Haber Detayı
02 Mayıs 2021 - Pazar 04:38 Bu haber 777 kez okundu
 
Atatürk-Lenin dostluğundan Montreux Türk Boğazları Sözleşmesine -II
Türk Sovyet ilişkilerinin en kritik senesi 1945’tir. Türkiye’nin 23 Şubat 1945'te Almanya'ya savaş ilan etmesi; Yalta (Şubat) ve Potsdam (Temmuz) Konferansları, Sovyet Dışişleri Bakanı (Molotov)- Türkiye’nin Moskova Büyükelçisi (Sarper) Görüşmeleri (19 Mart, 7 ve 18 Haziran), Sovyetler ve müttefiklerin Montreux Türk Boğazları Sözleşmesini tadilat teklifleri, Sovyetlerin Boğazları ortak savunma talepleri, Gürcü akademisyenlerin Türkiye’den doğu sınırımızda toprak talep mektubunun (Aralık 1945) Pravda’da yayınlanması gibi olaylar bu kritik yılın en önemli dönüm noktalarıydı.
GÜNCEL Haberi
Atatürk-Lenin dostluğundan Montreux Türk Boğazları Sözleşmesine -II

Bu dönüm noktaları, Türkiye’yi 1946 yılı ve sonrasında Atlantik cephenin ve onun jeopolitik paradigması kenar kuşağın tam ortasına iterken 12 Mart 1947 tarihinde ilan edilecek Truman Doktrinine can suyu veriyordu. Adeta mükemmel bir jeopolitik fırtınanın ortamı şekilleniyordu. Bu gidişatta Stalin ve Molotov’un büyük bir savaşı, 25 milyon insan kaybı gibi büyük bir bedel ödeyerek kazanmış olmalarının yarattığı gurur ile kendine aşırı güvenin rolü olduğu kadar, Türkiye’de Osmanlı döneminden kalma Rus fobisi ile hareket eden İngiltere/ABD yanlıların da rolü olduğu gerçektir. Bu gruba Hitler kazanırken Almanya tarafına geçenleri de ekleyelim. Her iki grup da Atatürk’ün Sovyetlerle ilişki konusundaki vasiyetine büyük bir şevkle karşı çıkıyordu. Sovyetler her koşulda düşman kampta olmalıydı.

 

Sovyetlerin Yeni Dünya Düzen Hazırlığı
1943 Şubatındaki Stalingrad zaferi sonrasında Sovyet askeri düşünce dünyasında yeni dünya düzenindeki yerleri için çalışmalar başlamıştı. Araştırmacı Yazar Hazal Yalın, bugüne kadar yayınlanmamış pek çok yeni bilgi ve belgenin açıklandığı "1945-Türkiye SSCB İlişkileri" isimli kapsamlı kitabında (Kırmızıkedi Yayınevi 2021) şöyle yazıyor: "Savaşın sonu yaklaşırken Sovyetler Birliği’nin başlıca dış siyaset kaygısı sınırlarındaki ülkelerde dost hükümetler kurulmasıydı. Bunu sadece Polonya gibi halk demokrasilerini değil, İskandinav ülkeleri gibi Sovyetler Birliği’ne karşı tarafsızlığını koruyan kapitalist demokrasileri de kapsadığını görüyorduk. 1941’den beri Türkiye’ye karşı süregelen güvensizlik ve belirsizlik artık Sovyetler Birliği’nin tavrını da sertleştiriyordu."

 

Türkiye ve Sovyetler
Burada Türkiye kontrol ettiği Boğazlar nedeni ile en önemli ülkelerden biriydi. 1945 yılında Türk- Sovyet ilişkilerini Türkiye’nin aleyhinde etkileyen üç ağırlık merkezi söz konusu idi. Bunlar, Türk Boğazlarında Sovyet üslerinin teşkil edilmesi teklifi, Montreux Sözleşmesinin tadili ile Türkiye’nin doğu sınırlarından toprak talepleri idi. Boğazlar ve Montreux Sözleşmesi konusu ilk kez Yalta’da gündeme getirilmiş ve müttefikler karşı çıkmamıştı. Potsdam’da her üç konu Stalin, Roosevelt ve Churchill arasında tartışıldı. Tartışmaya zaman zaman Molotov ve İngiliz Dışişleri Bakanı Eden de katıldı.

 

Molotov-Sarper Görüşmeleri
Potsdam Konferansından önce Moskova Büyükelçimiz Selim Sarper ile Sovyet Dışişleri Bakanı Molotov, 19 Mart, 7 Haziran ve 18 Haziran 1945 tarihlerinde bu konuların hepsini görüşmüştü. 19 Mart 1945 görüşmesinde Sovyetler 1925 tarihli saldırmazlık paktını ilga ettiklerini duyurmuştu. Türk Büyükelçi Sarper’in talebi ile daha sonra 7 ve 18 Haziran görüşmeleri gerçekleşti. Sarper, Sovyetlere yeni bir dostluk antlaşması teklifi ile gidince, Molotov önkoşul olarak, Boğazların ortak savunulması konusunu teklif etti. Molotov-Sarper görüşmelerinde doğrudan toprak talebi gündeme gelmediyse de 1921 Moskova ve Kars anlaşmalarına gönderme yapılarak bu anlaşmaları gözden geçirme teklifi Molotov tarafından masaya getirildi. Ancak konuşulanlar başta ortak savunma konusu olmak üzere bir devlet notası ya da resmi bildirim olarak sunulmadı. Moskova’nın tüm bu sancılı süreçte hedefi Karadeniz’e yabancı savaş gemilerinin çıkmasını önlemek ve kendi savaş gemilerinin geçişlerinde engel ile karşılaşmamaktı. Türkiye’nin hedefi ise Montreux Sözleşmesiyle Boğazlardaki tam egemenliğini korumak ve doğu sınırlarının değişmesini tartışmaya açmamaktı. Ancak Sarper -Molotov görüşmeleri daha sonra Türkiye’nin Atlantik cepheye çekilmesinde en önemli argüman olarak kullanıldı. Sarper, tüm süreçte ABD ve İngiltere’yi Sovyetler aleyhinde kışkırtarak Türkiye’nin yanına geçmelerini teşvik edecekti. Örneğin görüşmelerde Molotov, üs kelimesi kullanmadığı halde Sarper bu kelimeyi daha sonra kullanacaktı. Aynen Kars ve Ardahan kelimelerinin geçmediği halde kullanılması gibi. Bu süreçte Sarper ile ABD’nin ünlü stratejisti ve Sovyetleri çevreleme (containment) doktrininin sahibi George Kennan’ın aynı dönemlerde Moskova’da görev yaptıklarını hatırlatmak gerekir. Bugün bile geçerli olan doktrinin en önemli ve kilit ülkesi Türkiye’dir. Gerek Sarper gerekse Kennan coşkulu komünist ve Rus karşıtlığına sahipti.

 

Potsdam ve Türk-Sovyet Sorunları
Araştırmacı Hazal Yalın, Sovyet arşivlerinden tercüme ederek "1945" kitabına taşıdığı Potsdam müzakerelerinin detaylarında bu konularda liderlerin görüşlerini açıklıyor. Stalin’in Churchill ve Roosevelt karşısında doğudaki toprak talebi ile Boğazların ortak savunulması konularından geri adım atmış olduğunu burada görüyoruz. Tek mutabık kalınan konu Montreux Sözleşmesinin değiştirilmesi konusuydu. ABD, Montreux Sözleşmesinin kısıtlamalarına dünyanın en büyük deniz gücü ve okyanusların jandarması olarak sıcak bakmıyordu. Stalin, "Karadeniz’deki en büyük devlet olarak Boğazlar rejimine yönelik söz hakkım Japonya kadar" diyordu. Potsdam Konferansında yer alamayan Türkiye, Montreux Sözleşmesinin çok taraflı olması nedeni ile hiçbir ülke ile boğazlar konusunu ikili görüşme ile müzakere etmeyeceği tezini savunuyordu. Stalin, Potsdam Boğazlar konusunun bildirgeye yansıtılması yerine sadece protokolde kalmasına rıza göstererek düşük bir profil sergilemeyi tercih etmişti. Stalin’e geri adım attıran en önemli neden Truman’ın Avrupa’daki tüm boğaz ve iç su yollarının tamamen serbest bırakılmasına yönelik teklifiydi. Truman, Tuna, Ren, Kiel Kanalı, Türk Boğazları gibi tüm su yollarında serbestiyet istiyordu. Stalin, bu çekince ile Türk Boğazları ve Montreux konusunu bildirgeye koydurmamayı tercih etti. Neticede Potsdam Konferans protokolünde Montreux Sözleşmesi ile ilgili madde şöyle çıktı: "Üç hükümet, Montreux Boğazlar Sözleşmesinin genel şartlara cevap vermediğinden gözden geçirilmesi gerektiğini kabul etmişlerdir. Bir sonraki adımın tespitine yönelik mevcut meselenin üç hükümetin her biri ile Türk hükümeti arasında dolaysız görüşmelerin konusu olacağında mutabık kalınmıştır.”

 

Notalar Dönemi Başlıyor
Potsdam sonrası üç büyük devlet, Montreux değişikliği konusunda Türkiye’ye ayrı ayrı nota verdiler. İngiltere bir değişikliğin gerekli olduğunu ancak bunun zamanı olmadığını; ABD ise Japonya’nın sözleşmede imzası olan ülke arasından çıkarılmasıyla, ticaret ve savaş gemilerine barış zamanı tam serbestîyet verilecek şeklide sözleşmenin tadil edilmesini istiyordu. Türkiye, 4 Aralık 1945 günü ABD’ye nota ile cevap vererek Türkiye’nin toprak bütünlüğüne ve bağımsızlığına aykırı hükümler içermediği sürece bir uluslararası konferansa katılmaya hazır olduğunu bildirdi. Böylece 9 yaşındaki sözleşme için Türkiye’nin resmi devlet ağzından ilk kez konferans sözü çıkıyordu. Bu süreç devam ederken 14 Aralık 1945 günü Pravda gazetesinde Gürcü Akademisyenler (Canaşia ve Berdzenişvili)’nin Batum’dan Trabzon’a kadar olan bölgede Türk-Sovyet sınırının yeniden düzenlenme talebini içeren makalesi yayınlandı. Sorun bu makalenin Pravda’da yayınlanmış olmasıydı. Bu Türkiye’deki Sovyet karşıtlığını patlattı. Sovyetler 25 milyon insana mal olan Büyük Anavatan Savaşından görkemli bir zaferle çıkmanın psikolojisi ile hareket ediyordu. Ancak karşısındaki ABD ve İngiltere bloğunun da farkındaydı. ABD nükleer bir güç idi. Sovyetler değildi. Mükemmel fırtınanın koşulları olgunlaşıyordu.

 

1946 Yılı Başlarken
ABD Başkanı Truman 1946 Ocak ayında yaptığı bir konuşmada "Artık Sovyetlerin Türk Boğazlarını ele geçirme isteğine şüphem kalmadı" diyordu. Truman, Sovyetlerin yeni jeopolitik konjonktürde, Türk Boğazlarında etkili olarak, büyük avantaja sahip olacağını ve kenar kuşakta Sovyetlerin çevrelenmesinde Türkiye’nin coğrafyasının önemini görerek Türk-Sovyet rekabet ve hatta güvensizliğini fırsata çevirmeye karar vermişti. Amerikan Donanmasının Japon İmparatorunu teslim alan USS Missouri muharebe gemisi 5 Nisan 1946 günü İstanbul’a geldi. Sovyetlere büyük bir mesaj verilmişti. Sovyetler gelişen bu durumu hala okuyamamıştı. Türkiye’yi ABD ve Atlantik sisteme itmeye devam ediyorlardı.

 

Türk-Sovyet Notalar Savaşı
Moskova, Potsdam konferansı notasına 7 Ağustos 1946 tarihinde cevap verdi. 5 maddede listelenen istekler Montreux Sözleşmesinin çok dışındaydı. Özel şartlar dışında Karadeniz’e sınırı olmayan devletlerin savaş gemilerine boğazların kapalı olması ABD ve İngiltere’yi; Boğazların savunulması noktasında Sovyetler ile Türkiye ortak hareket etmelidir teklifi Türkiye’nin kabul sınırları dışındaydı. Türkiye arkasına ABD ve İngiltere’yi alarak 22 Ağustos 1946 günü bu notaya sert bir nota ile cevap verdi. Konuyu sonlandırmak istedi. Bu arada Ankara, doğu sınırına Trakya’daki birlikleri kaydırmaya başladı. 24 Eylül 1946’da Sovyetler Ankara’ya yeni bir nota daha verdi. Benzer istekler tekrarlanıyordu. Türkiye, bu notaya 18 Ekim 1946 tarihinde aynı argümanlarla cevap verdi. 1 Kasım 1946 tarihinde de, Meclisin açılış konuşmasını yapan Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, boğazlar konusuna da değinerek yaşanan süreci şu ifadelerle değerlendirdi: “…Biz Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin, yeni şartlara uygun ve Montrö’nün açıkça söylediği usuller ve hudutlar içinde iyileştirilmesi lüzumunu takdir ediyoruz… Hep beraber hükümleriyle bağlı olduğumuz Birleşmiş Milletler Antlaşması’nın toprak bütünlüğü ve egemenlik hakları kayıtlarına riayet edildikçe, Sovyetler Birliği ile aramızdaki münasebetlerin düzeltilmesine ve iyileşmesine hiçbir engel olmamak lazımdır.”

 

Tuzağa Çekilen Türkiye
Türkiye, adeta Sovyetlerin üst üste yaptığı hatalı hamleleri ABD ve İngiltere’ye yaklaşmak ve onların gölgesine kayıtsız şartsız girmek için kullanıyordu. Sovyetler de farkında olmadan güneyindeki en önemli ülkeyi Stalin ve Molotov’un basiretsizlikleri yüzünden Atlantik sistemin kucağına itiyordu. Halbuki kuzeyde mükemmel bir örnek ülke vardı. Beyaz Zambaklar Ülkesi, Finlandiya, bu tuzağa düşmemişti. (Devam edecek.)

 

Atatürk-Lenin dostluğundan Montreux Türk Boğazları Sözleşmesine - I'i okumak için TIKLAYABİLİRSİNİZ

 

Atatürk-Lenin dostluğundan Montreux Türk Boğazları Sözleşmesine - III okumak için TIKLAYABİLİRSİNİZ

Kaynak: (db) - deniz bülten Editör: Haber Merkezi
Etiketler: Atatürk-Lenin, dostluğundan, Montreux, Türk, Boğazları, Sözleşmesine, -II,
Yorumlar
Haber Yazılımı