5. Türkiye Denizcilik Zirvesi'nde Geleceğin Denizciliği Konuşuldu

Kabotaj Kanunu'nun 100. yılı dolayısıyla düzenlenen 5. Türkiye Denizcilik Zirvesi'nde, Türk denizciliğinin küresel rekabet gücü, jeopolitik gelişmeler, yeşil dönüşüm ve deniz ticaretinin geleceği masaya yatırıldı.

5. Türkiye Denizcilik Zirvesi, T.C. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile Denizcilik Genel Müdürlüğü ev sahipliğinde; Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, IMO Genel Sekreteri Arsenio Dominguez, İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan'ın yanı sıra UNCTAD Genel Sekreteri Pedro Manuel Moreno, ICS Genel Sekreteri Thomas Kazakos, BIMCO Genel Sekreteri ve CEO'su David Loosley, EMSA Direktörü Maja Markovčić Kostelac, DP World Yönetim Kurulu Başkanı Essa Kazim, akademisyenler, kamu yöneticileri ve denizcilik sektörünün önde gelen temsilcilerinin katılımıyla gerçekleştirildi.

Kabotaj Kanunu'nun yürürlüğe girişinin 100. yılı dolayısıyla düzenlenen 5. Türkiye Denizcilik Zirvesi'nde, Türk denizciliğinin dünü, bugünü ve geleceği ele alındı. Zirvede konuşan sektörün önde gelen isimleri, Türkiye'nin denizcilikte ulaştığı seviyeye dikkat çekerken, yeşil dönüşüm, dijitalleşme, jeopolitik gelişmeler ve uluslararası iş birliklerinin sektörün geleceğinde belirleyici olacağını vurguladı. 

Kabotaj Kanunu'nun yürürlüğe girişinin 100. yılı dolayısıyla düzenlenen 5. Türkiye Denizcilik Zirvesi, kamu, özel sektör, akademi ve uluslararası denizcilik kuruluşlarının temsilcilerini İstanbul'da bir araya getirdi. Yerli ve yabancı denizcilik otoritelerinin yoğun katılımıyla gerçekleştirilen zirvede, Türk denizciliğinin son bir asırda kat ettiği mesafe değerlendirilirken, küresel denizcilik sektörünü şekillendiren gelişmeler de kapsamlı şekilde masaya yatırıldı. Program boyunca deniz taşımacılığı, limancılık, gemi inşa sanayi, denizcilik eğitimi, yeşil dönüşüm, dijitalleşme, deniz güvenliği ve uluslararası iş birlikleri farklı oturumlarda ele alındı. 

Zirvenin açılış konuşmasını yapan İMEAK Deniz Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Kıran, Kabotaj Kanunu'nun 100. yıl dönümünde böylesine geniş katılımlı bir organizasyonda kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileriyle bir araya gelmekten duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Zirvenin düzenlenmesine öncülük eden Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu başta olmak üzere organizasyona katkı sağlayan herkese teşekkür eden Kıran, Türkiye Denizcilik Zirvesi'nin her geçen yıl büyüyerek uluslararası ölçekte önemli bir platform haline geldiğini söyledi. 

Konuşmasının önemli bölümünü Kabotaj Kanunu'nun tarihsel önemine ayıran Kıran, 1 Temmuz 1926'da yürürlüğe giren kanunla birlikte Türk bayrağı altında kıyı taşımacılığı hakkının yalnızca Türk vatandaşlarına tanındığını, bunun da Türk denizciliğinin gelişiminin hukuki temelini oluşturduğunu ifade etti. Kabotaj Kanunu'nun ardından 20 Temmuz 1936'da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin ise Türkiye'nin denizler üzerindeki egemenlik haklarını tam anlamıyla güvence altına aldığını belirten Kıran, bu iki tarihi gelişmenin Türk denizciliğinin bugün ulaştığı seviyenin en önemli yapı taşları olduğunu vurguladı. 

Dünyada denizcilikte söz sahibi ülkelerin bugünkü başarılarına birkaç yüzyılı bulan uzun bir gelişim süreci sonunda ulaştıklarını hatırlatan Kıran, Türkiye'nin ise Cumhuriyet'in ikinci yüzyılına girerken dünya deniz ticaret filosunda 11'inci sıraya yükseldiğini söyledi. Tersanecilikten limancılığa, gemi inşadan denizcilik eğitimine kadar pek çok alanda uluslararası ölçekte rekabet edebilen bir seviyeye ulaşıldığını ifade eden Kıran, denizcilikte gelişmişliğin yalnızca filo büyüklüğüyle ölçülemeyeceğini dile getirdi.

Türk tersanelerinin üretim ve ihracattaki başarısı, savunma sanayine sunduğu katkılar, limanların ulaştığı operasyonel kapasite ve yetişmiş insan kaynağının Türkiye'nin denizcilikte ulaştığı seviyenin en önemli göstergeleri olduğunu kaydeden Kıran, "Elde ettiğimiz başarıları koruyabilmenin ve daha ileriye taşıyabilmenin yolu, değişen dünya denizciliğine uyum sağlamaktan geçiyor." mesajını verdi. 

Küresel deniz taşımacılığının dünya ekonomisinin temel taşı olduğunu vurgulayan Kıran, dünya ticaretinin yaklaşık yüzde 87'sinin deniz yoluyla gerçekleştirildiğini hatırlatarak, uluslararası siyasette, ekonomide ve güvenlik alanında yaşanan her gelişmenin doğrudan deniz taşımacılığına yansıdığını söyledi.

Son yıllarda Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu'daki çatışmalar, Kızıldeniz ve Hürmüz Boğazı'nda yaşanan güvenlik riskleri ile küresel tedarik zincirlerinde meydana gelen kırılmaların deniz ticaretinin stratejik önemini bir kez daha ortaya koyduğunu belirten Kıran, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yürürlüğe giren çevresel düzenlemeler, karbon emisyonlarının azaltılmasına yönelik yeni yükümlülükler ve alternatif yakıt teknolojilerinin de sektörü tarihi bir dönüşüm sürecine taşıdığını ifade etti.

Artık denizcilikte rekabetin yalnızca daha fazla gemiye sahip olmakla değil, çevreci, dijital, güvenli ve dirençli bir denizcilik ekosistemi oluşturabilmekle mümkün olacağını dile getiren Kıran, IMO'nun 2023 yılında kabul ettiği sera gazı azaltım stratejisinin sektör açısından yeni bir dönemin başlangıcı olduğunu söyledi. 2050 yılında net sıfır emisyon hedefine ulaşılabilmesi için yalnızca gemi işletmecilerinin değil; tersanelerin, yakıt üreticilerinin, limanların, ekipman üreticilerinin ve kamu otoritelerinin birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtti. 

Türkiye'nin güçlü coğrafi konumu, gelişmiş liman altyapısı, modern tersaneleri, nitelikli insan kaynağı ve dinamik özel sektörüyle bu dönüşümü gerçekleştirebilecek önemli avantajlara sahip olduğunu ifade eden Kıran, kamu ile özel sektör arasındaki iş birliğinin daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı öncülüğünde yürütülen çalışmaların Türk denizciliğinin uluslararası rekabet gücünü artıracağını belirten Kıran, Türkiye Denizcilik Zirvesi'nin yalnızca Türk denizciliğinin değil, küresel denizcilik sektörünün geleceğine ilişkin ortak vizyonun gelişmesine de önemli katkılar sağlayacağına inandığını dile getirdi. Konuşmasını, Kabotaj Kanunu'nun 100. yılını ve Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nı kutlayarak tamamladı. 

Zirvenin açılışında konuşan Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan da Kabotaj Kanunu'nun 100. yılının Türk denizcilik tarihi açısından yalnızca bir yıl dönümü değil, aynı zamanda Türkiye'nin denizlerdeki egemenlik haklarının simgesi olduğunu söyledi. Geleneksel hale gelen Türkiye Denizcilik Zirvesi'nin beşincisini düzenlemekten büyük memnuniyet duyduklarını belirten Baylan, katılımcıları Fatih Sultan Mehmet tarafından 1455 yılında tersane olarak kurulan tarihi Tersane-i Amire'de ağırlamanın ayrı bir anlam taşıdığını ifade etti.

İstanbul'un tarih boyunca ticaretin, denizciliğin ve medeniyetlerin buluşma noktası olduğunu söyleyen Baylan, Avrupa ile Asya arasında kurduğu köprü sayesinde yüzyıllardır küresel ticaretin merkezinde yer alan şehrin, Türk denizcilik vizyonuna ilham vermeye devam ettiğini belirtti. Kabotaj Kanunu ile limanlar arasındaki yük ve yolcu taşımacılığının yalnızca Türk vatandaşlarına bırakıldığını hatırlatan Baylan, bunun Kurtuluş Savaşı'nın ardından denizlerdeki egemenliğin hukuken de güvence altına alınmasını sağladığını ifade etti.

"Kabotaj, bağımsızlığımızın ve milli egemenliğimizin en önemli nişanesidir"
Konuşmasının devamında Türkiye'nin geçen yüzyıl boyunca denizcilik alanında önemli atılımlar gerçekleştirdiğini belirten Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan, çağın gerektirdiği dönüşümlerin kararlılıkla hayata geçirildiğini söyledi. Bugün Türk denizciliğinin uluslararası alanda yüksek standartlarıyla öne çıkan ve birçok alanda örnek gösterilen güçlü bir konuma ulaştığını ifade eden Baylan, İstanbul ve Çanakkale boğazları gibi dünyanın en stratejik su yollarına sahip olan Türkiye'nin, Karadeniz'e kıyısı bulunan dost ve kardeş ülkelerin deniz ticaretinin sürdürülebilirliği açısından da kritik bir görev üstlendiğini vurguladı. 

Bu yılki zirvenin temasının Kabotaj Kanunu'nun 100. yılı dolayısıyla küresel denizcilik gündemi esas alınarak belirlendiğini ifade eden Baylan, iki gün sürecek organizasyonda Kabotaj Kanunu'nun yanı sıra küresel denizcilikte yaşanan gelişmeler, yeşil ve dijital dönüşüm, mavi ekonomi ile denizciliğin ulaştırma, dış politika, savunma, çevre ve eğitim boyutlarının ulusal ve uluslararası paydaşlarla birlikte değerlendirileceğini söyledi. Zirvenin ilk gününün Cumhurbaşkanı Yardımcısı'nın hitaplarıyla taçlandırılacağını, ikinci gününde ise Türk denizciliğine uzun yıllar hizmet etmiş duayen isimlerin katılımıyla özel bir oturum gerçekleştirileceğini dile getirdi. 

Türkiye'nin 1999 yılından bu yana kesintisiz şekilde IMO Konsey üyesi olarak bayrak, liman ve kıyı devleti sorumluluklarını başarıyla yerine getirdiğini vurgulayan Baylan, 2024 yılında tamamlanan IMO Üye Devlet Denetim Programı'nın (IMSAS) da Türkiye'nin uluslararası standartların üzerinde bir denizcilik idaresine sahip olduğunu bir kez daha ortaya koyduğunu söyledi. 

Baylan, Mavi Vatan'daki hak ve menfaatlerin daha güçlü korunabilmesi amacıyla önemli hukuki düzenlemeler üzerinde çalıştıklarını da açıkladı. 1982 tarihli Kara Suları Kanunu'nun, deniz yetki alanlarını da kapsayacak şekilde güncellenmesine yönelik çalışmalarda son aşamaya gelindiğini belirten Baylan, yapılacak düzenlemenin Türkiye'nin deniz yetki alanlarındaki hak ve yetkilerini daha sistematik şekilde tanımlayacağını, denizlerdeki egemenlik haklarını güçlendireceğini ve Mavi Vatan vizyonunun hukuki altyapısını daha sağlam temellere oturtacağını ifade etti. 

Deniz yolu taşımacılığının ekonomik, çevreci ve yüksek taşıma kapasitesi sayesinde küresel ticaretin bel kemiğini oluşturduğunu söyleyen Baylan, denizciliğin sürdürülebilirliğinin güvenli ve istikrarlı deniz yollarına bağlı olduğunun altını çizdi. Son yıllarda yaşanan savaşlar, jeopolitik gerilimler, ekonomik dalgalanmalar ve pandeminin deniz ticaretini derinden etkilediğini belirten Baylan, Körfez bölgesinde diplomasi ve istikrar yönünde atılan adımların umut verici olduğunu, Hürmüz Boğazı başta olmak üzere kritik deniz yollarında güvenli seyrin yeniden güçlenmesini temenni ettiklerini söyledi. 

Jeopolitik krizlerin en ağır yükünü yine denizcilerin taşıdığına dikkat çeken Baylan, Karadeniz'de sivil gemilere yönelik saldırılar sonucu masum denizcilerin yaşamını yitirdiğini hatırlatarak, küresel ekonomiye büyük fedakârlıklarla hizmet eden denizcilerin güvenliği, refahı ve çatışmalardan uzak bir çalışma ortamına sahip olmalarının tüm dünyanın ortak sorumluluğu olduğunu vurguladı. Seyir emniyetini tehdit eden tüm eylemlerin bir an önce sona ermesi çağrısında bulunan Baylan, Türkiye'nin denizcilik vizyonunu daha ileri seviyeye taşımak için tüm paydaşlarla birlikte çalışmayı sürdüreceklerini belirtti. "Gemiler uzun yolculuklar için inşa edilir. Kurumlarımızın da aynı vizyonla geleceğe hazırlanması gerektiğine inanıyoruz." diyen Baylan, denizcilik idaresinin kurumsal kapasitesini güçlendirecek yapısal reformların kararlılıkla sürdürüldüğünü ifade etti. 

"Denizcilik jeopolitik krizlerin bedelini ödememeli"
Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) Genel Sekreteri Arsenio Dominguez ise Türkiye Denizcilik Zirvesi'ne yeniden katılmaktan büyük memnuniyet duyduğunu belirterek, organizasyonun her yıl büyüdüğünü ve uluslararası niteliğini güçlendirdiğini söyledi. Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu'na ev sahipliği ve denizciliğe verdiği destek dolayısıyla teşekkür eden Dominguez, iki yıl önce katıldığı zirveyle kıyaslandığında organizasyonun çok daha güçlü ve uluslararası bir yapıya kavuştuğunu ifade etti. 

Türkiye'nin tarih boyunca denizcilikle güçlü bağlara sahip olduğunu vurgulayan Dominguez, Avrupa ile Asya'yı, Karadeniz ile Akdeniz'i birbirine bağlayan stratejik konumu sayesinde küresel deniz ticaretinde vazgeçilmez bir rol üstlendiğini söyledi. İstanbul Boğazı'nın dünyanın en önemli su yollarından biri olduğunu belirten Dominguez, Kabotaj Kanunu'nun 100. yılını ve Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nı kutladı. 

Son altı yılda denizcilik sektörünün peş peşe yaşanan küresel krizlerle mücadele etmek zorunda kaldığını ifade eden Dominguez, COVID-19 salgını sırasında binlerce denizcinin aylarca gemilerinden ayrılamadığını, sağlık hizmetlerine ulaşamadığını ve büyük mağduriyet yaşadığını hatırlattı. Salgının ardından Karadeniz'deki savaş, Kızıldeniz'de ticaret gemilerine yönelik saldırılar ve Hürmüz Boğazı çevresindeki gelişmelerin sektörü derinden etkilediğini söyleyen Dominguez, "Bu gelişmeler yalnızca görevini yapan masum denizcileri değil, küresel ekonomiyi de etkiliyor." dedi.

"Denizcilik dayanıklıdır ancak bunun da bir sınırı var"
Jeopolitik gelişmelerin yalnızca belirli bölgeleri değil, küresel ticaretin tamamını etkilediğini belirten Dominguez, özellikle Hürmüz Boğazı'nın dünya enerji arzı açısından kritik bir geçiş noktası olduğuna dikkat çekti. Dünya petrol ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin, sıvılaştırılmış doğal gaz ticaretinin yüzde 19'unun ve küresel gıda üretimi açısından büyük önem taşıyan kimyasal maddeler ile gübrelerin yaklaşık yüzde 13'ünün bu boğazdan taşındığını hatırlatan Dominguez, bu yüklerin kısa vadede başka ulaştırma modlarıyla ikame edilmesinin mümkün olmadığını söyledi. Bu nedenle jeopolitik krizlerde denizcilik sektörünün ve masum denizcilerin bedel ödeyen taraf olmaması gerektiğini vurgulayan Dominguez, uluslararası toplumun bu konuda ortak hareket etmesi çağrısında bulundu. "Denizcilik dayanıklıdır, denizciler de dayanıklıdır. Ancak bunun da bir sınırı vardır." ifadelerini kullandı. 

Konuşmasında sektörün en önemli sorunlarından birinin insan kaynağı olduğuna da dikkat çeken Dominguez, Uluslararası Denizcilik Odası (ICS) ile BIMCO tarafından hazırlanan son rapora göre 2030 yılına kadar dünya genelinde 100 binden fazla gemi zabiti açığı oluşmasının beklendiğini söyledi. Buna rağmen küresel deniz ticaretinin büyümeye devam edeceğini belirten Dominguez, Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı'nın (UNCTAD) öngörülerine göre tüm zorluklara rağmen deniz ticaretinin yıllık ortalama yüzde 2 büyümesini sürdüreceğini ifade etti. 

Türkiye'nin bu büyüme içerisinde önemli bir yere sahip olduğunu dile getiren Dominguez, dünyanın en büyük ekonomileri arasında yer alan Türkiye'nin dış ticaretinin yüzde 85'ten fazlasının deniz yoluyla gerçekleştirildiğini, 80'in üzerinde faal tersanesiyle yalnızca gemi inşa sanayisinde değil, gemi geri dönüşümünde de dünyanın önemli merkezlerinden biri haline geldiğini söyledi. IMO olarak bu gelişmeleri yakından takip ettiklerini belirten Dominguez, sektörün karşı karşıya olduğu zorluklara karşı uluslararası paydaşlarla birlikte çözüm üretmeye devam ettiklerini kaydetti. 

Denizcilerin eğitimine ilişkin uluslararası standartların güncellendiğini açıklayan Dominguez, yeni düzenlemelerin yalnızca otomasyon ve teknolojik gelişmeleri kapsamadığını; taciz, cinsel taciz, zorbalık ve denizcilerin ruh sağlığı gibi çalışma hayatını doğrudan ilgilendiren konuları da içerdiğini söyledi. Yeni nesil denizcilerin geleceğin çalışma koşullarına eksiksiz hazırlanmasının büyük önem taşıdığını vurgulayan Dominguez, insan unsurunun denizcilikte her zaman ön planda tutulacağını ifade etti. 

IMO'nun 2023 yılında kabul ettiği sera gazı azaltım stratejisine de değinen Dominguez, 2050 yılı civarında net sıfır emisyon hedefinin tüm sektör tarafından benimsendiğini hatırlattı. Denizciliğin zaman zaman çevreyi kirleten bir sektör olarak gösterildiğini ancak gerçeğin bunun tam tersi olduğunu ifade eden Dominguez, dünya ticaretinin yüzde 80'inden fazlasını taşıyan denizcilik sektörünün küresel sera gazı emisyonlarındaki payının yalnızca yaklaşık yüzde 3 seviyesinde bulunduğunu söyledi. "Denizcilik zaten sürdürülebilir bir sektördür ve çevresel performansını her geçen gün daha da geliştiriyor." diyen Dominguez, yeni yakıtlar, alternatif enerji kaynakları ve güvenlik standartları üzerinde yoğun çalışmalar yürüttüklerini kaydetti. 

Dijitalleşmenin sektörün geleceğinde önemli rol oynayacağını belirten Dominguez, IMO tarafından bu yıl Denizcilikte Dijitalleşme Stratejisi'nin kabul edildiğini hatırlatarak, otomasyonun insanın yerini alması amacıyla değil, denizcilerin işini kolaylaştıracak ve operasyonel verimliliği artıracak bir araç olarak değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Siber güvenliğin de dijital dönüşümün ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade eden Dominguez, IMO'nun 2020 yılında bir siber saldırıya maruz kaldığını hatırlatarak, bu alandaki tecrübelerini tüm üye ülkelerle paylaşmaya devam ettiklerini belirtti. 

Konuşmasının sonunda denizciliğin geleceğine ilişkin iyimser mesajlar veren Dominguez, sektörün karşı karşıya olduğu tüm zorluklara rağmen geleceğinin parlak olduğunu söyledi. Denizciliğin yalnızca kriz dönemlerinde gündeme gelmemesi gerektiğini ifade eden Dominguez, sektörün görünürlüğünün artırılması, gençlerin denizciliğe yönlendirilmesi ve kadınların sektörde daha fazla yer almasının büyük önem taşıdığını belirtti. "Denizcilik olmadan alışveriş de olmaz." sözleriyle deniz taşımacılığının küresel ekonomi için vazgeçilmez olduğuna dikkat çeken Dominguez, Türkiye'nin ilerleyen dönemde ev sahipliği yapacağı uluslararası organizasyonların da başarıyla gerçekleştirileceğine inandığını söyledi.

"Kabotaj'ın ikinci yüzyılını Türkiye Yüzyılı ile birleştireceğiz"
Zirvenin açılışında konuşan Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, denizciliğin yalnızca ulaştırma sektörünün bir parçası olmadığını, küresel ekonominin, enerji arz güvenliğinin ve uluslararası ticaretin temel taşı olduğunu söyledi. Küresel yük taşımacılığının yaklaşık yüzde 88'inin deniz yoluyla gerçekleştirildiğini belirten Uraloğlu, Türkiye'nin dış ticaret taşımalarının tonaj bazında yüzde 85'inin de deniz yolu ile yapıldığını ifade etti.

Denizciliğin küresel ekonominin ve tedarik zincirlerinin vazgeçilmez ana taşıyıcısı olduğunu belirten Uraloğlu, bu tablonun Türkiye'nin denizcilik vizyonunun ve Mavi Vatan anlayışının stratejik önemini açıkça ortaya koyduğunu söyledi. Denizcilik ve Kabotaj Bayramı'nın milletin denizlerdeki bağımsızlığının en güçlü sembollerinden biri olduğunu vurgulayan Bakan Uraloğlu, Türkiye'nin tarih boyunca olduğu gibi bugün de uluslararası ulaştırma koridorlarının merkezinde yer aldığını ifade etti. 

Türkiye'nin kuzey-güney ve doğu-batı ulaştırma koridorlarının vazgeçilmez halkası haline geldiğini belirten Uraloğlu, son yıllarda yaşanan küresel gelişmelerin ulaştırma sistemlerinin ne kadar kırılgan olduğunu gösterdiğini söyledi. Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmelerin enerji güvenliği ve lojistik maliyetleri üzerindeki etkilerine dikkat çeken Uraloğlu, "Bizler yalnızca krizi değil, riski de yönetmek zorundayız." diyerek mevcut ulaştırma koridorlarının güçlendirilmesinin yanı sıra alternatif güzergâhların da oluşturulması gerektiğini ifade etti.

"Hürmüz Boğazı'na alternatif ticaret rotaları oluşturuyoruz"
Türkiye'nin ulaştırma vizyonunu yalnızca mevcut ticaret koridorlarını geliştirmek üzerine kurmadığını belirten Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Abdulkadir Uraloğlu, Asya ile Avrupa arasındaki en önemli güzergâhlardan biri olan Orta Koridor'u yüksek kapasiteli ve rekabetçi bir ticaret omurgasına dönüştürmeyi hedeflediklerini söyledi. Bunun yanında Kalkınma Yolu Projesi ile Basra Körfezi'ni Türkiye üzerinden Avrupa'ya bağlayacak yeni bir lojistik omurga oluşturmayı amaçladıklarını ifade eden Uraloğlu, son olarak Suudi Arabistan ile imzalanan iş birliği mutabakatı kapsamında modern Hicaz Demir Yolu'nun yeniden canlandırılması için önemli bir adım attıklarını açıkladı.

Bu projeyle Hürmüz Boğazı'na alternatif bir ticaret rotası oluşturmayı planladıklarını belirten Uraloğlu, Körfez bölgesinden Avrupa'ya ulaşacak yükler için yeni bir seçenek ortaya çıkacağını, böylece küresel ticaret akışlarının olası krizlerden daha az etkilenmesinin sağlanacağını söyledi. Türkiye'nin coğrafi konumu, lojistik altyapısı ve enerji koridorlarındaki merkezi rolü sayesinde yalnızca kendi bölgesinin değil, küresel güvenliğin de vazgeçilmez aktörlerinden biri olduğunu vurgulayan Uraloğlu, denizcilik sektörünü daha da güçlendirerek uluslararası iş birliklerini derinleştirmeye kararlı olduklarını ifade etti. "Denizler tarih boyunca yalnızca ticaretin değil, bilgi, teknoloji ve kültürlerin de ana taşıyıcısı olmuştur. Bugün de aynı gerçekle karşı karşıyayız; denizcilik geleceğin anahtarıdır." dedi. 

Konuşmasının devamında Türkiye'nin denizcilik alanında son yıllarda elde ettiği başarılara değinen Uraloğlu, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde geçen 24 yılda sektörün tarihindeki en büyük büyüme dönemini yaşadığını söyledi. Türk sahipli deniz ticaret filosunun 1 Ocak 2026 itibarıyla 2 bin 234 gemiye ve 51,8 milyon DWT kapasiteye ulaştığını belirten Uraloğlu, bu büyüklükle Türkiye'nin dünyanın önde gelen denizci ülkeleri arasında yer aldığını ifade etti. Ambarlı, Kocaeli, Tekirdağ, Mersin ve Aliağa limanlarının dünyanın en yoğun 100 limanı arasında bulunduğunu kaydeden Uraloğlu, limancılık altyapısındaki yatırımların Türkiye'nin lojistik gücünü her geçen yıl artırdığını dile getirdi. 

Türkiye'nin gemi inşa sanayisinde de küresel ölçekte güçlü bir konuma ulaştığını belirten Uraloğlu, ülkede faaliyet gösteren 85 tersanenin dünya gemi siparişi sıralamasında Türkiye'yi adet bazında 7'nci, tonaj bazında ise 10'uncu sıraya taşıdığını söyledi. Mega yat üretiminde dünyanın ikinci büyük üreticisi konumunda bulunan Türkiye'nin, gemi geri dönüşüm sektöründe ise dünyada üçüncü, Avrupa'da ise lider ülke olduğunu ifade eden Uraloğlu, denizcilik alanındaki uluslararası iş birliklerinin de hızla geliştiğini kaydetti.

Bugüne kadar 51 farklı ülkeyle 65 denizcilik anlaşmasının imzalandığını hatırlatan Bakan Uraloğlu, geçen yıl Panama ile imzalanan anlaşmayla birlikte Türk gemi insanlarının yeterlik belgelerini tanıyan ülke sayısının 42'ye yükseldiğini söyledi. Bu gelişmenin Türk denizcilerinin uluslararası alandaki rekabet gücünü artırdığını vurgulayan Uraloğlu, eğitimli insan kaynağının Türk denizciliğinin en önemli avantajlarından biri olmaya devam ettiğini belirtti. 

Türk Boğazları'nın dünya ticareti ve enerji arz güvenliği açısından taşıdığı stratejik öneme de değinen Uraloğlu, İstanbul ve Çanakkale boğazlarının yalnızca Türkiye için değil, küresel ekonomi açısından da kritik geçiş noktaları olduğunu söyledi. Son 20 yıllık dönemde Türk Boğazları'ndan geçen gemi sayısının 2 milyonu aştığını belirten Uraloğlu, bu yoğun trafiğin güvenli şekilde yönetilmesinin Türkiye'nin uluslararası sorumlulukları arasında yer aldığını ifade etti. Boğazların güvenliğinin sağlanması, çevrenin korunması ve deniz trafiğinin kesintisiz sürdürülebilmesi için önemli yatırımlar gerçekleştirildiğini dile getiren Uraloğlu, Türkiye'nin bu alandaki tecrübesinin uluslararası camia tarafından da takdir edildiğini söyledi. 

Konuşmasının sonunda Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılına girildiğini hatırlatan Uraloğlu, güçlü filolar, modern limanlar, çevreci teknolojiler ve akıllı lojistik sistemleriyle geleceğin denizciliğine yön veren ülkelerin yarının dünyasını şekillendireceğini belirtti. Türkiye'nin de köklü denizcilik mirasını geleceğin vizyonuyla birleştirerek bu yarışta ön sıralarda yer almaya kararlı olduğunu ifade eden Uraloğlu, "Kabotaj'ın ikinci yüzyılını Türkiye Yüzyılı ile birleştireceğiz." sözleriyle konuşmasını tamamladı. 

Türk denizciliğinin ikinci yüzyılına yönelik ortak vizyon
Kabotaj Kanunu'nun 100. yıl dönümünde gerçekleştirilen 5. Türkiye Denizcilik Zirvesi, yalnızca geçmişin değerlendirilmesine değil, Türk denizciliğinin ikinci yüzyılına ilişkin hedeflerin ortaya konulmasına da sahne oldu. Açılış konuşmalarında ortak mesaj; Türkiye'nin güçlü filosu, modern limanları, gelişmiş tersaneleri, yetişmiş insan kaynağı ve stratejik coğrafi konumuyla küresel denizcilikte daha etkin bir rol üstlenmeye hazır olduğu yönündeydi.

Zirvede ayrıca, denizcilikte yeşil dönüşümün hızlandırılması, alternatif yakıt teknolojileri, dijitalleşme, siber güvenlik, deniz emniyeti, uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesi ve gençlerin sektöre kazandırılması gibi başlıkların önümüzdeki dönemin öncelikli çalışma alanları olacağı vurgulandı. Kabotaj Kanunu'nun ikinci yüzyılına girilirken, Türkiye'nin denizcilikte elde ettiği kazanımları daha ileri taşıma hedefi, zirvenin tüm konuşmalarında ortak payda olarak öne çıktı.

Güncel Haberleri

Kırklareli'nin Demirköy İlçesinde Bugün Denize Girmek Yasak!
Antalya'da Denizcilik ve Kabotaj Bayramı Etkinliklerle Kutlandı
Kocaeli'nden Kabotaj'ın 100. Yılında Güçlü Denizcilik Vizyonu
Kandıra ve Karamürsel'de Kabotaj Bayramı Coşkusu
Jeopolitik Gelişmeler, Denizciliğin Stratejik Değerini Yeniden Gösterdi