21 Kasım 2018 Çarşamba
  • DOLAR5.3258
  • EURO6.0687
  • BIST92293
Sağanak Yağışlı
18°C

Malta Kuşatmasının Tarihteki Anlamı

Malta Kuşatmasının Tarihteki Anlamı
YAZARLAR - 21 Ekim 2018

Malta adasının ele geçirilememesinde asıl belirleyici etken, Avrupa’nın ve Akdeniz’in merkezinde sayılacak stratejik bir adanın fethine karar verildikten sonra bu önemli seferin gerektirdiği daha güçlü donanma ve asker kuvvetiyle hareket edilmemiş olmasında bulunabilir.

Osmanlı donanması 16. yüzyılda Akdeniz’e egemen olmakla birlikte, Batı Akdeniz’de kara olarak sadece Kuzey Afrika sahillerine dayanıyordu. Batı Akdeniz’in kuzeyinde herhangi bir kara üssüne sahip değildi. Bu bakımdan Malta adası, Akdeniz’deki stratejik konumu nedeniyle deniz ticareti ve savaşları bakımından her zaman önemli bir üs oluşturuyordu. Rodos adası 1522’de Osmanlılar tarafından alındığında buradan çıkartılan Sen-Jan şövalyeleri, Şarlken tarafından Malta adasına yerleştirilmişti. Burada güçlü bir donanmaya sahip olan şövalyeler hem bölgeyi kontrol ediyorlar hem de Türk ticaret gemilerini zapt ediyor, Türk korsanlarıyla savaşıyor ve Türklere karşı girişilen savaşlara destek veriyorlardı. Nitekim Preveze ve Cerbe savaşlarında gemileriyle müttefiklere yardım etmişlerdi. Öte yandan Malta’daki şövalyelerin varlığı, Osmanlıların Mısır, Trablusgarp ve Cezayir hattının güvenliğini genel olarak tehdit ediyordu. Osmanlı donanması şüphesiz bütün Akdeniz’e egemen durumdaydı. Fakat şövalyelerin hızlarına ve manevra kabiliyetlerine şüphesiz her zaman engel olacak kadar seri bir biçimde cevap veremiyordu.

Bir Türk gemisinin Zanta ve Kefalonya adaları arasında yedi Malta gemisi tarafından zapt edilmesi, Osmanlıların Malta seferi yapmalarını zorunlu hale getirmişti.

Nisan 1565 tarihinde Piyale Paşa, 181 parça gemi ile İstanbul’dan yola yola çıktı. Kara askerinin sorumlusu ise Serdar Mustafa Paşa idi. Osmanlı donanması daha sonra sefere katılan Turgut ve Salih paşaların gemileriyle birlikte 300 parça gemiye ulaşmıştı.

Piyale Paşa, Trablusgarp beylerbeyi Turgut Paşa’nın (daha önce Turgut Reis) gelmesini beklemeden, fakat Serdar Mustafa Paşa’nın ısrarıyla, Malta limanını korumakta olan Sentelen kalesini kuşattı. Birkaç gün sonra 13 kadırga ile gelen Turgut Paşa bu kuşatmanın yanlış olduğunu, asıl kale dururken burada güç harcamanın fayda getirmeyeceğini ileri sürdü. Fakat harekât artık başladığı için sürdürmekten başka bir yol görülmemişti. Kaleye yapılan genel hücum sırasında 18 Haziran günü kaleden atılan bir güllenin taşa çarpmasıyla kopan bir taş parçası Turgut Paşa’nın başına çarptı. Ağır şekilde yaralanan Turgut Paşa beş gün sonra vefat etti.

Sentelen kalesi 17 gün süren çatışmaların sonunda alındı, fakat asıl amaç olan Malta’nın fethedilmesi giderek zorlaşmaya başlamıştı. Deniz mevsiminin geçmeye başlaması, erzak ve mühimmatın azalışı ve Fransız, İspanya ve Vatikan kuvvetlerinin şövalyelere yardıma gelmesi olasılığının artması üzerine kuşatmanın kaldırılmasına karar verildi ve Osmanlı donanması geriye döndü. Yaklaşık üç ay kadar süren kuşatma ve çatışmalar sırasında Osmanlı kuvvetleri çok büyük sayıda can kaybına uğramışlardı. Malta’ya gelen 30 bin kişilik ordunun çok büyük bir bölümü bu kuşatma sırasında kaybedilmişti.

Bu seferin başarısızlıkla sonuçlanmasında öncelikle fiziki koşulların çok çetin olmasını bir neden olarak gösterebiliriz. Çünkü Malta kaleleri, aralarında geçilmesi güç deniz girintileriyle ayrılmış istihkamlardan oluşuyordu. Dolayısıyla bu kalelerin sadece denizden hücumlarla düşürülmesi mümkün değildi. Bu nedenle adaya asker çıkartıldı. Ancak donanmayı askersiz bırakmamak için karaya çıkartılan asker sayısı düşük miktarda tutuldu. Bu durum da elbette yeterli bir gücün kara savaşına girmesini engelledi.

Piyale Paşa ile Mustafa Paşa’nın aralarındaki anlaşmazlıkların de başarısızlıkta rolü olduğunu söyleyebiliriz. Malta seferinin amacına ulaşamaması üzerine Serdar Mustafa Paşa görevinden azledildi. Sefere çıkılmadan önce her iki paşaya da Turgut Paşa’ın talimatlarıyla hareket etmeleri söylenmişti. Fakat onlar bu talimata uymayarak ve Turgut Paşa’nın gelmesini beklemeyerek harekata başladılar. Nitekim Turgut Paşa onları harekât tarzını ve taktiklerini doğru bulmamıştı.

Turgut Paşa gibi büyük bir denizcinin kaybının da bu başarısızlıkta elbette önemli bir rolü olmuştu. Onun daha kuşatmanın başlarında kaybedilmesi, sadece askeri yönetim gücünün zayıflamasına değil, askerin moral gücünün de gerilemesine yol açmıştı.

Fakat her şeye rağmen Malta adasının ele geçirilememesinde asıl belirleyici etken, Avrupa’nın ve Akdeniz’in merkezinde sayılacak stratejik bir adanın fethine karar verildikten sonra bu önemli seferin gerektirdiği daha güçlü donanma ve asker kuvvetiyle hareket edilmemiş olmasında bulunabilir.

Seferin başarısızlıkla sonuçlanması bütün Avrupa’da sevinçle karşılanmıştı. Çünkü onlara göre daha altı yıl önce (1559’da) Cerbe deniz savaşında ağır bir darbe aldıktan sonra (bu savaşta müttefiklerin 60 büyük gemisi batmış ve 20 bin askeri ölmüştü) Osmanlı ordusunun Malta kayalıklarında durdurulmuş olması büyük bir zafer anlamına geliyordu.

Osmanlı donanması Malta seferinin başarısızlıkla bitmesine rağmen Akdeniz’deki egemenliğini elbette yine sürdürdü. Ancak Malta kuşatması onun Avrupa’nın batısında en ileri noktadaki son harekâtı olarak kaldı.

Gerçekten de bugünden baktığımızda, 1565 tarihindeki İkinci Malta kuşatmasının Osmanlı denizcilerinin Batı’da gittikleri en ileri noktada bulunduğunu ve yine bu girişimlerinin Batı Akdeniz’de attıkları son adım olduğunu görüyoruz.

Osmanlı kara ordusu da Batı’da en ileri nokta olarak Viyana kapılarına kadar gitmişti. Dolayısıyla Osmanlı kara ordusunun 1683’teki İkinci Viyana kuşatmasının tarihsel anlamı ne ise, 1565’teki İkinci Malta kuşatmasının da Osmanlı tarihindeki anlamı onun denizdeki karşılığı olmasıdır diyebiliriz. Aradaki 118 yıllık farkı ise Osmanlı kara ordusuna verilen önemin her zaman için Osmanlı donanmasına verilen önemden daha büyük olmasıyla açıklayabiliriz.

Yararlanılan başlıca kaynaklar:

Ali Rıza Seyfi; Turgut Reis, Deniz Kuvvetleri Basımevi Müdürlüğü, İstanbul 1994. İsmail Hakkı Uzunçarşılı; Osmanlı Tarihi, II. Cilt, İstanbul’un Fethinden Kanuni Sultan Süleyman’ın Ölümüne Kadar, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Türk Tarih Kurumu Yayınları, XIII. Dizi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988.

deniz bülten

HABERİ PAYLAŞ :
YORUMLAR

Bu içerik için ilk yorumu siz yapabilirsiniz.

İsminiz* Zorunlu

E-Posta adresiniz* Zorunlu

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.


Sitemizde yayınlanan tüm haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Haberlerin kopyalanması yasal açıdan kesinlikle yasaktır!
Copyright © 2017. Tüm Hakları saklıdır.