Ali Öztürk, Fikret Işık & Zafer Çakır
Deniz Araçlarından Kaynaklanan Görünür Kıyı Kirliliğinin Turizme Etkisi: Sorunlar ve Çözüm Önerileri: Bölgesel Bir Mikro Modelin Nitel Analizi
Giriş ve Araştırmanın Amacı
Çevresel kirlilik; su, hava ve toprak kalitesini giderek düşürerek ekosistemleri istikrarsızlaştırmakta ve yaşam alanlarını sürdürülemez hale getirmektedir (Öztürk, 2011). Deniz kirliliği bu genel tablonun en kritik boyutlarından birini oluşturmakta olup mevcut atık yönetimi uygulamalarının sürdürülmesi halinde gelecekte artış göstereceği öngörülmektedir (Geyer vd., 2017; Lebreton ve Andrady, 2019). Kıyı kirliliğinin kaynakları büyük ölçüde belirlenmiş olmakla birlikte, karasal kaynakların toplam kirliliğin yaklaşık %80'ini oluşturduğu genel olarak kabul görmektedir (Baykal ve Baykal, 1999). Bununla birlikte, deniz kaynaklı kirliliğin payı yaklaşık %20 olarak tahmin edilmekte ve deniz kökenli kirleticilerin %60 ila %95'ini plastik atıklar oluşturmaktadır (Kurtela ve Antolović, 2019).
Kıyı bölgeleri turistlerin en çok ziyaret ettiği alanlar olduğundan, kıyı turizmi bu ülkeler için önemli bir ekonomik itici güç ve istihdam kaynağı konumundadır (Drius vd., 2019). Doğal kaynaklar ile turizm geliri arasında çift yönlü bir nedensellik ilişkisi bulunmaktadır: Doğal kaynaklar turistleri çekerek turizm gelirini olumlu etkilerken, turizmin artması tesis yatırımları ve atık üretimini artırarak doğal kaynaklar üzerindeki olumsuz etkiyi yükseltmektedir (Nathaniel ve Adedoyin, 2022). Akdeniz'deki birçok turistik destinasyonda deniz kirliliği ciddi bir sorun teşkil etmekte olup yıllık atık üretiminin %75'inden fazlası yaz aylarında gerçekleşmekte ve bu durum doğrudan ziyaretçi sayısıyla ilişkilendirilmektedir (Komppula vd., 2022).
Deniz suyu kalitesi, turistlerin yeniden ziyaret niyetleri ve marjinal ödeme isteklilikleri üzerinde derin bir etki yaratmaktadır. Deniz suyu kalitesindeki düşüş, tüketici davranışını diğer tüm çevresel değişkenlerden daha belirgin biçimde etkilemektedir (Schuhmann vd., 2019). Düşük deniz suyu kalitesi algısı, özellikle çocuklu aileler (Azevedo Lopes vd., 2016) ile yüksek eğitim ve gelir düzeyine sahip turistler arasında yeniden satın almama davranışına yol açmaktadır (Schuhmann vd., 2019). Bu bağlamda araştırma, Antalya örneğinde deniz araçlarından kaynaklanan görünür kirliliğin kıyı turizmindeki etkilerini incelemeyi, sorunları saha odaklı biçimde sistematize etmeyi ve mikro ölçekten makro ölçeğe uzanan çözüm önerileri geliştirmeyi amaçlamaktadır.
Yöntem
Araştırmada nitel araştırma yöntemi ve fenomenoloji deseni benimsenmiş olup amaçlı ve kartopu örnekleme teknikleriyle belirlenen on altı paydaşla (yöneticiler, otel müdürleri, akademisyenler, tur tekne kaptanları, uzak yol kaptanları, kooperatif sekreterleri ve tüketiciler) yarı yapılandırılmış formlar aracılığıyla yüz yüze derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Veriler tematik analiz yöntemiyle çözümlenmiştir.
Bulgular
Antalya, Türkiye'deki toplam oda arzının %40'ını ve yatak kapasitesinin %41'ini barındırmakta olup turizm envanteri beş ana kıyı ilçesinde yoğun bir mekânsal kümelenme sergilemektedir (Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2024a). Deniz turizm tesislerinin toplam yat kapasitesi 15.425 olup Türkiye genelinde 2.746 yat ve 2.434 günübirlik tur teknesi faaliyet göstermektedir (Kültür ve Turizm Bakanlığı, 2024b). 2023 verilerine göre Türkiye, 551 plajla dünyada Mavi Bayrak sayısında üçüncü sırada yer almakta ve bu plajların 231'i Antalya'da konumlanmaktadır.
Araştırma bulgularına göre tüm katılımcılar deniz kirliliğiyle mücadele çabalarını başarılı bulmakta ve Antalya'yı bir cazibe merkezi olarak görmektedir. Ancak katılımcılar, "daha iyisinin mümkün olduğunu" ve "daha temiz bir deniz için yapılması gerekenler bulunduğunu" da ifade etmektedir. Genel olarak Antalya kıyılarında denizin temiz olduğu, bununla birlikte yoğun plaj alanlarında birtakım sorunların yaşandığı anlaşılmaktadır. Deniz araçlarının kıyı kirliliğine neden olan faktörlerden biri olduğu katılımcıların ortak görüşünü oluşturmaktadır.
Araştırmanın önemli bulgularından biri, MARPOL Ek-IV kapsamındaki evsel atıkların doğaya zararsız olarak algılanması ve çoğunlukla atık kabul istasyonları yerine denize boşaltılmasıdır. Katılımcılardan bir kaptan bu durumu çarpıcı biçimde dile getirmektedir: Teknelerin evsel atıklarının doğal olduğunu, kimyasal içermediğini ve denizle karıştığını belirtmektedir (P10). Oysa zararsız sanılan evsel atıklar, insan ve deniz canlılarının sağlığı açısından ciddi tehditler oluşturmaktadır.
Görünür kirliliğin turizm üzerindeki etkileri açısından tüm katılımcılar, deniz kirliliğiyle karşılaşan turistlerin memnuniyetinin önemli ölçüde düştüğünü belirtmektedir. Özellikle çocuklu ailelerin kirlilik gördüklerinde deniz veya plaj aktivitelerinden uzaklaştığı, turizm acentelerinin kirlilik devam etmesi halinde müşterilerini farklı destinasyonlara yönlendireceklerini beyan ettikleri tespit edilmektedir. Araştırmanın çarpıcı bulgularından biri de kıyı kirliliği ile turistlerin algısının farklı kavramlar olduğudur: Kimyasal veya biyolojik olarak kirlilik sayılmayan durumlar (mevsimsel geçişlerde suya karışan bitki polenleri, doğal su köpürmesi, tekne pervanelerinden veya dalgalardan hareket eden kum ve köpük gibi) turistler tarafından kirlilik olarak algılanabilmektedir (P1).
Denetim bulgularına ilişkin katılımcılar, kuralların yeterli ancak denetimlerin yetersiz olduğunu ortak biçimde değerlendirmektedir. Bazı katılımcılar, kuralların bölgesel ve sektörel farklılıklar gözetilmeden belirlendiğini ve kural belirleme süreçlerinde paydaş görüşlerinin dikkate alınmadığını ifade etmektedir. Denetimle ilgili sorunlar beş tema etrafında yoğunlaşmaktadır: Yetersiz denetimler, denetimlerin kapsayıcı olmaması, yaptırımların caydırıcı olmaması, denetimde çok başlılık ve kurumlar arası koordinasyon eksikliği ile yasal düzenlemeler ile fiziksel altyapı arasındaki uyumsuzluk.
Sonuç ve Tartışma
Turizm pazarlamasında ürün, farklı sağlayıcılar tarafından sunulan parçalardan oluşan bileşik bir "ürün ve hizmet seti" niteliğindedir (Sarac, 2021). Bu seti oluşturan parçaların karşılıklı bağımlılık düzeyi oldukça yüksek olup turizm pazarlaması açısından her bir parçayı üreten birimin, diğer parçaları üreten birimlere bağımlılığı diğer sektörlere kıyasla daha fazladır. Akdeniz ülkelerinin çoğunda olduğu gibi Türkiye'de de turizmin doğal kaynaklara bağımlılığı oldukça yüksek düzeydedir. Alternatif turizm faaliyetleriyle bu bağımlılık düzeyini azaltma çabalarına rağmen Antalya, doğal kaynaklara bağımlılığını sürdürmektedir.
Araştırma, deniz bir bütün olarak ele alındığında en büyük kirlilik kaynağının karasal olduğunu, ancak turizm faaliyetlerinin yoğunlaştığı kıyı lokasyonlarında deniz kaynaklı kirliliğin ön plana çıktığını ortaya koymaktadır. Denizi homojen bir bütün olarak ele alan yaklaşımların deniz kirliliği çalışmalarında yetersiz kaldığı ve turizm destinasyonları kıyılarının lokasyon temelli bir yaklaşımla ele alınması gerektiği önerilmektedir. Kıyı turizm destinasyonlarında kıyı kirliliği analiz edildiğinde turizm faaliyetlerinin en etkili faktör olduğu görülmektedir. Bunun arkasında yetersiz denetim, etkisiz yaptırımlar, eğitim eksikliği, limanlardaki altyapı yetersizliği, atık kabul tesislerinin kapasite yetersizliği ve yetki karmaşası gibi nedenler bulunmaktadır.
Araştırmanın bir diğer önemli tespiti, petrol kökenli kimyasal atıklara odaklanmanın iki açıdan yanıltıcı olmasıdır. Kimyasal maddelerin birim zarar açısından yüksek hasar verdiği doğru olmakla birlikte, toplam zarar açısından evsel atıkların hasarı daha yüksektir. Kimyasal kirleticiler genellikle kasıtsız olarak denize karışmakta ve daha sıkı izlenmeleri nedeniyle denizdeki toplam miktarları düşük kalmaktadır. Tekneciler ve denetçiler tarafından kimyasal maddeler kadar ciddiye alınmayan evsel atıkların toplam miktarı ise yüksek olduğundan toplam zarar da daha büyük olmaktadır.
Çevresel bozulma, özellikle deniz kirliliği, öncelikle destinasyonun referans grubunu oluşturan yüksek getirili ve çevre bilincine sahip turistlerin yer değiştirmesine yol açmaktadır. Bu segmentin ayrılması bir domino etkisi yaratarak diğer tüketici gruplarına da sirayet etmekte ve destinasyonun pazar konumunu aşındırmaktadır. Butler'ın (2025) Turizm Alanı Yaşam Döngüsü (TALC) modelindeki "Durgunluk" aşamasıyla örtüşen bu evre, taşıma kapasitelerinin aşıldığı kritik bir eşiği temsil etmektedir. Bu eşiğin "Gerileme" aşamasına dönüşmesini önlemek ve stratejik yenilenmeyi sağlamak için proaktif yönetim zorunlu görülmektedir.
ARAŞTIRMADA ORTAYA KONAN KIYI KİRLİLİĞİ VE ALTYAPI SORUNLARI
1. Atık Yönetimi ve Deşarj Sorunları
Sıvı ve katı atıkların denize bırakılması süreçleri
▪ Mavi Kart istasyonlarında beklememek için kaçak deşarj: Tekne ve yat kaptanları Mavi Kart istasyonlarında uzun süre beklememek için atıklarını seyir hâlindeyken denize boşaltmaktadır. Pervane dağılımı sayesinde atığın görünürlüğü engellenmekte ve ihbar olmaksızın tespit edilmesi neredeyse imkânsız hâle gelmektedir. Atık tankının denizle bağlantısını yasaklayan düzenlemelere rağmen bu uygulama devam etmektedir.
▪ Kaptanlardaki "organik atık denize zarar vermez" algısı: Tur teknesi kaptanlarının önemli bir bölümü pis su atıklarını (MARPOL Ek-IV) doğal ve zararsız maddeler olarak algılamaktadır. Petrol türevi atıklar (Ek-I) ve çöp atıkları (Ek-V) konusunda duyarlı davranan kaptanlar, pis su atıklarını atık kabul istasyonlarına vermek yerine doğrudan denize boşaltmaktadır. On beş yıllık deneyime sahip bir kaptan bu durumu "Teknelerimizin pis su atığı doğaldır, kimyasal içermez, denizle karışır" biçiminde ifade etmektedir.
▪ Sintine, motor yağları ve temizlik kimyasalı sızıntıları: Deniz araçları yakıt ikmali sırasında sızıntılara neden olabilmektedir. Karada yapılması gereken yağ doldurma işlemleri kolaylık sağlaması amacıyla denizde gerçekleştirilmekte ve motor yağı sızıntıları meydana gelmektedir. Araç temizliğinden kaynaklanan deterjan içerikli atık sular da denize karışmaktadır. Petrol ve türevi plastikler toksik içerik ve poliaromatik hidrokarbonlar barındırmakta, besin zincirine birikmektedir. Deterjan içeren atık sular ise yüzey aktif maddelerle deniz yüzeyini kaplayarak oksijenlenmeyi engellemektedir.
2. Görünür Kirlilik ve Turizm Etkisi
Fiziksel kirliliğin destinasyon algısına zararları
▪ Koylarda biriken plastik, yağ tabakası ve köpükler: Deniz araçlarından boşaltılan atıklar dalgalarla kıyıya vurmakta ve plajlarda günlerce kalabilmektedir. Tekne sayısının artmasıyla yaz aylarında plajların önemli bir bölümü bu atık akışlarının etkisi altına girmektedir. Su sporları yapılan bölgelerde yağ tabakası ve kötü görüntü çıplak gözle dahi fark edilebilmektedir.
▪ Turist memnuniyetinin düşmesi ve imaj kaybı: Deniz kirliliğiyle karşılaşan turistlerin memnuniyeti belirgin biçimde düşmekte, özellikle çocuklu aileler denizden uzak durmaktadır. Turizm acenteleri kirlilik devam ederse müşterilerini farklı destinasyonlara yönlendireceklerini beyan etmektedir. Yüzme sırasında yağ tabakası veya çöple karşılaşan turistlerin Türkiye'ye bir daha gelmediği katılımcılarca vurgulanmaktadır. Kıyı kirliliği ve turistlerin algısı farklı kavramlardır: Kimyasal veya biyolojik olarak kirlilik sayılmayan mevsimsel polen, doğal köpüklenme ya da pervane hareketinden kaynaklanan kum ve köpük dahi turistler tarafından kirlilik olarak algılanabilmektedir.
▪ Deniz ekosisteminin tahribi ve biyoçeşitlilik kaybı: Kirlilik deniz ekosistemini bozmakta, deniz canlılarına zarar vermekte, balık popülasyonlarını azaltmakta ve biyoçeşitliliği tahrip etmektedir. Katılımcılar bir zamanlar yaygın olan deniz kestanesi ve deniz hıyarı gibi türlerin artık görülmediğini, istilacı türlerin bölge sularında çoğaldığını belirtmektedir. Egzoz kurum partikülleri kanserojen toksik maddeler içermektedir.
3. Altyapısal ve Sistemsel Eksiklikler
Mavi Kart ve arıtma tesislerindeki yetersizlikler
▪ Atık alım tesislerinin yetersiz kapasitesi ve eski teknolojisi: Limanda üç yüz tekne bulunmasına karşın atık kabul teknesi günde yalnızca on sekiz tekneye hizmet verebilmektedir (günlük dokuz saat çalışma, tekne başına en az yarım saat). Altyapı eksiklikleri, marina işletmecilerinin yoğun dönemlerde büyük hacimli sıvı atıkları kabul etmemesine yol açmaktadır. Liman modernizasyonu ve doğrudan kanalizasyon bağlantısı talepleri bürokratik süreçlerin yavaşlığı nedeniyle karşılıksız kalmaktadır.
▪ Mavi Kart sistemindeki teknik arızalar ve bürokratik hantallık: Mavi Kart otomasyonunda yaşanan teknik aksaklıklar sistemi işlevsiz kılmaktadır. Yüksek bertaraf maliyetleri ve yoğun prosedürel gereklilikler, uyum sürecini zorlaştırmaktadır. Nisan 2020'de Mavi Kart ve Gemi Atık Takip Sistemi "Denizcilik Atık Uygulaması (DAU)" altında birleştirilmiş olmasına rağmen sahada bürokratik engeller devam etmektedir.
▪ Belediyelerin derin deniz deşarjı denetim eksiklikleri: Belediyelerin derin deniz deşarjına yönelik yaptırım yetkisinin bulunmaması önemli bir boşluk oluşturmaktadır. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı deniz kirliliği denetim yetkisini bazı bölgelerde büyükşehir belediyesine, diğer bölgelerde farklı kurumlara devretmiştir. Bu çok başlılık kurumlar arası koordinasyonda zayıflıklara neden olmaktadır.
4. Taşıma Kapasitesi ve Kontrolsüzlük
Aşırı tekne yoğunluğu ve denetim eksikliği
▪ Popüler koylarda aynı anda aşırı tekne bulunması: Adrasan gibi çekim noktalarında dar alanlarda çok sayıda tekne aynı anda faaliyet göstermektedir. Bölgedeki turistik faaliyetler denizin taşıma kapasitesini ve atık kabul kapasitesini çok aşmaktadır. Tekne sayısındaki aşırılık, deniz kirliliğinden önce turistlerin can güvenliğini tehdit eden bir düzeye ulaşmaktadır.
▪ "Yabanıl turizm" faaliyetleri ve taşıma sınırı ihlalleri: Katılımcılar bölgeyi "yabanıl turizmi incelemek için adeta bir pilot bölge" olarak nitelendirmektedir. Tekne pervanelerinin neden olabileceği ölümlü kazalardan endişe duyulmaktadır. Taşıma kapasitesinin üzerinde faaliyet gösteren işletmelerin varlığı, kirliliğin en önemli nedenlerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Deniz turizm işletmeleri ve yat sayısı 2010 sonrasında hızlı bir artış göstermiş olup toplam yat kapasitesi 15.425'e, günlük tur teknesi sayısı 2.434'e ulaşmıştır.
▪ Seyir güvenliği riskleri ve düşük denetim frekansı: Deniz kirliliğini önleme kurallarının çoğu küçük ölçekli teknelere, özellikle kıyıya yakın seyreden araçlara uygulanmamaktadır. Bu tekneler yüzme alanlarını doğrudan etkilemektedir. Ticari tekneler aşırı denetlenirken daha büyük boyutlu özel tekneler denetim dışı kalmaktadır. Denetim frekansı düşük olup yılda bir kez yapılan denetimler yetersiz bulunmaktadır. Su sporları işletmecileri ruhsatlandırma veya faaliyet süreçlerinde hiçbir deniz kirliliği eğitimi almadıklarını ve hiçbir denetime tanık olmadıklarını belirtmektedir.
ÖNERİLER
Altyapı ve fiziksel kapasitenin güçlendirilmesi: Limanların modernize edilmesi, atık kabul tesislerinin sayı ve kapasitesinin artırılması ve altyapı eksikliklerinin giderilmesi öncelikli gereklilik olarak değerlendirilmektedir. Liman tekne park alanlarının ana kanalizasyon hattına bağlanması, teknelerin park esnasında atıklarını doğrudan boşaltmalarına olanak tanıyacak kolay ve pratik bir çözüm sunmaktadır.
Yasal düzenlemelerin iyileştirilmesi: Yasal düzenlemelerin bölgesel ve sektörel farklılıklar dikkate alınarak güncellenmesi ve sahada paydaşların etkin katılımının sağlanması önerilmektedir. Denizcilik okuryazarlığı eğitiminin lisanslama ve sertifikasyon süreçlerinde zorunlu hale getirilmesi, etkili denetim ve caydırıcı cezaların yasal düzenlemelerle desteklenmesi gerekmektedir. Kıyı illerinde denizcilik yetkilerinin ve görevlerinin tek bir idari otoriteye bağlanması, uygulama birliğinin sağlanması açısından önem taşımaktadır.
Denetim ve yaptırım mekanizmalarının etkinleştirilmesi: Denetimlerin tüm işletmelere ve tüm deniz araçlarına ayrım gözetmeksizin eşit biçimde uygulanması gerekmektedir. Uydu, drone ve termal kamera gibi yüksek teknoloji araçlarının denetim süreçlerinde daha yaygın kullanılması, denetim haberlerinin medyada paylaşılarak caydırıcılığın artırılması önerilmektedir. Yaptırımların caydırıcı düzeyde olması, kurallara duyarlılık gösteren işletmelere ise teşvik sağlanması gerekmektedir. Kayıt dışı faaliyetlerin önlenmesi denetim sürecinde öncelik olarak belirlenmektedir.
Eğitim ve farkındalık faaliyetlerinin yaygınlaştırılması: Tüm paydaşlara, özellikle deniz turizmi alanında faaliyet gösteren iş ortakları, çalışanlar ve denetim kurumu personeline yönelik ortak eğitim ve bilinçlendirme programları düzenlenmesi önerilmektedir. Uçaklarda, otobüslerde, terminallerde ve otellerde kısa eğitim videoları ve broşürler sunulmalıdır. Turizm web siteleri ve sosyal medya platformları, destinasyonlardaki deniz temizliği ve tüketici sorumlulukları hakkında bilgilendirme yapmalıdır. Deniz temizliğine ilişkin çok dilli uyarı levhaları otel, plaj ve teknelere yerleştirilmelidir.
Mavi Bayrak uygulamasının yaygınlaştırılması: Mavi Bayrak uygulamasının plajlar, yatlar ve tekneler dahil tüm işletmeler için zorunlu hale getirilmesi önerilmektedir. Tek bir işletmenin Mavi Bayrak sahibi olması yeterli değildir; çevredeki tüm otellerin ve denizi kullanan tüm araçların da bu standartları karşılaması gerekmektedir.
Deniz araçlarının faaliyet alanlarının düzenlenmesi: Deniz araçlarının ve özellikle su sporlarının yapıldığı alanların sınırlandırılması, sayılarının azaltılması ve plajlardan farklı lokasyonlara taşınması önerilmektedir. Taşıma kapasitesinin aşılmasının önlenmesi hem çevresel sürdürülebilirlik hem de yüzücü güvenliği açısından acil bir gereklilik olarak vurgulanmaktadır.
Paydaş katılımı ve iş birliği mekanizmalarının güçlendirilmesi: Denizi kullanan her işletmenin deniz temizliği fonlarına bütçe ayırması, bunun bir masraf değil zorunlu bir harcama olarak değerlendirilmesi önerilmektedir. Sivil toplum kuruluşlarının çevre temizlik faaliyetlerini artırması, bu faaliyetlerin yılda bir ile sınırlı kalmaması ve tüm paydaşların katılımıyla daha kapsamlı ve sürekli hale getirilmesi gerekmektedir. Yerel ve yabancı turistlerin destek talep edebileceği iletişim kanallarının oluşturulması, tüketici katılım mekanizmalarının etkinleştirilmesi önerilmektedir.
"Algılanan deniz kirliliği" kavramının kavramsallaştırılması: Araştırmanın özgün katkılarından biri, kıyı turizm destinasyonlarında deniz suyu kalitesi ölçümlerinin turist perspektifini içeren endekslerle yapılması gerektiğinin vurgulanmasıdır. Biyolojik veya fizyolojik açıdan zararlı kirliliğe dayanmayan koşulların (polen, kum, dalga köpüğü gibi) mümkünse plaj alanlarında önlenmesi, önlenemiyorsa turistlerin bilgilendirilmesi önerilmektedir. Yoğun plajlarda kirlilikten kaynaklanan hastalıklar konusunda daha fazla tıbbi araştırma yapılması tavsiye edilmektedir.
Kaynak: Öztürk, A., Işık, F. & Cakir, Z. (2026). The Impact of Visible Coastal Pollution from Vessels on Tourism: Challenges and Proposed Solutions: A Qualitative Analysis of a Regional Micro Model. Coastal Management. DOI: 10.1080/08920753.2026.2656063
Yazarlar Hakkında
Prof. Dr. Ali ÖZTÜRK lisans (1999) ve yüksek lisans (2001) eğitimini Muğla Üniversitesi Sosyoloji Bölümünde, doktora eğitimini İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalında (2006–2010) tamamlamıştır. 2014 yılında YÖK bursu ile İngiltere Cambridge Üniversitesinde misafir araştırmacı olarak bulunmuştur. 2018 yılında doçent, 2023 yılında profesör unvanını almıştır. Halen Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Eğitim Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümünde görev yapmaktadır. Öztürk, disiplinlerarası bir perspektifle sosyoloji, kriz teorisi, imajoloji ve dijitalleşme konularında çalışmalarını sürdürmektedir. Başlıca eserleri arasında İmajoloji: Bir Disiplin Denemesi (2008, 3. Baskı 2019), Kriz Sosyolojisi (2011, 2. Baskı 2024) ve Medeniyet ve Sosyoloji (2014, 2. Baskı 2025) yer almaktadır. Uluslararası hakemli dergilerde (Coastal Management, Ilahiyat Studies, Millî Folklor, Human Arenas vb.) çok sayıda makalesi bulunmaktadır. Yaklaşık 30 ülkede akademik çalışmalara katılmış, Erasmus programları kapsamında Polonya, Portekiz ve Çek Cumhuriyeti’nde ders vermiştir.
İletişim: Prof. Dr. Ali Öztürk, Eğitim Fakültesi, Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Bölümü, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, Antalya. E-posta: imajoloji@gmail.com | GSM: 0505 383 31 48| ORCID: 0000-0002-7810-3152
Dr. Öğr. Üyesi Fikret IŞIK lisans eğitimini Erciyes Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümünde (2005), yüksek lisans eğitimini Erciyes Üniversitesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım Bölümünde (2008) ve Osmaniye Korkut Ata Üniversitesi İşletme Anabilim Dalında (2013), doktora eğitimini ise Celal Bayar Üniversitesi İşletme Anabilim Dalında (2019) tamamlamıştır. Halen Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi Gazipaşa Mustafa Rahmi Büyükballı Meslek Yüksekokulu Otel Lokanta ve İkram Hizmetleri Bölümünde görev yapmaktadır. Işık, turizm pazarlaması, tüketici davranışı, marka değeri ve dijital pazarlama alanlarında çalışmalarını sürdürmektedir. Başlıca yayınları arasında Coastal Management, Business & Management Studies: An International Journal, Güncel Pazarlama Yaklaşımları ve Araştırmaları Dergisi ile İşletme Araştırmaları Dergisi gibi ulusal ve uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan makaleleri bulunmaktadır.
İletişim: Dr. Öğr. Üyesi Fikret Işık, Gazipaşa Mustafa Rahmi Büyükballı Meslek Yüksekokulu, Otel Lokanta ve İkram Hizmetleri Bölümü, Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesi, Antalya. E-posta: fikret@alanya.edu.tr | Tel: 0533 311 19 35 | ORCID: 0000-0002-5471-5381
Prof. Dr. Zafer ÇAKIR lisans eğitimini Uludağ Üniversitesi Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi Matematik Öğretmenliği Bölümünde (1993), yüksek lisans eğitimini Gaziosmanpaşa Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde (1996), doktora eğitimini ise Karadeniz Teknik Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsünde (2006) tamamlamıştır. Karadeniz Teknik Üniversitesi ve Gümüşhane Üniversitesinde çeşitli akademik görevlerde bulunduktan sonra 2018 yılında Alanya Alaaddin Keykubat Üniversitesine atanmış, 2024 yılında profesör unvanını almıştır. Halen Millî Eğitim Akademisinde (Ankara) görev yapmaktadır. Çakır, matematiksel modelleme, matematiğin tıp, mühendislik ve çevre bilimlerine uygulamaları ile matematik öğretimi alanlarında uzmanlaşmıştır. Başlıca yayınları arasında Coastal Management, European Journal of Applied Mathematics, Abstract and Applied Analysis, Boundary Value Problems, Advances in Difference Equations ve Electronic Journal of General Medicine gibi uluslararası hakemli dergilerde yayımlanan makaleleri bulunmaktadır.
İletişim: Prof. Dr. Zafer Çakır, Millî Eğitim Akademisi, Ankara. E-posta: zcakire@hotmail.com | Tel: 0536 273 21 00 | ORCID: 0000-0003-4002-2338