20 Kasım 2019 Çarşamba
  • DOLAR
  • EURO
  • BIST
Sisli
20°C

Barış Pınarı Harekatı sonrası Doğu Akdeniz’de neler oluyor?

Barış Pınarı Harekatı sonrası Doğu Akdeniz’de neler oluyor?
DÜNYA - 14 Ekim 2019

Mehmet Cem Demirci – Deniz güvenliği uzmanı

Geçtiğimiz haftalarda Doğu Akdeniz’de, Kıbrıs Adası’nın güney batısında bulunan tartışmalı 7 numaralı parsel için İtalyan ENI ve Fransız Total ortaklığına, sondaj izni verildi. Türkiye 7 numaralı parselin bir bölümünün kendi kıta sahanlığı içerisinde olduğunu savunuyor. Nitekim, bu doğrultuda Yavuz sondaj gemisi ve iki firkateyn bölgeye intikal ettirildi. ENI firması CEO’su Claudio Descalzi bölgeye savaş gemilerinin gelmesi durumunda sondaj faaliyetlerine başlamayacaklarını, bölgede oluşabilecek bir gerginliğin tarafı olmak istemediklerini ifade etti.

Resmî açıklamalardan anlaşıldığı kadarıyla Türkiye; güney sınırında güvenliği sağlamak, terörist unsurları etkisiz hale getirmek ve Suriyeli mültecilerin tekrar evlerine dönmelerini sağlamak olarak özetlenebilecek askeri hedefler doğrultusunda Barış Pınarı Harekâtı’nı icra ediyor. Türkiye için bu harekâtın meşru zeminini BM Anlaşmasının 51’inci maddesi, BMGK’nın terörle mücadele konusunda aldığı 2254 sayılı kararı ve Suriye ile imzalanan Adana Mutabakatı oluşturuyor. BMGK’dan Türkiye’yi kınayan bir karar çıkmaması ve özellikle Türk Hava Kuvvetlerinin Suriye hava sahasını serbestçe kullanıyor olması, Türkiye’nin harekât öncesinde belirli esaslar doğrultusunda ABD ve Rusya’nın desteğini aldığını gösteriyor. Zaten, günümüz koşullarında bir askeri harekâtın başarısı, harekâtın gerekçelerinin uluslararası hukuk kurallarına uygun olmasına, küresel veya bölgesel güçlerin desteğinin alınmasına bağlıdır.

Hal böyle iken birbirinden tamamen farklı dinamiklere sahip iki krizin beraber ele alınması ile yapılan “Barış Pınarı Harekâtı Doğu Akdeniz’de dengeleri değiştirdi”, “Türkiye’nin Suriye’de kararlı duruşu İtalyan ENI firmasını sondaj yapmaktan vazgeçirdi” gibi değerlendirmelerin yüzeysel olduğunu iddia etmek yanlış olmayacaktır.

Total ve ENI’nin dünyanın farklı yerlerinde projeleri var: Doğu Akdeniz öncelik değil

Konuyu şirketler açısından değerlendirmek gerekirse; öncelikli olarak çalışanların güvenliğini sağlanması gerekiyor. Sismik araştırma ve sondaj faaliyetlerinin güvenli bir şekilde yapılma sorumluluğu lisans veren ülkeye ait. Total ve ENI ortaklığının Doğu Akdeniz’de 7 sahada (blok) ortaklığı bulunuyor. Dünya’nın değişik yerlerinde yeterli miktarda yatırımları mevcut olduğundan her iki firma için de Doğu Akdeniz’de hemen sondaja başlamak olmazsa olmaz bir durum değil.

Ekonomik olarak şirketler sondaj faaliyetlerini stabil koşullar altında yapmayı tercih ediyor. 2018 yılında Türk Deniz Kuvvetleri, ENI Firması adına 3 numaralı parselde sismik araştırma yapan bir gemiyi bölgeden uzaklaştırmıştı. Claudio Descalzi’nin; “Bölgede sondaj faaliyetleri nedeniyle oluşacak bir gerginliğin tarafı olmak istemiyoruz” açıklaması bu minvalde değerlendirilebilir.

ENI’nin tavrını sadece ekonomik nedenlere bağlamak yanlış olur

Ancak; Doğu Akdeniz’de münhasır ekonomik bölgelerin veya kıta sahanlıklarının paylaşımı konusunda ciddi bir sorun olduğu vaka iken, şirketlerin Güney Kıbrıs tarafından açılan ihalelere katılmaları ve sondaj için ruhsat almaları sadece ekonomik nedenler ile açıklanamaz. ENI firmasının tavrının altında yatan siyasi nedenlere de mercek tutmak gerekiyor.

AB ülkeleri doğrudan Türkiye ile yaşanacak bir krizin tarafı olmak istemiyor

AB ülkeleri için şu anda birinci öncelik güvenlik sorunu, Ortadoğu ve Kuzey Afrika kaynaklı göç faaliyetleri. Suriye krizinin kendi topraklarına bir mülteci akını yaşanmadan çözülmesi önem arz ediyor. Ancak AB’nin elinde fiili olarak krize müdahale etmesine imkân verecek askeri gücü ve bu gücü kriz bölgesine intikal ettirecek kuvvet aktarım yetenekleri bulunmuyor. Bu durumun doğal sonucu olarak AB, siyasi olarak Doğu Akdeniz ve özellikle Suriye’de sahada fiili olarak güç bulunduran Rusya ve ABD politik ajandasının dışına çıkamıyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından dile getirilen Barış Pınarı Harekâtı’na karşı çıkan AB ülkeleri hedef alınarak yapılan, sınırların mülteciler için açılabileceği söylemi, Fransa dışında diğer AB üyesi ülkelerinin bireysel olarak Türkiye ile kriz yaşamaktan kaçınmalarına neden oluyor.

İtalya yaşanabilecek bir gerginliği tüm AB’nin sorunu haline getirmek istiyor

ENI CEO’sunun açıklamasını siyasi olarak, İtalya’nın 7 numaralı parselde doğrudan Türkiye ile kriz yaşamak yerine, sorunu AB’nin genel bir sorunu haline getirmek istemesi, AB zirvesinden daha caydırıcı yaptırımların çıkmasına zemin hazırlanması, Doğu Akdeniz’de Fransa’nın AB adına daha fazla varlık göstermesinin önünün açılması şeklinde değerlendirebiliriz.

Fransa, Cumhurbaşkanı Macron’un açıklamalarından da anlaşılacağı üzere Barış Pınarı Harekâtı’na en çok karşı çıkan ülkelerden biri. Bu nedenle BMGK daimî üyesi olarak, diğer AB üyesi 4 ülke ile birlikte Türkiye’nin kınanmasına yönelik bir karar çıkaramamış olması, Fransa için yaptırımların görüşüleceği AB Zirvesi’ni daha anlamlı hale getiriyor. Nitekim, AB Bakanı Amelie de Montchalin zirvede sadece Doğu Akdeniz ve Kıbrıs değil, Barış Pınarı Harekâtı’na yönelik yaptırımların da görüşüleceğini söylemesi bu savı doğruluyor.

AB kendi askeri gücünü oluşturabilir

Aslında hem Doğu Akdeniz hem de Suriye’de yaşanan krizler, AB’nin gücünü ve etkinliğini test ediyor. Her iki kriz de coğrafi olarak Avrupa’nın çevresinde yaşanmasına rağmen krizin gidişatını ve aktörlerin davranışlarını Rusya ve ABD’nin duruşu belirliyor. AB’nin bir askeri güç olmadan, amfibi güç aktarım yeteneklerini kazanmadan, kendi politik ajandasını uygulaması zor görünüyor.

Özellikle uluslararası sistemin merkezine gücün yerleşmiş olması, AB’yi yakın vadede politika değişikliğine zorlayabilir. Almanya ve Fransa’nın ortak uçak gemisi üretimi, AB Amfibi Girişimi gibi projeler, yakın vadede hayata geçirilebilir. Fransa, AB’nin bir bütün halinde bu yetenekleri kazanmasına kadar geçecek zaman zarfında, özellikle Doğu Akdeniz’deki güç boşluğunu doldurabilir. Fransa, AB Zirvesi’nden Türkiye’ye yönelik olarak daha sert yaptırım kararlarının çıkması durumunda, deniz gücünün bir bölümünü daha önce Rum Kesimi ile imzaladığı Mari Limanı’nın üs olarak kullanımına yönelik yapılan iyi niyet anlaşmasına dayanarak Kıbrıs’a konuşlandırabilir, sondaj platformları ve araştırma gemilerine koruma sağlayabilir.

Özellikle Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra Barış Pınarı Harekâtı gibi geniş çaplı bir harekâta başlaması, bu harekâtı şu ana kadar ABD ve Rusya ile koordinasyon içerisinde yürütmesi, Doğu Akdeniz’de deniz kuvvetlerini zorlayıcı diplomasinin bir aracı olarak kullanması, AB’yi yakın vadede caydırıcı bir askeri gücü oluşturma konusunda politika değişikliğine itebilir. Bu düşüncenin tohumlarının yeşereceği ilk saha da Türkiye’ye yönelik yaptırımların görüşüleceği AB Zirvesi olabilir.

Kaynak: euronews

deniz bülten

HABERİ PAYLAŞ :
YORUMLAR

Bu içerik için ilk yorumu siz yapabilirsiniz.

İsminiz* Zorunlu

E-Posta adresiniz* Zorunlu

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.


Sitemizde yayınlanan tüm haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Haberlerin kopyalanması yasal açıdan kesinlikle yasaktır!
Copyright © 2017. Tüm Hakları saklıdır.