01 Nisan 2020 Çarşamba
  • DOLAR
  • EURO
  • BIST
Hafif Sağanak Yağışlı
10°C

Geleceğin Planlaması  

Geleceğin Planlaması   
YAZARLAR - 1 Aralık 2019

Erbil OLCAY
2ER-CEI (Consultant Engineers International Co) CEO

Dünyadaki ekonomik gelişmeleri iyi analiz ederek başta tüm planlamalarımızı olası gelişmelere karşı duyarlılıkla takip ederek, Türkiye’nin tüm mevcut planlamalarının hassasiyetini ve duyarlılığını temin edecek şekilde kararlı çözümlere sahip hedefler koyabilmeliyiz.

Türkiye’nin lojistik altyapısının mevcut durumu ve geleceğe yönelik hinterland ilişkileri için yapılmış tüm planlamaların yeniden incelenmesinin gereksinimi doğmuştur.

Şimdiye kadar yapılmış tüm çalışmalar Batı-Doğu eksenli ağırlıkta olup Kuzey-Güney eksenli ülke içi planlamalarla destekli olarak yapılmış olmakla beraber, iç üretimin akış trafiği ihracat ve ithalat yönleri miktarları çok hızlı bir şekilde değişkenliği uğramış bulunmaktadır.

Bunun ana sebebi Dünyadaki trend değişikleri ile jeopolitik gelişmelere paralel yön değişimi esaslıdır. Son zamana kadar Doğu-Batı-Doğu yönlerinde büyük ağırlık taşıyan lojistik akış yönlerine göre şekillenen ulaştırma ağları ile yükün doğum yerleri ile ağırlıklı ihracat yapılan yönler stratejik olarak global yaklaşım yerine Avrupa ve Ortadoğu ekseninde gelişmiş, bunun dışında ise Kuzey yönünde Rusya-Azerbaycan hattında hareketlenmiştir.

Türkiye’nin ittifakları ile ilişkileri politik yapılanmasının dışında global stratejik yapılardaki radikal sorunlar ortaya çıkmaya başladıkça, oluşan krizlerin tüm ülkelerde yarattığı çalkantılarda hızla gün yüzüne çıkmaktadır.

Bunun dışında Amerika-Çin arasındaki ticaret ambargoları, Avrupa ülkeleri ile Doğu, Kuzey, Güney ilişkileri her geçen gün daha ciddi bir konuma doğru ilerlemekte olup, başta Almanya olmak üzere siparişlerin azalmasına, dolayısıyla fabrikaların üretimlerinin düşmesine neden olmaktadır.

Bunu da resesyon olarak ciddi bir şekilde dikkate almak zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Türkiye’nin en büyük müşterisi Almanya’da ortaya çıkan resesyon Türkiye kaynaklı ürünlerdeki etkisinin sonuçlarının tartışılmasında geç kalınmamalıdır.

İtalya, İspanya, Fransa ve diğer Avrupa ülkelerinin Avrupa Birliğindeki esas dayanağı Almanya orijinli bir destek unsuruna bağlı olduğu herkesin unutmaması gereken bir husustur. Bu arada bu ülkelerin en büyük müşterisi Ortadoğu ve Arabistan Yarımadası ülkeleri olup, son zamanlarda Irak hariç Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Mısır’ın en kötü dönemini yaşadığı söylenebilir.

Doğu-Batı-Doğu hattı aslında emtiada tek yönlü olarak çalışır. Tabii ki doğalgaz ve petrol akışını saymazsak! Ancak, bu konuda da Amerika’nın Avrupa Birliğini yönlendirerek Rus gazına ve petrolüne koyduğu ambargo şartları, İran’a konan İran petrolü ile ilgili ambargolar bulunmaktadır.

Bütün bunların dışında, Çin’in ihracatını one-belt, one-road projesiyle denizden kara ulaştırmasına çevirme gayretleri dikkate değer ulaştırma politikalarının bir işaret olduğu yönündedir.

Günümüzde ister doğuda ister batıda yer alan ülkeler olsun kendi sanayilerini ucuz işgücü modeliyle kendine yeter hale getirmek mücadelesi vermektedir. Bunun sonucu olarak da önce Japonya sonra Kore devamında da Çin ve Tayvan ile Hindistan’dan oluşan modeller ucuz üretim imkanlarına rağmen nakliye masraflarından da tasarruf etmek için proje ve modeller geliştirmektedirler.

Başlangıçta ucuz işçilik avantajı, daha sonra inovasyon (keşif) yeni ve kaliteli üretim teknikleri ile tüm dünyaya mal verirken, onlar da son yıllarda gittikçe bu avantajlarına rağmen ürettiklerini satmakta zorlanmaya başlamış bulunmaktadırlar.

Dolayısıyla yıllar önce avantajı temsil eden unsurların günümüzde bulundukları konumu korumaları gittikçe güçleşmekte hatta konumlarını kaybetmek gibi bir durumu gelmelerine şaşırmamak gerekir.

Araştır-geliştir-üret-sat-sevket-servis ve bakımını üstlen-yedek parça üret döngüsü hiç bitmeyecektir. Dünyanın gelişimi üretenler-tüketenler üzerine kurulmuştur. Ancak, yukarıda değindiğimiz şekliyle üret-tüket, fazlasını sat sloganı gündeme tekrar gelecektir.

Bu yüzden Amerika dünyanın model ülkesi olarak yüksek teknolojiye yönelerek yıllarca hedeflerini keşfet, tekrar keşfet ekseninde tutarak tüketim mallarındaki üretimini çevresindeki ucuz işçilik alabileceği ülkelere know-how ve yatırım imkanları sağlayarak ürettirip kendi markalarıyla ülkeye ithal etmeye başlamışlardır. Sonuçta; keşfeden yatırımın ve tabii ki kârın sahibidir. Üreten ucuz işçidir. Ekonomistler Çin’in altyapısındaki gelişimin tarihçesini de iyi değerlendirebilirler. 

Türkiye bu değişen ticaret savaşlarının sonuçlarını önceden görmek zorunluluğunda olup, bizim borçlanarak geldiğimiz bugünün devamlılığını değerlendirmelidir. Örneğin; Amerika ile yapılan ticaret görüşmelerinde 100 Milyon USD’lik ihracat hedefi gibi.

Biz bu durumda hangi güvence ile geleceğe bakabiliriz!

Daha sonuçları belli olmayan, süregelen sorunlarımızın etkilerinin ne olacağını bilmeden kendimizi daha yüksek hedeflere yöneltirken gene de mutlaka bilmediğimiz veya göremediğimiz hususlar bulunmaktadır ki “Biz Bilmeyiz, Ustamız Bilir”

İngiltere’de halk, publarında içtiğine yediğine ne kadar ödeyebileceğini hesaplayabilir. Eğer KDV’ya yani VAT’ye zam gelirse, ayda ne kadar cebinden ilave masraf olacağını, aynı parayı harcama ile yediği içtiğinin ne kadar azalacağını TV yayınları hesaplayıp bildirir.

Brexit konusundaki kararlarını da gene aynı eğitici ve öğretici kaynaktan alır, kararını da analitik sonuçlar ön planda olarak değerlendirir. Dolayısıyla da, Türkiye gibi toplumlar meteorolojik olayların anlık değerlendirmesi dışında geleceğine yönelik bir değere sahip değildir.

Ülkede petrol yoktur. Tamamına yakını ithalden gelir ve tüm araçların paralarını rafineri patronlarına anında zam olarak öderiz. Bunun hesabının nasıl yapıldığını anlayamayız. Komşumuzdaki halk güçlük çekmeden araba alır, ülkemizde ise araba sahibi olabilmek için mutlaka borçlanılır, masrafına bakılmaz! Kamyon fazlası varken kamyon alırız! Minibüsler fahiş fiyatlarla okul ve işyeri servisi hizmeti verir.

Peki neden Amerika veya Avrupa bunu yapmaz. Tüketim toplumu olmadıkları için mi? yoksa tutumlu oldukları için mi? Gereksiz harcama yapmaz, kazandıklarının karşılığını alırlar.

Bizler geleceğin ne olacağını kestiremediğimiz için hep huzursuz yaşarız ama “komşuda var bende niye yok” açgözlülüğünden vazgeçemeyiz! Bugün yok yarına Allah Kerim diyerek yaşamaya devam ederiz.

İşler bu şekilde yürümemekte geleceği planlamak zorunluluğundayız. Hem birey olarak hem de toplum olarak kafamızı gömdüğümüz kumdan çıkartıp Dünyada neler oluyor? Neler olabilir? Tahlil etmeye çalışmalıyız.

Toplum olarak tutumluluk anlayışını tümüyle benimseyip, “yurdun malı, her Türk onu kullanmalı” sloganına, yıllar önce olduğu gibi tekrar dönmek zorunluluğunda kaldık diye düşünmekteyim.

Bu nedenle de Dünyadaki ekonomik gelişmeleri iyi analiz ederek başta tüm planlamalarımızı olası gelişmelere karşı duyarlılıkla takip ederek, Türkiye’nin tüm mevcut planlamalarının hassasiyetini ve duyarlılığını temin edecek şekilde kararlı çözümlere sahip hedefler koyabilmeliyiz. 

deniz bülten

HABERİ PAYLAŞ :
YORUMLAR

Bu içerik için ilk yorumu siz yapabilirsiniz.

İsminiz* Zorunlu

E-Posta adresiniz* Zorunlu

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.


Sitemizde yayınlanan tüm haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Haberlerin kopyalanması yasal açıdan kesinlikle yasaktır!
Copyright © 2017. Tüm Hakları saklıdır.