + altyapı yatırımlarının birlikte yürütülmesi gerektiğini vurguluyor. Denizcilik sektörünün de benzer bir ikilemde olduğu açık olduğunu düşünüyorum. Alternatif yakıtlar (metanol, LNG, amonyak) ve egzoz gazı yakalama sistemlerinin liman altyapılarıyla desteklenmemesi hâlinde teknolojik dönüşüm başlamıyor. Türkiye’de bu entegrasyon henüz başlangıç seviyesinde.

3. Sektörel Yoğunlaşma ve Düzenlemelerin Etkisi
Liu ve arkadaşlarının (2024) Çin endüstrisi üzerine yaptığı çalışma, karbon azaltımının sektörel kümelenme + sıkı çevre düzenlemeleri ile belirgin şekilde arttığını ortaya koyuyor. 

Türkiye’deki liman–tersane–lojistik kümeleri (örneğin Tuzla, Yalova, Kocaeli Yarımca hattı) doğru yönetilirse karbon azaltımında büyük sıçrama yaratabilir. Ama düzenleyici baskı zayıf olursa sonuç alınamıyor.

4. Karbon Ticareti + Yeşil Finans = Sinerjik Etki
Xiufan & Decheng (2024), karbon ticareti sistemi tek başına etkili değil; yeşil finansman araçlarıyla birleştiğinde emisyonları iki kata kadar daha hızlı düşürüyor.

Türkiye’de denizcilik özelinde karbon kredisi, yeşil tahvil, düşük faizli dönüşüm kredileri gibi mekanizmalar neredeyse yok denecek kadar az. Bu eksiklik, yeşil filoya geçişi ciddi biçimde yavaşlatıyor.

5. Enerji Depolama: Limanların Yeni Oyuncağı mı?
Hu ve ark. (2024), entegre enerji sistemlerinde paylaşımlı enerji depolama modellerinin karbon azaltımında büyük avantaj sağladığını gösteriyor.

Bu model limanlara uyarlanabilir:
-Güneş enerjisi
-Batarya depolama
-Shore-power (kıyı elektriği, kıyıdan enerji beslemesi veya karadan enerji alma sistemi) birlikte kullanıldığında liman kaynaklı emisyonlar dramatik biçimde düşebilir.

Türkiye limanlarının çoğunda hâlâ shore-power yok — bu çalışma aslında ne kadar büyük bir potansiyel olduğunu gözler önüne seriyor.

6. Türkiye'nin Durumu: 
Arıcan ve arkadaşlarının (2025) denizcilik sektörü özelindeki çalışması, Türkiye’de karbon politikalarının sektördeki etkisini belirleyen en kritik faktörleri şöyle sıralıyor:

-Alternatif yakıt altyapısı eksikliği
-Limanların enerji dönüşüm yetersizlikleri
-Karbon vergisi düzenlemelerinin olmayışı
-Gemi sahiplerinin maliyet kaygısı
-Uluslararası baskıya duyarlılık (özellikle AB ETS)

Bu bulgular, Türkiye’nin yol haritasının aslında oldukça net olduğunu gösteriyor.

IMO’daki Son Kriz: Anlaşmazlık Neden Önemli?
IMO’nun karbon fiyatlandırmasını ve bağlayıcı emisyon limitlerini zorunlu hale getirmeyi amaçlayan taslak anlaşmasında birçok ülke uzlaşamadı. Karbon emisyonlarının zorunlu uygulanması yine ertelendi. Bu belirsizlik, gemi sahiplerinin düşük karbonlu teknoloji yatırımlarını geciktiriyor. Bir anlamda, “kirleten kazanır” düzeni geçici olarak devam ediyor.

Ancak tam da burada Türkiye için bir fırsat doğuyor:
Eğer Türkiye kendi ulusal düzenlemelerini hızlandırırsa, bölgesinde düşük karbonlu denizciliğin yeni merkezi olabilir.

Türkiye Ne Yapmalı? (Verilere Dayalı Bir Yol Haritası)
• Ulusal Karbon Fiyatlama Sistemi – En Etkili Politika (Nsabiyeze ve arkadaşları, 2024). Türkiye, sektörel değil ulusal ölçekte karbon fiyatlandırması uygulayarak denizciliği kapsayan bir model geliştirebilir.

• Limanlarda CCUS + Shore Power Entegrasyonu (Chu 2024 & Hu 2024). En az 5 büyük limanda pilot uygulamalar başlatılmalı.

• Tersanelerin Kümelenme Modeliyle Dönüşümü (Liu ve arkadaşları, 2024). Yeşil gemi tasarımı ve retrofit merkezleri oluşturulmalı.

• Yeşil Finans Mekanizmaları (Xiufan ve arkadaşları, 2024). Liman ve gemi yatırımlarına özel düşük faizli yeşil kredi programı gerekiyor.

• Ulusal Denizcilik Karbon Endeksi (Arıcan ve arkadaşları, 2025). Her gemi ve liman için karbon performansı ölçülmeli ve şeffaf şekilde raporlanmalı.

IMO’daki başarısız anlaşma, aslında dünya için kötü ama Türkiye için stratejik bir uyarı niteliğinde. Türkiye’nin önünde iki yol var:
1- Küresel gecikmeye kapılıp dönüşümü ertelemek,
2- Gecikmeyi fırsata çevirip Doğu Akdeniz’in yeşil denizcilik lideri olmak.

Güncel akademik çalışmalar net bir şey söylüyor:
“Karbon azaltımında başarılı ülkeler, belirsizlik dönemlerinde bile kararlı politikalar uygulayan ülkeler.” Türkiye’nin denizcilik sektörü tam da böyle bir karar anı ile karşı karşıya.