23 Ekim 2018 Salı
  • DOLAR5.6803
  • EURO6.5153
  • BIST94682
Hafif Sağanak Yağışlı
21°C

Karadeniz Bölgesi: Türkiye’nin İlgi Alanları ve Stratejileri

Karadeniz Bölgesi: Türkiye’nin İlgi Alanları ve Stratejileri
YAZARLAR - 1 Ekim 2018

Avrupa, Avrasya ve Orta Doğu arasındaki kavşak noktasında Türkiye’nin Karadeniz bölgesinde her gün büyüyen bir rol oynamaktadır ve bu jeostratejik açısından dengeleri değiştirmektedir.

Karadeniz, Akdeniz ve Baltık Denizi’nden sonra Avrupa Birliği sınırları içindeki üçüncü büyük denizdir. Karadeniz neredeyse bir iç deniz olmasına rağmen, Güney Avrupa, Orta Doğu ve Güney Rusya’yı birbirine bağlamaktadır.

Karadeniz’in stratejik önemi, coğrafi konumuna yakından baktığımızda daha da belirgindir: Boğaziçi’nden ve Çanakkale Boğazı’ndan Ege ve Akdeniz’e ulaşabilirsiniz. Kerç Boğazı üzerinden Azak Denizi’ne ulaşabilirsiniz; Kuzey Denizi Ren-Main-Tuna Kanalı üzerinden ve Volga-Don Kanalı ve Avrasya Kanalı üzerinden Hazar Denizine ulaşabilinir.

Karadeniz bölgesinin kıyıdaş ülkeleri sadece karmaşık ekonomik çıkarlara sahip olmakla kalmıyor, aynı zamanda aralarında uluslararası ilişkileri zorlaştıran farklı bir güvenlik politikası anlayışına da sahiplerdir.

Rusya-Türkiye İlişkileri

Kısa bir tarihsel bakış: 8 Aralık 1991 tarihinde Rusya (Boris Yeltsin), Ukrayna (Leonid Kravçuk) ve Beyaz Rusya (Stanislav Shushkevich) başkanları, Sovyetler Birliği’ni resmen çözmüş ve 21 Aralık 1991 tarihinde Bağımsız Devletler Topluluğu’nu kurmuş olan Minsk Antlaşması’nı imzalamışlardır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasından ve ekonomisinin çöküşünden sonraki yıllarda, özellikle Kafkasya ve Orta Asya’da, eski Sovyet bölgelerinde silahlı çatışmalar ve savaşlar vardı.

NATO, istikrarsız durumdan faydalanarak doğuya doğru genişledi ve 12 Mart 1999’ da Polonya, Çek Cumhuriyeti ve Macaristan NATO’ya katıldı ve 29 Mart 2004’te Bulgaristan, Estonya, Letonya, Litvanya, Romanya, Slovakya ve Slovenya ittifakın üyeleri oldular. Bu katılımlarla NATO’nun doğu sınırını Rus sınırına taşımış oldu. Yalnız doğuya genişlemeden önce, 27 Mayıs 1997 tarihinde Rusya ve NATO, “NATO-Rusya Kurucu Hukuku” başlıklı uluslararası bir mutabakat anlaşması imzaladılar. Anlaşma eşit ve istikrarlı bir ortaklık kurmak ve muharebe birliklerinin konuşlandırılmasını terk etmek.

NATO’nun genişlemesinden kısa bir süre sonra, Nisan 2005’te Rusya’nın devlet başkanı Vladimir Putin Sovyetler Birliği’nin dağılmasına ‘geçmiş yüzyılın en büyük jeopolitik felaketi’ olduğunu söyledi ve bu cümleler onun Rusya’nın süper güç olarak eski rolünü yeniden arzuladığını açıkça göstermektedir. Açıklamalarından üç yıl sonra, Kafkas Savaşı (2008), Ukrayna krizi (2013) ve Kırım’ın (2015) ilhakı açıkça Rusya’nın Karadeniz’deki niyeti izlenebilmektedir ve kısa bir süre içinde Rusya’nın Karadeniz’deki sahil şeridi neredeyse eski büyüklüğüne ulaşmış oldu.

Kaynak: US NAVY
USS CARNEY savaş gemisinin Ocak 2018’de Karadeniz’e girmeden önce Boğaziçi’den geçişi

Enerji ve Güvenlik

Güvenlik politikası açısından Karadeniz, Rusya için iki nedenden ötürü büyük bir öneme sahiptir: enerji güvenliği ve askeri güvenlik. Enerji güvenliği söz konusu olduğunda, Rusya’nın çok büyük emelleri var: Rusya, uluslararası enerji piyasalarını etkilemek amacıyla Azerbaycan, Kazakistan ve Türkmenistan’ın enerji kaynaklarını kontrol etmeye çalışıyor.

Rusya Karadeniz’deki üstünlüğünü yukarıda tutmak için askeri gücünü genişletmektedir. Bu durum özellikle stratejik kıyı hatları boyunca savunma sistemlerinin inşasında, örneğin Kırım’daki S-400 hava savunma sistemleri ve Anapa’nın yakınında 500 km’den fazla etki alanına sahip olan en yeni 3K55 BASTION sahil füze sistemlerinde belirgindir. Buna ek olarak, Karadeniz Filosunu 2020’ye kadar en son teknolojilerle donatılmış firkateynler, korvetler ve denizaltılarla güçlendirecek. Ayrıca Rusya, Suriye’deki Tartus Deniz Üssü’nü genişleterek Doğu Akdeniz’de bir güç politikası izlemekte ve bu üs, Rus Donanmasının Hint Okyanusu ve Atlantik’e olan bağlantılarını koruyan Karadeniz’in stratejik kapıcısıdır.

Türkiye’nin rolü nedir?

Bu, şu soruyu gündeme getirmekte: Türkiye önemli bir NATO müttefiki ve AB üyeliği adayı olarak Karadeniz’deki Rusya ile ilgili rolü nedir? Rusya’nın Türkiye’nin deniz güvenliğini garanti altına almak istediğine inanmak naif olurdu. Ancak Rusya, siyasi duruma bağlı olarak Türkiye ile ve belki de NATO ve ABD ile işbirliği yapacak, ancak Rusya’nın gerçek çıkarları, Rusya’nın önceki tarihinde de olduğu gibi, yalnızca kendi hakimiyetine dayanmakta. Karşılıklı rekabete rağmen, Rusya iki jeostratejik sebepten dolayı Türkiye’ye bağımlıdır: Birincisi, Rus enerji altyapısı Türkiye’nin merkezi konumuna bağlıdır ve ikincisi, 20 Temmuz 1936 tarihli Montreux Sözleşmesi ile Türkiye boğazları kontrol etmektedir; Bu anlaşma, diğer şeylerin yanı sıra Karadeniz’deki kıyıdaş olmayan ülkelerin savaş gemilerinin varlığını düzenlemektedir.

Karadeniz’de iki ülkenin farklı beklentileri Suriye’de de belirgin. Ne yazık ki farklı görüşler 24 Şubat 2015’te bir Türk savaş uçağının Suriye sınırına yakın Türk topraklarında bir Rus SU-24 savaş uçağını düşürdüğü, Suriye’deki isyancılar tarafından öldürülen iki pilottan birinin krize yol açtı. Bu olay iki ülke arasında ilişkileri tüm zamanların en düşük seviyesine indirmiş bulundu, takiben 11 Mayıs 2016 tarihinde Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan yabancı generallere şunları söyledi: “NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in Türkiye’ye yaptığı ziyarette ona şöyle dedim: Karadeniz’de görünmüyorsun, görünmezliğiniz Karadeniz’i bir Rus gölüne çevirmekte.

Şu an iki ülke arasındaki ilişkiler gelişmekte ve karşılıklı faydaya dayanmaktadır. Rusya Devlet Başkanı Putin’in, S-400 hava savunma sistemleri ve enerji faaliyetlerinin satışı yoluyla Türkiye’yi NATO’dan çıkarmaya çalıştığı açıktır. Her şeyden önce Rusya, Türk hükümetinin dikkatini Karadeniz’den Suriye’ye yönlendirmeye çalışmakta. Cumhurbaşkanı Vladimir Putin, 1 Mart 2018 tarihinde kendi ulusuna seylenişinde Batı İttifakı’na karşı yöneltilen yeni füzeleri ve nükleer silahları açıkladı ve aynı gün Ermenistan, Türkiye ile “İkili İlişkileri İyileştirme” Protokolü’nü sona erdirdi. Fakat genel olarak iki ülke arasındaki ilişkilerin nasıl geliştiğini gözlemlemek ilginç.

ABD-NATO-Türkiye İlişkileri

Sovyetler Birliği’nin çöküşünden sonra ABD, dünya siyasetindeki hegemonik gücünü artırmak için “Yeni İpek Yolu Girişimi” ni başlattı ve Karadeniz de bunun önemli bir parçası. Hazar Denizi ve Orta Asya ile ilgili stratejik konumu nedeniyle Karadeniz, sadece enerji açısından değil, askeri olarak da ABD için büyük önem taşımaktadır.

1999’dan beri bir Amerikan petrol boru hattı Bakü’den Gürcistan liman şehri Supsa’ya petrol taşıyor. Bu boru hattı daha sonra 2005’ten beri faaliyet gösteren Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı ile desteklenmiştir. Gelişmeler Rus Bakü-Grozni-Novorossiysk boru hattını atladı. Rusya Türkiye ile birlikte büyük “Blue Stream – Mavi Akım” boru hattı projesi ile başarılı şekilde gerçekleştirdi ve şu an “Turkish Stream – Türk Akımı” boru hattı projesi yapım aşamasında.

ABD, Karadeniz’deki etkisini hem kendi başına hem de NATO ile genişletmeye çalışıyor. ‘Operation Active Endeavour’ faaliyetini Akdeniz’den Karadeniz’e genişletmeye çalıştı yalnız Türk tarafı bunu onaylamadığı için gerçekleştiremedi. Buna karşılık Türkiye, Nisan 2001’de ‚Black Sea Naval Cooperation Task Group’ Karadeniz Deniz Kuvvetleri İşbirliği Görev Grubu’nu başlatmıştır. BLACKSEAFOR’un ortakları Karadeniz ülkeleri Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya, Türkiye ve Ukrayna’dır. BLACKSEAFOR’un başlıca görevleri deniz güvenliği, terörizmle mücadele ve insani yardımlardır.

Birkaç yıl sonra, Mart 2004’te Türkiye, yalnızca uluslararası terörizmle değil, aynı zamanda asimetrik tehditlerle karşı mücadele etmeyi amaçlayan BLACKSEAFOR’a ek olarak “Black Sea Harmony – Karadeniz Uyumu” (BSH) kurdu. BSH, NATO’nun Akdeniz bölgesinde faaliyet gösteren “Active Endeavour” operasyonuyla benzer görevlere sahiptir. Rusya, 2006 yılında Ukrayna ve 2007’de Ukrayna’ya katıldı.

Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik agresif politikası ve Rus önlemleri nedeniyle, NATO Eylül 2014’te Galler’deki zirvede çok kararlı bir şekilde tepki gösterdi. NATO, yeni zorluklarla yüzleşmeye karar verdi ve iki ayağa dayanan NATO Hazırlık Eylem Planı’nı sonuçlandırdı. Birincisi “Uyum ve Güvenlik önlemleri“ ve ikincisi “%2 Hedef“. Sonuç olarak 2015 yılında Bükreş’te NATO’nun Güneydoğu Genel Merkezi kuruldu ve takiben Romanya’nın güneyindeki Deveselu kentinde NATO iki hava savunma üssü inşa etti.

Hava Savunma Sistemi komplike mekanizmadan oluşmakta bunların içeriğinde Türkiye’den bir radar istasyonu, İspanya Deniz Kuvvetlerinden birçok Firkateyn ve Almanya’nın Ramstein şehrindeki komuta merkezinden oluşmakta. Kısa süre sonra Haziran 2017 yılında NATO Romanya’da VJTF (Very High Readiness Joint Task Force – Çok Yüksek Hazırlık Seviyeli Müşterek Görev Gücü) tatbikatını gerçekleştirdi bu tatbikat Rusya’nın Kırım’ın ilhakına karşı geliştirilmiş bir tepki gösterisidir.

ABD Kongresi’nin Türk karşıtı tutumundan dolayı, Ankara’nın Bükreş’le birlikte Karadeniz’de ayrıcalıklı bir ortak olarak yerini alması için kaygılar dile getirildi. Askerî açıdan bakıldığında, Türk ordusu Romanya ordusundan üstün olduğu ve özellikle Türk savunma sanayinin ekonomik gücünün söz konusu olduğu için bu tamamen yanlış olur. Ancak durum Bulgaristan’da farklı: Ülkenin muhalifleri NATO’nun askeri varlığını onaylamıyor. Bu da Rusya’nın eski Varşova Paktı müttefikleri üzerinde hala etkili olduğunu gösteriyor. Bununla birlikte, NATO savaş gemilerinin Bulgar limanlarına serbest erişimi var ancak Romanya, komşu Bulgaristan’ın zayıflığını NATO’daki avantajından istifade etmektedir.

Kaynak: Turkish NAVY
Türk Deniz Kuvvetleri ve ABD Deniz Kuvvetleri birlikte ABD-Ukrayna Karadeniz’de çokuluslu deniz tatbikatı ‚Sea Breeze – Deniz esintisi’ 2016

Zor ama güvenilir ortak

Türkiye’nin ekonomik çıkarları bazen NATO’nun stratejilerini aşsa da, Türkiye zor ama güvenilir bir NATO ortağıdır. Bu durum Montrö Anlaşmasında aynen olmuştur: Türkiye 20 Temmuz 1936’dan bu yana boğazları kontrol etmekte yalnız birçok Batılı ülke, özellikle ABD, Montrö Sözleşmesi’ni kabullenmekte zorlanıyor; 2006 yılında ABD Senatosu Montrö Anlaşması’nı onaylamadı ve bugünkü koşullara uyarlanması gerektiğini düşünmekte bunun akabinde 23 Mart 2006’da ABD Büyükelçisi Ross Wilson, Ankara’daki birçok gazetecinin önünde Montrö Anlaşması’nın yeniden müzakereye açık olduğunu ve ABD gemilerinin Karadeniz’de uluslararası sularında gezinme hakkına sahip olacağını söyledi. Türkiye’nin, Montrö Anlaşması’nı NATO’ya yönelik politikası ve Rusya ile uzlaşma aracı olarak stratejik bir araç olarak kullandığı açıktır. Ayrıca ne kadar çelişkili olsa, Türkiye Karadeniz’de iki gücün yüzleşmesini önlemektedir.

Ancak, Montrö Anlaşması’nın statükosu kısa süre içinde değişebilir çünkü iktidardaki AKP partisi, Marmara Denizi’ni Karadeniz’e bağlayacak olan Boğaz’a paralel yaklaşık 50 km uzunluğunda çılgın proje olarak ‘İstanbul Kanalı’ projesini planlıyor. Halihazırda çevre çalışmaları yürütülmekte ve çevre derneklerine göre çevre ciddi şekilde etkilenmekte ve maliyetler 50 milyar ABD doları’ndan fazladır. Geçtiğimiz aylarda Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan, kanaldan geçebilecek gemilerin büyüklüğü hakkında bir açıklama yaptı: Tankerler 145.000 dwt’de maksimum uzunluk 275 metre ve 48 metre genişliğe sahip olabilir; konteyner gemileri için maksimum uzunluk 340 metre, genişliği 48,20 m ve 120.000 dwt’dir. Elbette hükümet gelir elde etmeyi umuyor, ancak İstanbul Kanalı, komşu olmayan devletlerin savaş gemilerinin Karadeniz’e geçişine izin verecek ve bu da tüm bölgedeki statükoyu etkileyebilecek. O zaman çatışmalar kaçınılmaz olacaktır. Karadeniz’de 100.000 ton ağırlındaki Amerikan diplomasisinin yani bir Uçak gemisinin bulunması, yalnızca küçük bir sözleşme değişikliğine bağlıdır.

Ne yazık ki, iki ülke arasındaki ilişkiler zorlanmakta çünkü ABD, Kuzey Suriye’de PKK üyesi olan Marksist-Leninist kürt milis örgütü PYD’nin yardımıyla iki düzineden fazla ABD askeri üssü kurmaya çalışmakta. Bu durum geçmişte bilindiği gibi; ABD geçmişte olduğu gibi Kuzey Irak’taki kürt milisleri ile işbirliği yaptı ve hepimiz bugünkü sonuçları biliyoruz. Mevcut ABD yaklaşımı, Türk nüfusu ve Türk ordusu tarafından şiddetle eleştirilmektedir. Bu gelişmeler iki ülke arasındaki farklılıklar Karadeniz’e uzanmakta. Yine de, ABD, Ankara ile üretken ilişkileri sürdürmeye devam edecek. PKK’nın uzantısı olan PYD, ABD’nin geniş kapsamlı bölgesel emellerini tatmin etmemekte. İlişkilerin eski düzeye gelişmesi birkaç yıl alacaktır, ancak bu karşıtlık AB ve NATO tarafından çok akıllıca kullanılabilir.

AB-Türkiye İlişkileri

Türkiye, Karadeniz bölgesinin ekonomik potansiyelini çok erken farkına vardı ve 25 Haziran 1992’de kendi inisiyatifiyle “Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİ)” adlı bölgesel ekonomik örgütünü kurdu. KEİ, altı kıyıdaş ülke olan Bulgaristan, Gürcistan, Romanya, Rusya, Türkiye ve Ukrayna ile altı kıyıdaş olmayan devletler bunlar Arnavutluk, Ermenistan, Azerbaycan, Yunanistan, Moldova ve Sırbistan’dan oluşmaktadır. AB ve bir düzine ülke sadece gözlemci statüsüne sahiptir. KEİ’nin temel hedefi, barış, istikrar ve refahın artmasına katkıda bulunmak ve bölge ülkeleri arasında işbirliğini teşvik etmektir. Zamanla, hedefler çevreyi koruma, enerji, bilim, lojistik ve tarım için genişletildi, yalnız aynı zamanda güvenlik, organize suç ve terörizmle mücadele gibi gündemindeki yeri yüksektir.

Karadeniz Sinerjisi

“Black Sea Synergy – Karadeniz Sinerjisi” inisiyatifi, 2007 yılında bölgede daha fazla etki göstermeye başlayan AB tarafından geliştirildi ve desteklenmekte. Karadeniz Sinerjisi, Karadeniz ülkeleri ile Karadeniz ve AB arasında geniş kapsamlı bölgesel iş birliğini amaçlamaktadır. Türkiye Karadeniz Sinerjisine büyük önem vermektedir çünkü iç programların AB üyeliğine giden yol olarak önem vermektedir ayrıca Rusya’da stratejik bir ortak olarak kabul edilmiştir.

AB, 2009’dan bu yana Karadeniz Sinerjisi’ni Sovyet sonrası devletlerin Ermenistan, Azerbaycan, Gürcistan, Moldova, Ukrayna ve Belarus devletleri ile “Doğu Ortaklığı” ile güçlendirdi ve genişletti. Bundan sonra, Rusya Karadeniz’deki egemenliğini giderek AB’ye kaptırdı. Ruslar beş yıl sonrasına kadar karşı önlem almadılar. 2014 yılında, Rusya’nın himayesinde, Avrasya Ekonomik Birliği (AEİ) AB’ye karşı bir siper olarak kuruldu. AEB şu an Ermenistan, Kazakistan, Kırgızistan, Rusya ve Beyaz Rusya’dan oluşmaktadır. Genişleme için düzinelerce adaylara, en ilginç olanı Dağlık Karabağ (Azerbaycan), Transdinyester (Moldova), Abhazya ve Güney Osetya (Gürcistan), Luhansk Halk Cumhuriyeti ve Donetsk Halk Cumhuriyeti’ne özel ilgi gösteriliyor.

Rusya’nın Karadeniz bölgesinin kültürel çeşitliliğini potansiyel bir zayıflık olarak kullanarak, bölgeyi uygun gördüğü şekilde dönüştürmek istemesi açıktır ancak Rusya, kendi ülkesinin neredeyse 200 etnik kültürden oluştuğunu unutmamalıdır. Rusya’nın politikaları Batı’ya karşı bir tampon bölge oluşturmakta ve bu nedenle iki strateji getirmektedir: Bir yandan, Karadeniz’de Batı’nın etkisini engellemek ve öte yandan Ukrayna ve Gürcistan’ın NATO ve AB’ye katılmasını engellemek. Bütün gelişmelerin Rusya direnişine rağmen, Türkiye her iki ittifakla da askeri tatbikatlar yürütmekte.

Türkiye’nin ve Azerbaycan’ın ümit vaat eden AEB’ye kabul edilip edilmeyeceği hâlâ yıldızlarda yazılı; Ermenistan’ın düşmanlığı Dağlık Karabağ savaşından bu yana muazzam bir artış göstermekte ve veto etmesini beklemeliyiz. Ancak AEB’nin birçok ülkesinin demokratikleşme sürecinde doğru yolda kaldığını göz ardı etmemeliyiz. Türkiye ve Azerbaycan’ın temel hakları Batı’nın değerlerine dayandırılsa da, mevcut AB ilişkiler göz önüne alındığında, AEB’nin Serbest Ticaret Anlaşması’na katılma olasılığı yüksektir.

AB kendini barışçıl projelerle jeostratejik açıdan hassas bir alan olarak Karadeniz’de yerini almıştır ve deniz havzası stratejisinin değerini takdir etmektedir. Fakat en az beş yıl boyunca herkes, Avrupa’nın savunması ve AB’nin gelecekteki güvenlik ve savunma politikasından (PESCO / Framework Nations Concept) bahsedilmektetir. AB’nin Karadeniz’de NATO’dan bağımsız davranması sadece bir zaman meselesidir. Kısa ya da uzun vadede Türkiye, Batı’daki stratejik yerini böyle karmaşık bir çok taraflı durumda bulacaktır.

Kaynak: GAZPROM
Rus devlet şirketi GAZPROM tarafından Karadeniz’de işletilen bir boru döşeme gemisi. Türk Akımı boru hattı, Rusya’nın gaz kaynaklarını Türk gaz dağıtım ağına bağlayarak Türkiye, Güney ve Güneydoğu Avrupa’ya enerji tedariği yapacak.

Sonuç

Karadeniz, Türkiye’ye uluslararası politikada yer almak için büyük fırsatlar sunmaktadır, ancak zor görevler muazzam çabalar gerektirecektir. Ulusal güvenlik stratejisi çok yönlüdür ve enerji güvenliği yanında deniz ve bölgesel güvenliği de kapsar. Avrasya’dan Avrupa’ya uluslararası enerji boru hatlarının ve ticaret yollarının geliştirilmesi ve kontrolü, uluslararası terörizmle mücadele ve Asya’dan Avrupa’ya göç akışlarının bastırılması gibi en önemli önceliklerdir.

Herşeye rağmen Türkiye 15 Temmuz 2016 tarihli askeri darbeden sonra Rusya, Ukrayna ve Gürcistan komşularının arasındaki sorunlarını çözümleriyle uğraşmaktadır. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki Dağlık Karabağ sorununun ulusal bir sorumluluk olarak devam etmekte yalnız Rusya’nın toprakları Kafkasya’daki topraklarda iddiası bölgedeki barışı uzaklaştırıyor. Türkiye’nin kültürel mirası, Karadeniz’den Hazar Denizi üzerinden siyasî ve ekonomik nüfuzun Avrasya bölgesine getirilmesinde önemli katkıda bulunmakta, böylelikle ülke Orta Asya’da uluslararası önem kazanmaktadır. Türkiye’nin bu stratejik avantajı AB için bir köprü olarak büyük önem taşıyor olabilir.

Genel olarak, Avrupa, Avrasya ve Orta Doğu arasındaki jeostratejik kavşaklarda dinamik ve çevik bir Türkiye, sadece „ANIMUS IN CONSULENDO LIBER“ anlamında değil, aynı zamanda dünya barışı için de gereklidir.

deniz bülten

HABERİ PAYLAŞ :
YORUMLAR

Bu içerik için ilk yorumu siz yapabilirsiniz.

İsminiz* Zorunlu

E-Posta adresiniz* Zorunlu

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.


Sitemizde yayınlanan tüm haberlerin telif hakları haber kaynaklarına aittir. Haberlerin kopyalanması yasal açıdan kesinlikle yasaktır!
Copyright © 2017. Tüm Hakları saklıdır.