Denizcilikte Yüksek Riskli Bölgelerde P&I ve Savaş Risk Sigortaları Uygulama ve Yönetimi
Denizcilik pratiğinde sigorta, uzun yıllar boyunca ağırlıklı olarak “hasar gerçekleştiğinde tazminat yükümlülüğü kime ait olacaktır?” sorusu çerçevesinde değerlendirilmiştir. Ancak güncel piyasa koşulları ve özellikle artan jeopolitik riskler, bu yaklaşımın artık yetersiz kaldığını açıkça ortaya koymaktadır. Günümüzde armatör, charterer, broker, finansör ve P&I kulüpleri aynı risk setini farklı bir perspektiften ele almakta; değerlendirme yalnızca hasar sonrası sorumluluğun tespitiyle sınırlı kalmayıp, operasyonun hangi coğrafyada, hangi teminat yapısı altında, hangi ek prim ve bildirim yükümlülükleriyle yürütüldüğü sorularına odaklanmaktadır. Bu bağlamda esas mesele, belirli bir poliçenin mevcut olup olmadığı değil; ilgili sefer bakımından hangi sigorta yapısına dayanıldığı ve bu yapının doğuracağı hukuki sonuçların önceden öngörülebilir olup olmadığıdır.
Özellikle Karadeniz, Kızıldeniz, Basra Körfezi, Aden Körfezi ve benzeri yüksek riskli bölgelerde sigorta, hasar sonrası çalışan pasif bir tazmin mekanizması olmaktan çıkmış; sefer planlamasının, charterparty yönetiminin ve finansman güvenliğinin aktif bir unsuru hâline gelmiştir. Burada mesele yalnızca bir poliçenin mevcut olması değildir. Mesele, o poliçenin ilgili sefer, ilgili coğrafya, ilgili yük, ilgili taraf ve ilgili risk bakımından gerçekten “çalışır” olup olmadığıdır.
P&I kulüp sigortası, esasen gemi sahiplerinin ve ilgili tarafların üçüncü kişilere karşı hukuki sorumluluklarını teminat altına alır; geminin kendisini değil, sorumluluk alanını korur. Savaş, grev, navlun ve benzeri risklerin ise çoğu durumda ayrı sınıflar, ayrı kulüpler veya ek primli teminat katmanları ile ele alındığı belirtilir. Bu yaklaşım, Anglo-Sakson kulüp kuralları ile tam uyumludur. Dolayısıyla bugün sigortanın dili, “poliçem var” dilinden çok, “hangi risk hangi poliçede, hangi şartla ve hangi limit altında?” diline dönüşmüş durumdadır.
Yüksek Riskli Sahalarda Poliçe Yönetiminin Operasyonel Etkisi
Yüksek riskli coğrafyalarda sigorta koruması, çoğu zaman hasar anında değil, sefer planlama aşamasında belirleyici hâle gelir. Bir geminin listed area kapsamında faaliyet göstermesi; yalnızca teorik bir risk artışı değil, ek prim, ön bildirim, teminat daralması veya sona ermesi gibi somut hukuki sonuçlar doğurur. Bu nedenle sigorta, operasyonel kararların dışında değil; bizzat bu kararları şekillendiren bir unsurdur.
Bu çerçevede sigorta ile operasyon arasındaki koordinasyon, tercih değil zorunlu bir risk yönetimi fonksiyonudur. Rota, liman seçimi, operasyon sahası ve hatta AIS kullanımı dahi bazı durumlarda teminatın kapsamını doğrudan etkileyebilir. Sigorta hukuku bu nedenle operasyonel gerçeklikten bağımsız düşünülemez.
Kulüp uygulamaları da bu yaklaşımı teyit etmektedir. Örneğin London P&I Club, genel 500 milyon USD limiti korurken, Karadeniz ve bağlantılı bölgeler için 300 milyonluk USD sub-limit öngörmekte ve bu sahaları Additional Premium Area olarak tanımlamaktadır. Bu durum, aynı geminin farklı coğrafyalarda farklı düzeyde teminat altında olduğunu açıkça göstermektedir.
Benzer şekilde güncel piyasa pratiği, notice rejiminin belirleyici rolünü ortaya koymaktadır. Japan P&I Club’ın belirli bölgelerde war risk cover’ı kısa süre içinde sona erdirebilmesi ve buna karşılık sınırlı buy-back imkânlarının sunulması, teminatın artık sabit değil dinamik ve koşullu bir yapı hâline geldiğini göstermektedir.
Sonuç olarak, günümüzde sigorta “var/yok” meselesi olmaktan çıkmış; coğrafya, zaman ve şartlara bağlı olarak değişen bir risk yönetimi mekanizmasına dönüşmüştür.
War Risks P&I, excess ve buy-back mimarisi
Savaş risk sigortası, uygulamada tek bir poliçeden ibaret görünse de gerçekte çok katmanlı bir yapıdan oluşur: Hull War, War Risks P&I ve bunların üzerinde konumlanan excess / buy-back katmanları. Bu nedenle “war risk cover” tekil bir teminat değil; fonksiyonel olarak ayrışan katmanların birleşimidir.
London P&I Club’ın 2026/27 yenilemesinde öngörülen 500 milyon USD’lik bağımsız limit, war P&I’nin hull war’ın uzantısı değil, kendi limit ve kapsam rejimine sahip ayrı bir katman olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Benzer şekilde West ve Standard Club düzenlemeleri, bu teminatın excluded areas, requisition, five powers war ve çeşitli exclusion mekanizmalarıyla sınırlandığını göstermektedir. Dolayısıyla “war risk cover mevcut” ifadesi tek başına yeterli değildir; esas soru, hangi teminatın hangi katmanda ve hangi şartlarla sağlandığıdır.
Bu yapı charterparty ilişkilerine de doğrudan yansır. War risk klozları, ek primin kime ait olacağını, seferin reddini ve listed area operasyonlarının şartlarını belirler. Bu nedenle sigorta ve charterparty ayrı değil, aynı risk mimarisinin parçalarıdır.
Sonuç olarak doğru yaklaşım, teminatı soyut bir poliçe olarak değil; fixture aşamasında bütüncül şekilde kurgulanan bir yapı olarak değerlendirmektir. Aksi hâlde “teminat var” varsayımı, hasar anında çoğu zaman karşılık bulmaz.
Listed Areas ve Ek Prim Rejimi
Excluded Areas, Notice of Cancellation ve Automatic Termination
Savaş risk sigortacılığında listed area / excluded area kavramları, yalnızca coğrafi bir sınıflandırma değil; teminatın fiilen mevcut olup olmadığını belirleyen kritik bir hukuki eşiktir. Nitekim kulüp düzenlemeleri, bu alanlar bakımından teminatın kısa süreli notice ile daraltılmasına, askıya alınmasına veya tamamen sona erdirilmesine imkân tanımaktadır.
Özellikle notice of cancellation ve automatic termination mekanizmaları, teminatın poliçe varlığına rağmen fiilen ortadan kalkabileceğini gösterir. Five powers war veya requisition gibi tetikleyici olaylarda teminat, herhangi bir ek işleme gerek olmaksızın sona erebilir. Bu nedenle “gemi sigortalıydı” savunması, tek başına yeterli değildir.
Uygulamada doğru yaklaşım, sefer öncesinde yalnızca certificate of entry ile yetinmeyip; güncel circular’lar, excluded area bildirimleri, endorsement’lar ve underwriter teyitlerini birlikte değerlendirmektir. Çünkü listed areas rejimi statik değil, dinamiktir: bir bölge kısa sürede kapsam dışına çıkabilir veya sınırlı şartlarla yeniden teminat altına alınabilir.
Sonuç olarak savaş riski sigortacılığında coğrafya, poliçenin eki değil; teminatın varlığını belirleyen asli unsurdur.
Karadeniz pratiği: sub-limit, ek prim ve trading discipline
Karadeniz, savaş riski sigortacılığı bakımından en yoğun şekilde sınanan coğrafyalardan biridir. London P&I Club’ın 2026 yenilemesinde, USD 500 milyonluk genel limit korunurken, Karadeniz ve bağlantılı bölgeler için USD 300 milyonluk ayrı bir sub-limit uygulanması ve bu sahaların Additional Premium Area olarak tanımlanması, teminatın coğrafyaya göre daraldığını açıkça göstermektedir.
Bu yapı iki temel sonuç doğurur: bölgeye giriş ek prim ve underwriting disiplini gerektirir; buna karşılık hasar hâlinde daha düşük bir limit devreye girer.
Uygulamada en kritik risk, bu farkın fixture aşamasında gözden kaçmasıdır. “War risks covered” ifadesi tek başına yeterli değildir; hangi sub-limitin geçerli olduğu, ek primin bağlanıp bağlanmadığı, notice ve coğrafi tanımların uyumu ayrıca teyit edilmelidir. Zira Karadeniz’de risk, yalnızca metinle değil, koordinatlarla tanımlanır.
Bu nedenle doğru yaklaşım, tüm tarafların aynı dosya üzerinden hareket etmesidir: listed area teyidi, AP onayı, teminatın bağlandığına dair kanıt, ödeme doğrulaması ve warranty uyumu birlikte kontrol edilmelidir. Aksi hâlde sorun çoğu zaman hasardan değil, eksik kurulan sigorta yapısından doğar.
Kısacası Karadeniz’de sigorta, poliçe metninden önce trading discipline meselesidir.
Teminat Dışılık Alanları ve Kritik Klozlar
War risk sigortasının sınırları en net biçimde istisna klozlarında ortaya çıkar. Özellikle Five Powers War düzenlemesi, Birleşik Krallık, ABD, Fransa, Rusya ve Çin arasındaki savaş hâlini özel bir eşik olarak kabul ederek, teminatın otomatik olarak sona ermesine veyahut da doğrudan kapsam dışına çıkmasına yol açar. Bu yapıya genellikle requisition ve nükleer risk istisnaları eşlik eder. Dolayısıyla savaş sigortası, tüm jeopolitik riskleri eşit şekilde karşılayan bir yapı değil; belirli senaryolarda kendini sınırlayan bir sistemdir.
Bu klozların önemi, yalnızca savunma aracı olmalarından değil, çoğu durumda teminatın otomatik olarak ortadan kalkmasına neden olmalarından kaynaklanır. Bu nedenle war risk poliçeleri yalnızca limit ve prim üzerinden değil; termination tetikleyicileri üzerinden okunmalıdır. Özellikle devlet müdahalesi ve requisition riskinin bulunduğu trade’lerde bu hükümler belirleyicidir.
Benzer şekilde nükleer istisnalar, ionising radiation ve radioactive contamination gibi riskleri kategorik olarak kapsam dışına iter. Teoride istisnai görünen bu düzenlemeler, güncel jeopolitik ortamda pratik önem kazanmıştır. Bu nedenle practitioner açısından doğru yaklaşım, “savaş var mı?” sorusuyla yetinmeyip, hangi riskin hangi kloz kapsamında otomatik olarak dışlandığını analiz etmektir.
Hasar Anında Hukuki Düğüm: Sebep, Warranty ve Belge Zinciri
Savaş riski dosyalarında ihtilaf çoğu zaman “hasar var mı?” sorusundan değil, hasarın hukuken hangi sebebe bağlanacağı sorusundan doğar. Bu noktada belirleyici olan proximate cause (yakın neden) analizidir. Nitekim B Atlantic çizgisinde, gemiye dışarıdan yerleştirilen uyuşturucu ilk bakışta “malicious act (kötü niyetli eylem)” olarak görünse de, mahkeme detention’ın customs infringement kaynaklı olduğunu kabul ederek ilgili exclusion’ı uygulamıştır. Buradan çıkan temel sonuç açıktır: olayın niteliği değil, poliçe wording’inin sebep zincirini nasıl kurduğu belirleyicidir.
Buna karşılık The Aliza Glacial kararı, exclusion hükümlerinin sınırsız genişletilemeyeceğini göstermektedir. Mahkeme, illegal fishing nedeniyle doğan detainment’ı “trading regulations” kapsamında değerlendirmemiş; böylece her düzenleyici müdahalenin otomatik olarak exclusion’a girmeyeceğini ortaya koymuştur. Bu yaklaşım, practitioner açısından kritik bir uyarı içerir: exclusion yalnızca başlığıyla değil, bağlamı ve amacıyla birlikte okunmalıdır.
Son olarak, yaptırımlar bağlamında Islamic Republic of Iran Shipping Lines v Steamship Mutual kararı, sigorta ilişkisinin her zaman otomatik olarak ortadan kalkmadığını teyit etmektedir. Mahkeme, lisans ve konvansiyonel yükümlülükler çerçevesinde belirli teminatların devam edebileceğini kabul etmiştir. Bu da şu ayrımı netleştirir: yaptırım riski ile sigorta teminatının sona ermesi her zaman örtüşmez.
Cover Note, Proof of Payment ve Warranty İhlalinin Güncel Uygulaması
Güncel uygulamada en öğretici örneklerden biri Oceanus Capital v Lloyd’s (M/V “Vyssos”) kararıdır. Geminin Ukrainian waters’ta, mevcut trading warranties dışında sefer yapabilmesi için ek war risk teminatı aranmış; mortgagee tarafı bu kapsamda signed cover note ve proof of payment talep etmiştir. Ancak sunulan cover note sahte çıkmış, gemi ertesi gün mayına çarparak constructive “total loss” (tam zayi) olmuştur. Uyuşmazlık, zararın forged cover note (sahte teminat mektubu) mu yoksa “trading warranties breach” (ticarî garantilerin ihlali) mi kaynaklı olduğu noktasında toplanmış; mahkeme, MII wording’ini esas alarak warranty ihlalini insured peril kabul etmiş ve tazminata hükmetmiştir.
Kararın sektöre verdiği mesaj açıktır: cover note görmek, teminatın gerçekten bağlandığını göstermez. Özellikle listed area operasyonlarında, belge varlığı değil; belgenin doğruluğu ve teminatın fiilen yürürlükte olup olmadığı esastır. Bu nedenle signed cover note, broker/underwriter teyidi, premium ödeme kanıtı ve sefer detayları mutlaka birlikte doğrulanmalıdır.
Hukuki açıdan kararın asıl önemi, trading warranties ihlalinin yalnızca teknik bir savunma değil, doğrudan finansman güvenliğini etkileyen bir kırılma noktası olduğunu ortaya koymasıdır. Bu bağlamda high-risk trade’lerde temel disiplin şudur: teminatın varlığı varsayılmaz, teyit edilir. Aksi hâlde hasar anında tartışma, zararın kendisinden ziyade hangi teminatın gerçekten mevcut olduğu sorusuna dönüşür.
Sonuç: Sigorta, Poliçe Değil Yönetişim Meselesidir
P&I ile War Risk sigortaları tamamlayıcıdır; ancak bu ilişki otomatik değildir. P&I, gemi işletmesinin sorumluluk omurgasını oluştururken, savaş ve benzeri yüksek yoğunluklu riskler ayrı bir katmanda, sınırlı ve şartlı olarak teminat altına alınır. Bu nedenle mesele, “sigorta var mı?” sorusu değil; hangi riskin, hangi wording, hangi coğrafya ve hangi limit altında gerçekten teminat bulduğu sorusudur.
Bugünün pratiğinde doğru yaklaşım, sigortayı hasar sonrası işleyen bir mekanizma olarak değil, sefer öncesi yönetilen bir risk yönetişimi olarak ele almaktır. Charterparty hükümleri, war clauses, listed area bildirimleri, ek prim yerleşimi ve teminat belgeleri aynı yapının parçalarıdır. Bu unsurlardan biri eksik olduğunda sorun çoğu zaman poliçede değil, poliçenin uygulanma biçiminde ortaya çıkar.
Sonuç olarak, P&I ile War Risk arasındaki sınır ancak rulebook, circular, endorsement, belge zinciri ve yargı içtihatlarının birlikte okunmasıyla doğru şekilde çizilebilir. Savaş riski sigortacılığında teminat, çoğu zaman metnin kendisinde değil, metnin satır aralarında bulunur. Bu satır aralarını seferden önce okumayan taraf için, hasar anı çoğu zaman geç kalınmış bir aşamadır.
Kaynakça:
1) Arnould, J., Law of Marine Insurance and Average.
2) Colinvaux, R. & Merkin, R., Insurance Contract Law.
3) Bennett, H., The Law of Marine Insurance.
4) Tetley, W., Marine Cargo Claims.
Yargı Kararları (Case Law)
1) Oceanus Capital Sarl v Lloyd’s Insurance Company S.A. (M/V “Vyssos”)[2025] EWHC 3293 (Comm)
2) Navigators Insurance Co Ltd v Atlasnavios Navegação LDA (The B Atlantic) [2018] UKSC 26
3) Atlasnavios Navegação LDA v Navigators Insurance Co Ltd [2016] EWCA Civ 808
4) Handelsbanken ASA v Dandridge (The Aliza Glacial) [2002] EWCA Civ 577